Nihayet dünyaya konuşan bir sanat: Buğday

16 Aralık 2017 Cumartesi, 18:58

Buğday filmine klasik bir sinemada gidelim dedik. A bir baktık filmi kaldırmışlar! AVM sevmez olmamıza karşın birinde seans bulduk. A, üç saat sonraya ertelenmiş!

Buğday filmine gösterilen 'ötekileştirmeyi' aşmak kolay olmadı yani, onu söylüyorum...

Film bana göre Semih Kaplanoğlu'nun ustalık yolunda bir berzah, bir kıstak, başka bir gerçekliğe geçişinin ürünü.

Buna tasavvufta seyr-u süluk da denmekte. İnsanın hakikati arayış yolunda kendini buluşunun hikâyesi. Filmin macerası bu...

Ama derdi modern dünyanın karşılaştığı dertlerle hemhal. Küresel felaket, dünyanın narsist hırsla zehirlenmesi ve genetik hamlelerle bozulan tohumların kendini yok etmesi! Çölleşme, açlık, kıtlık, insanlığın sonu...

Film, gerçek bir tohum bulmak için yola çıkan idealist bir bilim insanının, ultra-kapitalist şehri yanına Andrei adındaki arkadaşını alarak terk etmesi, insanı cazırt diye yakan yasal sınırları bir kadın isyancının rehberliğinde geçmesiyle başlıyor. Amaç daha önce yasak topraklara göç etmiş bilim adamını bulmak ve ona bozulmamış tohumların sırrını sormak.

Sonunda gizemli şahsı bulurlar. Fakat o "Benimle yolculuk yapamazsınız" diyerek onları kıyıda bırakır ve sandalıyla uzaklaşmaya başlar.

İşte tam bu noktada Andrei kalakalır ama sakallı adam suya atlar, sandala çıkar: "Beni de al birlikte arayalım tohumu!"
O sahneyle birlikte iyice, 'Hızır ve Musa' meselinin içine dâhil oluruz. Bilindiği gibi Hz. Musa, Hızır aleyhisselâma "Beni al yanına hikmetinden öğreneyim" demiştir. Hz. Hızır da "Dayanamazsın" diye onu uyarmıştır. Sonunda birlikte yolculuğa çıkarlar...

Yolculukta kahramanımız, gizemli adamın yaptıklarına itiraz eder durur. Mesela adamın sandalı delmesi ve ölü gibi suya uzanarak uçan dairenin onları öldürmesinin önüne geçilmesi, vesaire.

Yönetmenin bu distopik, ters-ütopya kurgusunda, zamanı aşan muazzam bir atmosfer yaratmasını, siyah beyazı kullanma cesaretini, parlak bir görüntü yönetmenini yöneterek geniş resimlerdeki tablo estetiğini, yakın planlarda bizi oyuncuların içine çekerek konuya dâhil etmesini, filmin doğa seslerinde uçsuz bucaksızlık hissini kulaklarımıza kazımasını, 'Hayy' denince yanan kandilleri, 'Hu' sesiyle Muhammed yazan uyku figürünü, içimizde ayağa kalkmak isteyen dervişi, İbn-i Arabi'den 'Kainat insandır, insan da kainat' dedirtirken huşuyu, o coşkuyu...

12 yaşındaki bir gölge imajıyla konuşturulan nefsin (Jung) sesinden, insanın insana Hızır oluşundan "Rüyadayız ölünce uyanacağız" diyen öncünün gözlerindeki pırıltıdan, karıncaların sakladığı buğdaydan, hiç bahsetmiyorum. Bu yazının sınırını aşar.

***

Filmin ilk yarısının biraz donuk kaldığını, müthiş Buğday-Elif mecazında, o simgeleştirmede, Batılı seyirciye elif harfinin tanıtılması gerektiğini, gönlümüzün 'Hayy' sesinin zikirle sürmesini istediğini de eklemezsem olmaz...

Fakat varlığın özündeki Muhammedî nurdan, "Hikmet olmadan, hakikat olmadan buğday ne ki?" diyen Yunus Emre'den sormadan İslam bilgeliğinin derinlerinden söz etmek, bizi anlık düşüncenin henüz keşfedilmemiş kıyılarına çıkarır bilmiyorum. Ondandır dilimi tutuyorum.
Semih Kaplanoğlu zannımca, içimizi ısıtan mutedil sinemasını direkt aşarak, tüm insanlığa seslenen Sufi irfanın, o şiirin filmini yapan adamdır.

Medeniyetin dip nehirlerinden beslenen İstanbullu bir fikir, bir sanatçı olarak küresel zirveyi zorlamakta...
Nihayet Yeni Türkiye hayalinde içimize kasvet indiren kültürel işlerden kurtuluyor ve "Oh!" diyebiliyoruz. Buğday, özlediğimiz bir zihniyetin, dünyaya konuşan sanatın kapılarını açıyor. Bu kapıdan geçecek fikri yüksek genç sanatçılara da ilham veriyor.

***

Bu arada "Sanatçı ateist olmalı!", "Din dogma anlatıyor!" şeklinde konuşan dokunaklı cahillere, bizim fobiklere gelince...

Onlara, dünyanın en büyük sinemacılarından "Maneviyat olmazsa hiçbir şey olmaz ve insan yavaşça ölür" diyen Tarkovsky'i hatırlatmak isterim.

Buğday filminde kapitalist ahmaklığı terk eden ama deryaya atlamayıp karşı kıyıda boynu bükük kalan Andrei (Tarkovsky)yle bile tanış değilsiniz!

Çok geridesiniz, çok...

(Sabah)