Militan Muhafazakâr Demokrasi

07 Kasım 2018 Çarşamba, 12:28

Demokrasi Türkiye Müslümanlarının bir kutsalı. Muhafazakâr iktidar ile birlikte bu durum iyice pekişti. Daha önceleri olumlu bakmadıkları, ağır eleştirdikleri ve uymayı asla düşünmedikleri sistemin ballı börekli parçaları hâline geldiler.

15 Temmuz “demokrasi şehitleri” bu duyguyu iyice sağlamlaştırdı. Şehitlik kavramının demokrasinin bir unsuru olmasının sağlanması ve demokrasinin kutsanması, İslâm’ın kimi değerlerinin manipüle edilmesine neden. Dışarıdan gelen baskılar sonucu fundemantal Müslümanlar yerine artık militan demokrasi mücahitleri kavramı böylece istendiği gibi yerli yerine oturmuş oluyor.

İstendiği kadar İslâm ve onun değerlerinden söz edilsin, geçerli olan sistem karşısında hiçbir hükmü yok desek yeridir. İslâm’ın özüne bağlı insan sayısı da alabildiğine azaldı. Onların deyimi ile artık İslâmî bilinç ve duyarlığı olanlar marjinal. Şehadet kavramının ya da şehadetin Bedir ve Uhud şehitleri ile özdeş kılınması garabeti tartışılamaz. Bütün mücadele bir milletin millet bilincinin oturtulması yerine ulusalcı jakoben demokrasinin kökleşmesi sağlanmış oldu böylece. Kavramları iyice bulamaca dönüştü. Muhafazakâr başörtülüler ile diğerlerinin ayrımı nasıl olacak ya da yapılacak? Bu tam anlamıyla belirsiz. Şöyle ki 15 Temmuz sonrası kalkışmadan sonra bilinen örgüt mensuplarının başörtülü kadınlarından on yedi bin dolayında kadın içeride. Kimi emzikli çocuklarıyla kimi orada doğum yaparak. Ve bunlar örtülü ve büyük kısmının namazında ve niyazında olduğu bile düşünülebilir. Öyledir de.

Sosyolojik değişim ve görünümler daha çok bayanlar üzerinde yapılıyor. Yıllar önce, 28 Şubat sürecinde NTV’de telefon ile bağlandığımda Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Şükran Ketenci, “Kadınların %60ın üzerinde örtülü olduklarının” yakınması içinde olmuştu. Bunun önüne geçilmesi gerektiğini savunmuştu. Ben de kendisine dönük olarak, “Bu kadınları ne yapalım, denize mi dökelim, topunu öldürelim mi?” sorusunu yöneltmiştim. Bu soru önemliydi. Bugün için de geçerli. Onların yapamadıklarını bugün muhafazakâr demokratlar yapıyor. Şöyle bir soru da yöneltebiliriz. İktidarlar ebedi değildir. Bu ülke sosyolojisi her an değişebilir. Hızlı bir değişim yaşanıyor. Yarın bir gün değişimde içeri atılacak olan başörtülüler ayrımı nasıl yapılacak? Benim değil de yığınların kafası çok karışık. Bukalemun gibi günden güne değişim gösteriyor. Çıkarcı ilişkiler ne yana dönülse kitleler de o yöne doğru evriliyorlar. Bir bakıyorsunuz ulusalcı, ırkçı Türkçülük ruhu ağır basıyor, bir başka zaman muhafazakârlıkları ağır basıyor eski günlerine dönülüyor gibi oluyor.

Muhafazakâr jakobenlerin dillerinin altında hazır nefret kalıpları hazır duruyor. Kendileri gibi düşünmeyen ve kendileri gibi olmayanlar lânetliFETÖ’lük ile anında suçlayıp töhmet altında tutuyorlar. Bu lânetli tükürükten hemen yararlanıyorlar ve karşıtlarını ilençliyorlar. Kaldı ki bunların kahir ekseriyetinin geçmişi onlarla.

Muhafazakâr militan demokrasinin kılıçları çok keskin ve acımasız. Merhameti yok bu dinin. Yönetimdeki muhafazakâr Müslümanlar militan demokrasinin hakkını iyi teslim ediyorlar. Asıl sahiplerinin yapamadıklarını bunlar eksiksiz ve kusursuz yerine getiriyorlar. Tebaalarını da ne yazık ki kendilerine benzettiler.

Yetmiş yılı aşkın bir zamandır verilen mücadelenin sonucu, Müslümanların jakoben, ırkçı ve ulusalcı bir anlayışı sahiplenmeleri. İslâmî mücadeleden kimse söz etmesin. Geçen gün medyaya yansıdı milyarder sayısındaki hızlı artış gözlerden kaçmıyor, 187,225 kişiden oluşuyor. Yani liberal ekonominin kapitalist ruhunu özümsemiş yeni muhafazakâr bir zenginler kulübü de oluşuyor. Üst zengin tabaka ve altındakiler. Eşit dağılım değil ayrımcı bir dağılımı da var bu muhafazakâr ulusalcı jakoben anlayışın. İşin içinden çık çıkabilirsen! (Milli Gazete)