Yanlış umutları biriktiriyoruz

13 Kasım 2017 Pazartesi, 14:09

Modern çağlarda, insanlığın karşı karşıya geldiği bütün sorunların temelinde, emperyalist güç ihtiraslarıyla güç narsizmleri var. Güç ihtirasları ve güç narsizmleri sebebiyle bugünün dünyası-tarihi, bütün tanımların, disiplinlerin, değerlerin sınırları dışında yaşanıyor. Modern-seküler-liberal dünya, kendisini tanımlayan değerlere, ölçütlere, kavramlara ve yapılara bütünüyle yabancılaşıyor. Modern zamanlarda ölçüsüz bir dille mutlaklaştırılan “demokrasiler” ırkçı, narsist, sömürgeci bir sistemin maskesi olarak kullanılıyor.

İNSANİ DEĞERLER UMURUNDA DEĞİL

Yeni sömürgecilik, modern-seküler-liberal ikiyüzlülük aracılığıyla sürdürülüyor. Modern-seküler-liberal ikiyüzlülük, modern-seküler-liberal bir mitoloji yoluyla her zaman, her durumda haklılaştırılabiliyor. Sözünü ettiğimiz mitoloji, gücünü modern-seküler-liberal kültürden alıyor. Modern-seküler-liberal mitoloji, belirleyiciliğini, egemenliğini, dokunulmazlığını, bu kültürün iktidarı vasıtasıyla sürdürüyor. Modern-seküler-liberal mitolojiye, ideolojik bağlamda bir dokunulmazlık ve mutlakıyet kazandırıldığı için, bu mitolojiye yönelik olarak köklü eleştiriler, köklü sorgulamalar yapılamıyor. Bu tür bir eleştiri ve sorgulamaya cesaret edebilenler, kim olurlarsa olsunlar, hemen terörize edilebiliyor, kolektif bir lince maruz kalabiliyor. Sözü geçen mitolojinin ahlaksız, akılsız ve mantıksız bir içeriği var. Özgürlük sorunları, insani değerler, toplumsal değerler, insanlık acıları bu mitolojinin hiç bir şekilde umrunda değildir.

Günümüzde, bütün sömürgeci, ırkçı girişimler, ekonomik, ideolojik kâr ve çıkar savaşları, büyük yıkımlar, katliamlar, işgal ve istilalar, modern-seküler-liberal mitoloji yoluyla gerçekleştiriliyor, savunuluyor, haklılaştırılıyor, sorgulama konusu olmaktan muaf tutuluyor. Dünyanın, kapitalist sistemin, küresel sermayenin, sistemin yerleşik çıkarlarının meşruiyeti, bu mitoloji yoluyla, bu mitolojiyi kutsallaştıran modern kültür tarafından ciddi hiç bir zorluk, muhalefet ve direnişle karşılaşmaksızın, kolaylıkla sağlanabiliyor. İnsanlığın dünyası, sözünü ettiğimiz mitolojik söylem ve retoriğin ideolojik baskısı sebebiyle, Afganistan’ın, Irak’ın, Suriye’nin, Libya’nın yıkımının, bu ülke halklarının mülksüzleştirilmelerinin hesabını hiç bir şekilde soramıyor. Günümüzde sömürgeci/kolonyalist dış politika yaklaşımı, kapsamlı bir terörizm şeklinde somutlaşıyor.

BÜYÜK YIKIM YAŞANIYOR

Modernliğin mitolojik ideolojisi, her zaman, kendi çıkarları doğrultusunda, kendi gerçekliğini, kendisi üretiyor. Edilgin, bağımlı, konformist her toplumsal ve siyasal bünye, kendi başına hiç bir şey yapma iradesine sahip olmadığı için, sözünü ettiğimiz mitolojiler aracılığıyla üretilen, icat edilen, kurgulanan gerçekliklere maruz kalıyor.

