Bir Aynicâlût Zaferi daha mümkün mü?

06 Eylül 2017 Çarşamba, 07:36

Nûreddin Mahmud Zengî ve Selâhaddîn-i Eyyûbî'nin öncülüğünde Haçlıları yenen İslam dünyası, Hicrî 658'e girilirken bir kez daha dağılmış görünüyordu.

Abbasîlerin başkenti Bağdat, iki yıl önce istila edilmiş; Hülâgû komutasındaki Moğollar Bağdat'ta, Haçlıların 1099'da Kudüs'te yaptıkları katliamdan daha büyük bir katliam yapmış,  Abbasî Halifeliğini bitirmiş, Müslümanların yüzyıllarca bir araya getirdikleri kitaplardan oluşan kütüphanelerini yakmış, halifesiz bıraktıkları İslam dünyasına tarihinin en büyük darbesini indirmişlerdi.

Moğollar, İslam dünyasının doğusundan kadim merkezine doğru katliam üzerine katliam gerçekleştirirken Haçlıları imha olma noktasına getiren Eyyûbî Devleti, iç ihtilaflar yüzünden dağılmış, ordunun en önemli kesimini oluşturan Memlûklar idareye el koymuşlardı.  Onlar da kendi aralarında ihtilafa düşmüş, istikrarı sağlayamamışlardı. “Akl”a sorulursa Batı'nın Haçlı Seferleri ile bitirmediği İslam dünyasının Doğu'dan gelen Moğollar tarafından tarihe karıştırılması kesin gibi görünüyordu.

İslam dünyasının kesin bir yenilgiye uğraması, Moğolların Akdeniz sahillerine hâkim olmasını sağlayacak ve belki de dünya hâkimiyetinin önünü açacaktı. Başka bir ifadeyle Cengiz Han'ın komutasında Moğolistan'dan yola çıkıp oğulları ve torunlarının komutasında insan katlede ede Batı'ya doğru yol alan Moğolların dünya hakimiyetinin önündeki tek engel İslam dünyası görünüyordu.

Moğolların İran kolu, Müslüman olmuş, İlhanlılar adını almıştı. Moğollar bu değişimin İslam dünyasının istilasını kolaylaştırmasını bekliyorlardı. et-Tusî olarak bilinen bir şahsın önderliğinde bazı mezhepsel ittifaklar edinmiş, Gürcü ve Ermenileri de hizmetlerine almışlar; müttefiklerine çok yönlü imtiyazlar tanımış, onların desteğiyle zafere ulaşacaklarından emindiler.

Moğol zaferinden emin olanlar sadece onlar değildi, İslam dünyasını istila edemeyen ve nihayetinde Fransız Kralı IX. Louis'in Eyyûbîler tarafından esir edilmesiyle umutları ağırca kırılan Katolik Batılılar ve Müslümanların içindeki bir kesim de “akl”a bakarak Moğolların İslam dünyasına karşı zaferinden emindiler. Müslümanlar kendi aralarında onca ihtilafta iken nasıl zafere erebilirlerdi ki?

Ne var ki işler “akl”a göre yol almadı. Önce Meyyâfarîkîn (Silvan)'de Melik Âdil bin Eyyûb'un torunu Melik Kamil, onlara karşı direnmenin mümkün olduğunu ispatladı. Moğollar, onun başını kopardılar, istila edecekleri yerlerde zaferlerinin ve Müslümanların yenilgiye mahkum olduklarının simgesi olarak sergilediler. “Akl”a göre o başın Müslümanları yıldırması gerekiyordu oysa o başı gören Müslümanlar gayrete geldiler, onu Hz. Hüseyin'in kafası gibi kabul edip bizzat Şam'da onun yanı başına gömdüler, bu hâl içinde Moğollara karşı bin kat bilendiler.

Sonra Halep'te Selâhaddîn-i Eyyûbî'nin seksen yaşına yaklaşmış Muazzam Fahreddin Ebu Mansur Turanşah “Kimse savaşmazsa ben savaşırım” diyerek Moğollara meydan okumuş, şehri kurtaramamışsa da o büyük kahramanın bu yaşlı çınarı “akl”ı hayrette bırakacak şekilde Müslümanlarda zafer umudu oluşturmuştu.  

