Başa ne geldiyse yapıp edilen veya hissettirilenlerdendir

17 Mayıs 2017 Çarşamba, 13:23

Gözaltı cehenneminde sadistler, hangi işkence türünden daha çok acı çektiğimizi sezdilerse en çok onu uygulayaduruyorlardı. Hele vücudunda kanayan bir azası olan olduysa, oradan tuz ve copu eksik etmezlerdi.

Dünya var olalı müstebitlerin veya normal ülkelerin de düşman belledikleri devletlerin yumuşak karnıyla ilgili tutumları da hep yukarda verdiğim örnek gibi olmuştur.

Stratejilerini hep karşı ülkelerin endişe duyacağı/duydukları hamleler üzerine bina etmişlerdir.

Bugün Kuzey Kore'nin yaptığı füze denemeleri gibi... Son birkaç hafta içinde ABD ‘endişe duyuyoruz' dedikçe onlar daha uzun menzilliyi kullanarak çileden çıkarmayı deniyor.

Kuzey Kore en son pazar günü yeni bir füze denemesi yaptı. Pyongyang(K.Kore'nin Başkenti), denemesi yapılan füzenin, nükleer başlık taşıma kapasitesi olan yeni tür bir balistik füze olduğunu söyledi.

Kuzey Kore devlet medyası füzenin Kusong yakınlarındaki bir rampadan Kore Yarımadası'nın doğusuna, denize doğru fırlatıldığını, 2111,1 km irtifaya ve 787 km menzile ulaştığını duyurdu.

Bu ‘irtifa' kapasitesi, standart füze yörüngesiyle 4.500 km menzil anlamına geliyor ki, Büyük Okyanus'ta Guam adasındaki ABD üsleri bu menzilin içinde kalıyor.

ABD tepki gösterdikçe daha uzun menzilli için yoğunlaşıyor, Kuzey Koreliler.

Emperyalizmin merkezi ABD de, Ortadoğu diye tabir edilen ülkeler için aynı stratejiyi güdüyor ve ilk önce söz konusu ülkelerin yumuşak karnını keşfetmeyle işe koyuluyor.

Hangi meseleyi ehem saydılarsa/saydıysak ha bire oraya yükleniyor.

Buna bizim yani İslam ülkelerinin zemin hazırladığı da şüphe götürmez bir gerçek. Şuan parçalanmışlığımızın tek nedeni anlayış kıtlığı ve sonuç odaklı düşünmeyişimizdir.

İnsanlarımıza çok gördüğümüz bir tutam özgürlüğün neticesinde oluşan devasa bir tepkisellik ve ardından gelen bir dış hamilik(himaye etme) planıyla da işlerin nasıl da çığırından çıkabildiği tekrarlaması.

Kırmızı çizgileri çizdikçe de çiğnemek için habire sortiler gerçekleştirirler. Sağa sola saldıracak kıvamına getirene kadar bu işlem devam ettirilir. O çizgileri çiğneme adına dünyada benzeri görülmemiş adımları atmaktan geri durmazlar.

Bunu salt isimleri ön plana çıkmış IŞİD, PYD veya PKK için söylemiyorum. Ancak bugün için ABD'nin PYD ısrarı, Türkiye'nin canhıraşane karşı çıkışlarının bir neticesi de olabilir.

Türkiye'nin her ‘güvenli bölge' deyişinin ardından ABD'nin karşı hamlesi PYD üzerinden geliyor ve bu da ilginç oluyor. Çünkü aslında PYD, ABD'nin terör listesinde gördüğü PKK'nin Suriye'deki kolu. Ancak burada mesele Türkiye'nin sinir uçlarına dokunmak olunca bunun da bir kılıfı bulunuyor ve ‘ayrıdır' denilerek işin içinden çıkılmaya çalışılıyor.

Rakka operasyonuna Türkiye'nin dâhil edilmemesi ve ardından alınan PYD'ye ağır silah sevkiyatı kararı, Türkiye'nin sinir uçlarına dokunuşun göstergesi.

Dün günlerce tartışılan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Trump görüşmesi gerçekleşti. Görüşmenin Türkiye'nin talepleri açısından bir değişikliğe kaynaklık etmeyeceği görüldü. ‘Uzun ve zorlu' diye tabir edilen görüşmenin ilk aşaması 23 dk. sürdü. Burada örgütlerle ilgili tepkiyi ortaya koyarken Trump'ın sadece IŞİD ve PKK'yi zikretmesi, PYD ile ilgili tavrında herhangi bir değişikliğin olmadığına işaretti. ABD tavrında bir değişiklik olsa dahi bunun farklı pazarlıklar sonucu olacağı muhakkaktır.

İşin aslına bakınca da gerçekte başımıza ne geldiyse elimizden veya hissettirdiklerimizden gelmiştir. Bugün ABD'nin İslam ülkelerinde yüzlerle ifade edilecek üsleri söz konusu. ABD ordusundaki 1.4 milyon muvazzaf askerden 350 bini 130 ülkede bulunan toplamda 750'den fazla ABD üssünde konuşlandırılmış durumda. Bu askerlerin yüzde 50'si de yakın coğrafyamızda yiyip içip keyif çatmayla beraber yeri geldi mi katlediyor ve her geçen gün fitne ateşini alevlendiriyor.

Bu tablo bile bize, işe nerden başlanması gerektiğini salık veriyor.

Dışardakilerin kendi aramızdaki hassasiyetlerimize o derece muttali olmaları, onlara neyi, ne zaman ve nasıl deşecekleri imkânını veriyor.

Biraz daha kendi içimize dönüp sorunları kendi aramızda çözme yollarını yoklasak, onların manevra alanlarını da daraltır diye düşünüyorum.

Selam ve dua ile…

(Doğruhaber)