Bir kez daha, tarihlerinin en karanlık dönemlerinden birini yaşayan Ortadoğu toplumları, bugün, öngörülemeyen koşullarla, amansız belirsizliklerle bir kez daha kuşatılıyor. Kültürel mücadeleyi kaybeden toplumlar, hiç bir mücadelede varlık ve hayatiyet belirtemiyor, seslerini hiç kimseye duyuramıyor. Günümüzde, İslam toplumlarında, modern-seküler-liberal siyasal mitolojinin maskesini indirerek, bu mitolojiyle hesaplaşabilecek, bağımsız, radikal, üretken kadrolar, hareketler, akımlar ve fikirler yoktur. Bizler, Müslümanlar olarak bu kadroları, bu hareketleri, akımları ve fikirleri konuşmak yerine, popülist politik ve dini figürlerin eylemlerini konuşuyoruz. Bu nedenle Müslüman halklar hayatın her alanında büyük zihinsel/kültürel/siyasal yıkımlara katlanıyor.

İCAT EDİLEN GEÇMİŞ UFKU KAPATIYOR

Zihinsel bir yıkıma maruz kalan bir bünye, maruz kaldığı mitolojik dilin egemenliğiyle, tahakkümüyle hesaplaşma ihtiyacı duymadığı için, bu dilin bir parçası haline geliyor. Bu yüzdendir ki, bugün, sömürgeci icadı yapılar üzerinde temellendirilen dar bölge milliyetçiliklerini aşma iradesi gösteren bir vizyon oluşturamıyor; insanlar, toplumlar ve kültürler arası iletişimi imkansız kılan çıkarların, bağnazlıkların ve narsizmlerin dilini aşamıyoruz. Kendi bağımsız bilinçli tercihlerimizle temellendiremediğimiz sahte/gri varoluşlar içerisindeyiz. Kendi gerçekliğimizle yüzleşmek istemiyoruz. Çünkü, hamasete dayalı klişeler, düşünsel çözümlemelere geçit vermiyor. Ucuz zaferler için, her zaman ucuz yöntemler, ucuz bir dil icat edilerek, halklar milliyetçi retorik yoluyla yönlendirilebiliyor. İslami anlamda bugünkü konumumuzu bütün boyutlarıyla belirleme ihtiyacı duymuyoruz. Tarihsel gerçeklere göre değil, mitolojik anlamda eklektik olarak icat edilen bir geçmiş anlayışı, bugünün/şimdinin ufkunu kapatıyor.

Düşünce dünyamız, entelektüel dünyamız, İslami geçmişimizle ilgili olarak bir iç hesaplaşma yapmıyor, yapamıyor. Kısa vadeli çıkarlar için, geleceğe yönelik çözümlemeler hep gözardı ediliyor. Kısa vadeli çıkarlar, kuşatıcı ve eleştirel bakış açılarına ihtiyaç duymuyor. Gerçeklerle yüzleşmek istemeyen, böyle bir yüzleşmeden rahatsızlık duyan yanlış umutları biriktirmeye devam ediyoruz. Yanlış umutlarımız sebebiyle, tarihle ilgili zorlu sorular sormaya cesaret edemiyoruz.

PUT KIRICI MÜCADELE ŞART

İslam’ın ontolojik meşruiyet ve otoritesini yeniden inşa mücadelesine güç yetiremeyeceğimiz için, alternatif bir geleceğin nasıl mümkün olabileceğini hiç konuşmuyor; her şartta statükolarla, devlet söylemleriyle, devlet mantığıyla uzlaşmanın yollarını bulabiliyoruz. Alternatif bir geleceği, İslami bir geleceği konuşabilmek için, kuşkusuz, put kırıcı bir yaklaşıma, bilince ve çalışmaya yönelmemiz gerekir. Ancak, konformist/muhafazakâr toplumlar ve kültürler, put kırıcı yaklaşımlara çok yabancıdırlar. İslam dünyası toplumlarında düşünce, kültür ve ilahiyat hayatı, put kırıcı bir mücadeleyi üstleninceye kadar, ırkçı-mitolojik-ideolojik-narsist-modern-seküler söylemin, kültürel-entelektüel-felsefi siyasi iktidarı belirleyiciliğini sürdürecek. Bu tür bir mücadele sistematik bir hale gelerek toplumsallaşıncaya kadar, biz Müslümanlar ideolojik/mitolojik söylemin nesneleri olarak, bilinçsiz bir varoluşu ve mevcudiyeti sürdürmeye devam edeceğiz. (Yeni Şafak)