Suriye'nin büyük bir kısmını istila edip Ramazan 658 (Ağustos 1260)'de Ermeni ve Gürcülerin desteğiyle Filistin üzerinden Mısır'a uzanmak isteyen Moğolların (İlhanlıların) karşısına Mısır'a hakim olan Memlûklar çıktı. Mısır'da Eyyûbî hakimiyetine son veren ve günün geleneği içinde henüz bir hanedan oluşturamadıkları için sürekli iktidar kavgası içinde bulunan Memlûklar, alimlerin de yol göstermesiyle başlarına el-Melik Muzaffer Kutuz'u getirmiş; Kutuz, Moğolların karşısına çıkıp savaşma kararı almıştı. Kutuz'un küçük ordusu henüz kendisine itaat edecek durumda değildi. Nitekim, savaştan sonra bizzat o ordu tarafından katledildi. “Akl”a sorulursa Kutuz'un Ermeni ve Gürcülerce desteklenen ordusuna karşı zafer kazanması mümkün değildi.

Ama Moğol ordusu ile Kutuz'un ordusu 25 Ramazan 658 (3 Eylül 1260)'de Aynicâlût'ta karşılaştığında işler “akl”a göre yol almadı.

Hülâgû, Kutuz'a elçiler göndermiş, ondan teslim olmasını istemişti. Kutuz, alimlere danıştıktan sonra teslim olmayı reddetti,  Hülâgû'nun elçilerini öldürdü; Memlûk emirlerinden Baybars el-Bundukdârî'nin komutasındaki Müslümanları Moğol ordusuna karşı savaşmak üzere Gazze'ye gönderdi. Moğolların Suriye komutanı Ketboğa Noyan, o sırada Dımaşk'ta Moğollara karşı kıyamda olan Müslümanlarla uğraştığından Baybars'ın karşısına Moğolların Gazze komutanı Baydarâ çıktı.

Baybars, Baydarâ'yı uğraştırırken Kutuz, Mısır'dan Filistin'e ulaştı, bir kez daha istişare ettiğinde konuyu “akl”a soran bazı emirleri Moğollarla savaşmanın mümkün olmadığını söyleyip uzlaşma istediler. Ama Kutuz, onlara uymayı reddetti, onları Kur'an-ı Kerim'den ayetler okuyarak ikna etti. Sonra ordusunu ikiye ayırıp bir bölümünü ormanda pusuya yatırdı, geri kalanını ise Baybars komutasında Moğolların üzerine gönderdi. Ketboğa da bu sırada Filistin'e yetişmişti. Yanında “akl”a sorarak Müslümanların zaferinin artık mümkün olmadığını düşünen çok sayıda Müslüman emir de bulunduğu hâlde Aynicâlût'ta Baybars'ın komutasındaki öncü Müslüman birliğe saldırdı.

Aynicâlût, Filistin'de Nablus ile Beysân arasında yer alan küçük bir kasabadır. Rivayetlere göre adını Hz. Dâvûd (as) tarafından öldürülen Câlût'tan almış. Selâhaddîn-i Eyyûbî, bu kasabayı 578'de (1182-83) Haçlılar'dan almış; Hittin Savaşı ve Kudüs'ün fethinden önce bölgedeki Haçlı kontlukları üzerine düzenlediği seferlerde bir üs olarak kullanmıştı. Onda muvahhidlerin zafer izleri vardı.

Baybars'ın komutasındaki Müslüman birlik, sahte ricʿatle Ketboğa'nın ordusunu ormana kadar çekti, Kutuz'un aslanlarına yem etti. Her taraftan kuşatılan Moğollar öğleye kadar savaştılarsa da tarihlerinde ilk kez bir meydan savaşında yenildiler, onlardan öldürülenler öldürüldü, esir alınanlar arasında ise Ketboğa ve oğlu da vardı. İkisi de hemen infaz edildiler. Bu infaz “akıl kârı” değildi, Moğollar gazaba gelebilir ve her tarafı yok edebilirlerdi. Kutuz, bu infazla “akl”ı hayrette bırakıyor, Moğolları savaşa kışkırtacak adımları atmaya devam ediyordu.

Baybars, Moğol ordusundan kurtulanları Beysan'a kadar takip etti, bir kez daha yenilgiye uğrattı.

Bu savaşla ihtilaf içindeki Müslümanlar, ittifak hâlindeki Moğolları yenmiş; Moğolların küresel devleti gerçekleşme imkânını kaybetmiştir. Moğolların kesin zaferine inanan bazı mezhep grupları ile Batılı ve Doğulu Hıristiyanlar bin pişman olmuş, “akl”a sorarak istemeden Moğolların yanında bulunan Müslüman emirlerden Musul sahibi el-Melikü's-Saîd savaş sırasında zelilce öldürülmüş, diğerleri ise lisan-ı hâlleri ile ümmetten özür dilemişlerdi.

Bu hâl içinde bir Aynicâlût Zaferi'nin ümmet için mümkün olup olmadığını “akl”a soralım mı acaba?

(Doğruhaber)