Ontolojik bunalımı aşmak

10 Ocak 2017 Salı, 00:07

İslam dünyası toplumlarını, bu toplumların kültürlerini, dünya görüşlerini, hayat ve siyaset tarzlarını, ekonomik/hukuki değer sistemlerini, bu toplumların kendi içsel/varoluşsal/özgün değerleriyle, kavram ve kurumlarıyla, algılamak, değerlendirmek, tecrübe etmek gerekirken, bütün bunları, bütünüyle yok sayarak, İslami bütüne ilişkin her ne varsa, bütün bunları, ırkçı ve ideolojik bir söylem üzerinde temellendiren, evrensel geçerlilik iddialarıyla İslam toplumlarına da ihraç edilen, Aydınlanmacı düşünsel diktatörlüğün belirlediği sınırlar içerisine hapsederek, algılamak, değerlendirmek ve yargılamak benzersiz bir faşizm biçimidir. Sözünü ettiğimiz diktatörlüğün iradesi, çıkarcı ve keyfi bir iradeden başka bir şey değildir.

İslam dünyası toplumları, modern zamanları ahlaki irade temelinde yapılan tercihler doğrultusunda değil, sömürgeci dayatmalara maruz kalarak yaptıkları tercihlerle geçirdiler. Toplumlarımız maruz kalarak yaptıkları tercihler sebebiyle, kendi özgünlüklerini, özgürlüklerini, kendilerine özgü nitelikleri kaybettiler. Seküler algı ve irade tarafından asli/temel işlevlerinden uzaklaştırılmasıyla birlikte, İslam, hayatımızın bütün boyutlarını, derinliklerini, niteliklerini belirleyen bir bilinç ve irade olmaktan çıkmış ya da çıkarılmıştır.

Kendi özgünlüklerini, kendine özgü nitelikleri, kavram ve kurumları, dili ve bilgiyi kaybeden bir kültürün, kaybettiklerini bütünüyle kazanma mücadelesi vermeksizin yapısal bir yenilenmeyi, yeniden inşa'yı gerçekleştirmesi beklenemez. Parçaların diliyle, kabileci ve hizipçi bir dille/yaklaşımla yeni bir hikaye oluşturulamaz, insanlığa hitap edilemez, yeni bir kültür ve medeniyet kurulamaz.

YENİDEN İNŞA'YI KONUŞMALIYIZ

Yapısal bir yenilenmeyi, yeniden inşa'yı konuşmaya, bu konuyu gündeme almaya, bu konu etrafında programlar oluşturmaya cesaret edemeyen düşünce ve kültür dünyamız çareyi, her türlü muhafazakarlıklarla bütünleşmekte buluyor. Muhafazakarlığı, statükoyu ve konformizmi seçmek, rahatlığı ve çıkarı seçmek, ayrıcalıklı konumları seçmek şeklinde tezahür ediyor. Muhafazakarlığı, konformizmi seçmek, hiç bir şeye direnmemek gibi köleleştirici sonuçlar doğuruyor.

İslam dünyası toplumları-kültürleri ve biz Müslümanlar, bugün, maalesef çok yönlü açmazlar içerisinde bulunuyoruz. Hayatlarımızı hem ahlaki, hem de düşünsel-kültürel ikilemlerle sürdürüyoruz. Etrafımızı kuşatan, öngöremediğimiz, öngörmemiz gerekirken, romantizmlerimiz sebebiyle öngöremediğimiz yeni süreçlerin, yeni yapıların, yeni altüst oluşların farkına varamadığımız için, merkezi sorunları, merkezi ilgileri, merkezi çabaları ve sorumlulukları bir türlü belirleyemiyoruz. Modern tarihin, modern uygarlığın ideolojik/ırkçı inşalar/projeler olduğunun bilincinde olsaydık, her konuda, her alanda çok daha dikkatli çok daha bilinçli hareket ediyor, eleştirel/muhalif bir dünya görüşü etrafında, bilgi/içerik ve dayanışma üretiyor olacaktık. İslami birlikteliğin başlama noktasının sorumluluk ahlakı olduğunu kaydetmek gerekir. Toplumlarımız, kültürlerimiz, ideolojik fikirlerin hakimiyeti karşısında, bugünün tahammül edilemez gerçekliği karşısında İslami cevaplar üretemiyor. Bunun nedenlerini bulmak zorundayız. Hakikatin gerçek tarihin yerine geçen eski kimlik hikayeleri, mitolojiler sebebiyle, İslami üretkenliğimizi, bilincimizi, hareketliliğimizi ve dünyaya yönelik ilgilerimizi kaybettiğimizi bir kez daha hatırlamalıyız.

İdeolojik fikirler, ideolojik putlar ve putlaştırmalar, emperyalizm aracılığıyla, ideolojik hakimiyet sağladı. Bugün, bu hakimiyet, kimi zaman kültürel, kimi zaman politik, kimi zaman ekonomik yollarla sürdürülüyor. İdeolojik putlarla hesaplaşmayı düşünmediğimiz için, onlarla birlikte yaşıyoruz, hatta, hayat tarzlarımızı ve ilgilerimizi bu putlar belirliyor. Liberal bireyciliğin oluşturduğu insanlık dışı rekabetten rahatsız değiliz. Cansız, ruhsuz kurallar, yapaylıklar içimizi kötürümleştiriyor.

ENTELEKTÜEL ÇALIŞMALARA AĞIRLIK VERİLMELİ

Sömürgeciler, “uygarlaştırma misyonu” gibi çok aşağılayıcı, rencide edici bir klişe aracılığıyla, dünyayı ve insanlığı, uygar ve barbar dünyalar şeklinde ikiye böldüler. Modernliğin mekanik bir insanlık modeli oluşturduğu günden bu yana her tür bütünlüğü, her tür normalliği, her tür doğallığı, her tür içtenliği kaybettik. Varoluşsal bütünlük parçalandı, rasyonalist kategorilere bölündü. Bugün, hiç bir dünya görüşü, hiç bir felsefe bütünlük üzerinde çalışamıyor, hiç kimse bütünlüğün dilini kullanamıyor.

İslamın/Müslümanların tarihten çekildikleri günden bu yana, Müslümanlar olarak ontolojik bir belirsizlik içerisinde yaşıyoruz. Ontolojik bağımsızlık için, İslam dünyasında hiç bir entelektüel çalışma yapılmıyor. Toplumlarımız, kendi bilgi sistemlerini, kendi dünya görüşlerini, siyasal modellerini, yöntemlerini seçme hakkına, kültürel tercih hakkına, kendilerini İslami bilgi temelinde gerçekleştirme hakkına, fiziki baskı, ideolojik baskı korkusu taşımaksızın farklı kalma ve tanınma hakkına sahip değiller. Nitelikli bir kültür iklimi oluşturarak, İslami bilgiyi, düşünceyi, dünya görüşünü bütün boyutlarıyla ortaya koyma cesaretine, iradesine, birikimine ihtiyacımız olduğunu hatırlamalı, içerisinde bulunduğumuz ontolojik bunalımı, bilinç ve yöntem bunalımını, taklit, kopya ve öykünme durumundan kurtularak, kültürel vesayetten kurtularak aşabileceğimizi öğrenmeliyiz. Ekonomik ve kültürel gelişme arasında bir uyum ve denge sağlayabilmeliyiz. (Yeni Şafak)