Körfez’e Tukidides tuzağı…

14 Haziran 2017 Çarşamba, 02:47

Katar çok küçük bir ülke ama 2000’lerin başlarından itibaren bölgedeki siyasi gelişmelerde Suudi Arabistan’dan daha fazla öne çıktı. Mevcut rezervlerine ilaveten İran ile paylaştığı ve henüz üretime açılmamış bulunan Pars sahasındaki(Güney Pars) doğal gaz yatakları ayrıca göz kamaştırıyor.

Katar, 1980’lerin başında ‘yeni İran’ın gücünü dengelemek için kurulan “Körfez İşbirliği Konseyi”nin altı üyesinden biri. Katar’a ablukayı da bu altı üyeden Suudi Arabistan, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri başlattı. Kuveyt ve Umman bu yaptırımlara katılmıyorlar. 

“Körfez İşbirliği Konseyi”ni sarsan krizin birçok sebebi var ama bunlardan en önemlisi, Katar’ın “yumuşak güç” uygulayarak bölge politikalarında öne çıkması. “El Cezire” televizyonu, Katar’ın Arap kamuoyu üzerindeki yumuşak gücünün etkili aracı.  Katar’ın yükselişi, Körfez’in en baskın gücü olan Suudi Arabistan’ın kıskançlığını ve husumetini üzerine çekti. Aslında Riyad, Körfez’in diğer ülkelerine büyük krala tabi küçük beyliklermiş gibi davranıyor.

ABD Başkanı Trump, Suudi Arabistan Kralı Selman ve Mısır diktatörü General el-Sisi’nin ürkütücü kılıç dansı eşliğinde el bastıkları sihirli kürenin içinden İran’dan sonra Katar’ın çıkacağı pek tahmin edilmiyordu. Her geçen gün Washington’daki iktidarı daha da tartışmalı hale gelen Trump’ın kişisel hırslarıyla Riyad’ın(ve Kahire’nin) stratejik çıkarları birleşince olanlar oldu. Trump ve Riyad arasındaki yüz milyarlarca dolarlık “al-ver” anlaşması, Katar’ın defterinin dürülmesine ilişkin plânın yürürlüğe konulmasını kolaylaştırdı. Katar’ın bölgede Riyad’dan bağımsız politika izleme iradesi göstermesi defterinin dürülmesi için yeterli sebep.

Katar ile Suudi Arabistan arasındaki krizi analiz ederken Prof. Graham Allison’ın icat ettiği “Tukidides Tuzağı” kavramından istifade edebiliriz. Bu kavram günümüzde daha çok Çin ve ABD arasındaki gerilimli ilişkiyi açıklamak için başvurulan bir mecâz, bir metafor.  “Tukidides Tuzağı” günümüzde Çin ve ABD’nin yanı sıra, ABD-Almanya, Katar-Suud-i Arabistan, NATO-Rusya arasındaki gerilimli ilişkiyi açıklamak bakımından da yararlı bir kavram. 

“Tukidides Tuzağı” kavramı için, Atinalı tarihçi ve general Tukidides’in 2400 yıl önce vuku bulan “Peleponnes Savaşları”nı anlatan meşhur kitabından esinlenildi. Ana fikir şudur:  yükselen bir gücün yerleşik egemen güç nezdinde yarattığı korku, eninde sonunda savaşa yol açar.

Uzun yıllara, hatta kuşaklara yayılan “Peleponnes Savaşları”nın iki ana aktörü vardı, Atina ve Sparta. Peleponnes yarımadasının diğer şehir devletleri bu iki güç etrafında kutuplaşmıştılar. Atina’nın giderek zenginleşerek yükselmesi yarımadanın en büyük askeri gücü olan Sparta’yı rahatsız etti. Güç dengelerinin değişmesi, bir taraftan yeni ittifaklara kapı aralarken, diğer taraftan eski ittifakların yıkılmasına yol açtı. Sparta ve Atina’nın kolonileri olan şehir devletleri( ve onların da kolonileri olanlar) arasındaki çatışmalar savaşın bahaneleriydi.  

Graham Allison’ın tezini doğrulayan bir saha çalışması da var. 1500’lerden 2000’lerin başına kadar olan dönemi kapsayan çalışmaya göre, yükselen bir gücün,  egemen gücün iktidarın meydan okumasına neden olan 16 tarihi vakanın 12’si taraflar arasında savaşla sonuçlandı. 

Diplomatik yollarla sönümlendirilmez ise “Katar Krizi”  beklenmedik ittifaklara kapı açabilir, kutuplaşmayı tetikleyebilir ve “Körfez” hızla Tukidides Tuzağı’na doğru sürüklenebilir. Körfez’de çıkacak bir çatışmaysa bölgesel, müslümanlar arası daha büyük savaşlara dönüşebilir. Emperyalist güçlerin beklentisi de bu. (Yeni Şafak)