Hac buluşması ve ümmet

26 Ağustos 2017 Cumartesi, 09:59

Bir zilhicce ayına daha girdik. Uluslar arası güçlerin oluşturduğu ulusal engelleri aşan yüz binlerce Müslüman, Mekke-i Mükerreme'ye akın ediyor.

Hac, İslam'ı özgün kılan, onun İlahî din olduğunu gösteren en büyük kanıtlardandır.

İslam, her yıl yüz binlerce, hatta milyonlarca mensubunu Hac üzerinden yerinden yurdundan alıyor; Mekke-i Mükerreme'ye götürerek bireysel ve toplumsal eğitime tabi tutuyor, disipline ediyor.

Nefsini sınırlandıracaksın, canlıya zarar vermeyeceksin, tırnaklarını dahi o belli günlerde kesmeyeceksin…

Haccın bireysel yanlarındandır bunlar…

Bir de toplumsal yanları vardır:

Aynı üniformaya bürünüş… Arafat'ta, Müzdelife'de, Mina'da, Kâbe'nin etrafında birlikte hareket ediş…

Omuz omuza, tek kötü söz söylemeden, aynı hedefe doğru yol alış…

Hakikaten ümmetiz biz… Gaye aynı, gönül aynı, yol aynı, adımlar aynı…

Müslümanlar, bu ümmet ruhuyla, bu birlik şuuruyla küfrün korkusu oluvermişlerdir. Hiçbir baskı, hiçbir kültürel saptırma operasyonu bizi birey ve toplum bazında ümmet ruhundan uzaklaştıramamıştır.

Kim ne derse desin, en duyarsız Müslümana, coğrafik olarak, renk olarak, dil olarak en uzak Müslümanın dramını anlatın, o Müslüman Batı'nın düşünsel duyarsızlaştırma zehrine müptela bırakılmamışsa hüngür hüngür ağlayacaktır.

Kalbimiz hakikaten birlikte çarpıyor, birbirimiz için üzülüyor, birbirimiz için seviniyoruz… Buna Bosna, buna Çeçenya, buna Hindukuş dağları şahit…

Ne yazık ki birey ve toplum bazındaki bu ümmet ruhu, bu birlik şuuru, siyasi zeminde neredeyse bitme noktasına gelmiş. Neden mi? Çünkü siyasetimizi biz belirlemiyoruz. Hemen hemen bütün İslam coğrafyasında iktidarı elde ediş veya iktidarı tercih edişte, uluslar arası güçlerin kaygıları Müslüman halkın kaygısının üzerinde durur. Siyasetimizi ne yazık ki o bize ait olmak bir yana, bize düşman olan o kaygı belirliyor.  

İşte güneyin İslam âlemi… Geçen yüzyılın başında İngiliz siyasetine teslim olan, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika'nın ağında çırpınan Arabistan… Dünyada bilindiği kadarıyla bir aile adıyla anılan tek ülke…

Ne garip değil mi? Hicaz, ümmetin kalbi iken ve Allah'ın evi orada iken… Dolayısıyla dünyada en çok orası bir beşere ait olmaya uzak iken sadece orası bir ailenin mülküymüş gibi anılıyor.

Vakanın bu tarafı bir yana…

Suudi, Kral Selman döneminin başında bir iki çırpınıştan sonra özüne (!) dönmüş durumda… Hacılar, Lebbeyk… Allahümme Lebbeyk derken Suudi, israil ve Amerika'ya doğru koşuyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır diktatörlüğü ile birlikte yolunu ümmetin yolundan gün geçtikçe daha da ayırıp Amerika ve israil'in güdümünde bir blok oluşturuyor.

Bu blok, tehdit olarak israil ve Amerika'yı değil, İslam âleminden kimi ülkeleri görüyor. O emperyalistlerin öğrettiği o sözde tehditlere karşı israil ve Amerika'nın yanındaki değil, tahakkümü altındaki yerini, kölelik konumunu sağlamlaştırıyor.

Bu acı hâl, İslam aleminde vaziyetin farkında olan herkesin canını acıtıyor.

Ah birey ve toplum düzeyinde ümmet olan ümmet, bir de siyasi sahada ümmet şuuruna erse bugün konuştuğumuz nice sorun hiç kuşkusuz bertaraf olacak, hasret duyduğumuz nice hedef derhâl gerçekleşecektir.  

İnşaallah bu yılki Hac duaları buna vesile olur.

(Doğruhaber)