Dışarıya meydan okurken içeriyi ihmal etmek!

08 Ekim 2017 Pazar, 00:44

Osmanlı, içeriden emin olarak dış siyaset yapardı. Çünkü toplumla sağlam bir bağ kurmuştu. Herkesin kendisini ait göreceği bir sistem oluşturmuş, bir büyük ortaklık kurmuştu. O büyük ortaklığın teferruatı hep tartışılabilir ama ruhu pek kabul görmüştü. O ruh, Müslümanların asli unsur oldukları, diğer toplulukların da haklarının İslam hukukuna göre mutlaka korunmasına dayanıyordu.  

Fransız İhtilali'nden sonra Osmanlı'nın bürokratik yapısından bir kesim, o ortaklığın teferruatı ile pek uğraştı, ruhunu ise anlamadı, ihmal etti. Nihayetinde o ruh Tanzimat Fermanı ile darmadağın oldu.

Osmanlı, Ferman'dan sonra da içeriden emin olarak dış siyaset yapmak istiyordu. Oysa Tanzimat Fermanı, eskilerin ifadesiyle bütünlüğün “fermanı” olmuştu! İçeride mühim bir kesim, artık eskinin hatırına bağını sürdürüyordu. Söz konusu olan hatır, asırlara yayılan Osmanlı için olunca ancak iki kırk yıl sürebildi.

Mesele “geçmişin hatırı” olunca işler hep problemli olur ve bir yerde tıkanır. Bir an için hâlin hatırını inşa etmek gerekir.

Türkiye, 15 Temmuz'da çok ağır bir darbe atlattı. O günden bu yana da dışarıda kimi dış güçleri ürküten adımlar attı. O adımları atmaya da devam ediyor.

Tarihinde ilk kez başı örtülü bir Harp Okulu öğrencisi aldı, bunu özellikle basına servis etti. Başörtüsü, bir simge hem de büyük bir simgedir, her simge bir mesajdır, mesajı alan almıştır. 

Ve ABD'nin 17-25 Aralık soruşturmalarını Washington'a taşıyıp Türkiye'nin soruşturma öncesindeki dış siyasetini, bir eyalete muamele eder gibi, yargılama konusu yapmasına bir ABD konsolosluk görevlisini tutuklayarak tarihî bir cevap verdi. Türkiye, ABD'nin darbe girişimiyle ilişkisini teşhir ediyordu, bu tutuklamayla yargılama konusu yaptı.

Bir ABD memuruna casus muamelesi yapmak… Hem de darbecilerle ilişkisi için… “Nesnel hukuk” devreye girse ABD ile bağlantılı her kim varsa tamamı casusluktan hapsi boylar. Ama dış gücün gücü söz konusu olunca “nesnel hukuk” işlemez, “mesaj veren” hukuk işler yalnızca.

Türkiye'nin bu mesajları verebilmesi, ancak içeriden emin olmasına, halkının geniş bir kesimini memnun etmesine bağlıdır.

Ortada iki büyük sorun var:

Fransız İhtilali, Osmanlı için sadece parçalama getirdi. O ihtilalin köhnemiş zihniyetiyle halka seslenmek, “millet”in tarifini hâlâ o ihtilalden almakta kalarak ahkam kesmek, evi bile bile ateşe vermek kadar tehlikelidir, budalacadır.

Hepimiz “diriliş” ararken ve malum olduğu üzere “diriliş”, “ihya” iken dirilenin, ihya olanın Fransız İhtilali'nin köhnemiş filozoflarının ruhu olduğunu görmek aklı başındaki herkesi ürkütüyor.

Türkiye'de hukukun nesnelliğine ancak acemi hukuk fakültesi mezunları inanır. Gerçekte söz konusu siyasi duruş olunca dilendiği gibi evirilip çevrilen, kabzası dahi aniden keskinleşip tutanını kesen bir kılıç vardır.

“Senin telefonunda şu bulundu” denerek istenen kişiye “nesnel hukuk” uygulamak!.. Buna bir de memuriyet alımlarında “güvenlik soruşturmaları” eklendi, vaka yerel birimlerin elinde “kulağın niye uzun” noktasına varmış, deniyor. Figan eden olunca “Efendim bir zamanlar” diye başlayan sözde “nesnel kriterler” devreye giriyor! Oysa bizim ait olduğumuz büyük anlayışta en zayıfın bile bir gücü vardır. “Madde” ile ölçülmeyen o güç dikkate alınmadığında her şey berbat olur. Dışarıya “mesaj veren” hukuk… İçeriye “nesnel hukuk”! Bu, bize ait değil, bizi abad değil, berbad eder.  

Olanlar görünüyor da son yıllara gönderme yapan “geçmiş”in hatırı hatırlatılıyor. Nereye kadar?

Dışarıya meydan okuyanın içeride rahat olması gerek. Bizim Fransız İhtilali ruhuna değil, kendi ortaklık ruhumuza ihtiyacımız var. Bizim “nesnel hukuk” safsatasına değil, vicdana, toplumsal yarara ihtiyacımız var.

Victor Hugo'nun “Sefiller”ini okuyanınız çoktur. Batı'nın geleneğinde esas olan, mutlak cezalandırmadır; bizde ise esas olan vicdan ve affediciliktir.

Batı cezalandıra cezalandıra var olmuştur, biz affede ede güçlenmişiz. Dileyenler, Selâhaddin-i Eyyûbî'yi bir kez daha okusun… Sefiller'deki mantıkla, Selâhaddîn'in mantığını bir kez daha kıyaslasın… Tanzimat Fermanı öncesi Osmanlı'yı Selâhaddîn'de; köhnemiş Batı'yı Sefillerde bulacaklardır. (Doğruhaber)