2019'da Kudüs yeniden fethedilebilir mi?

07 Ağustos 2017 Pazartesi, 19:01

Bu sıralar Müslümanların geri kalma sebepleri üzerinde çalışıyorum. Genel prensiplerden söz etmiştim. Şimdi en başa dönüp olayları adım adım izleyelim.

Müslümanlar ashaba dil uzatmaktan sakınırlar. Bu aynı zamanda bir İslam edebi ve bir saygı meselesidir. Resulüllah, ashabıma kötü söylemeyin buyuruyorsa ona olacak saygının gereği, onların hiç birine kötü söylememektir. Ehlisünnetten olmanın temel prensiplerinden biri budur. Ancak yine Sünni gelenek, sahabenin hatasız olmadığında da ittifak etmiştir. Dolayısıyla onların yaşadıkları olayları edeple tahkik etmek ve onlardan halimiz ve geleceğimiz adına dersler çıkarmak, onlara kötü söylemek değildir, görevdir.

İslam toplumunun ilk yıllarında maddeten ilerlemeye devam ederken manen darbe almaya başladığı ilk olaylar Hz. Osman Efendimizle birlikte başladı. Sonra Hz. Ali Efendimiz (ra) döneminde Cemel ve Sıffîn vakalarıyla birbirleriyle savaşmaya kadar gitti. Nihayet Hariciler ayrılıp İslam’da ilk fırkayı oluşturdular. O halde gerilemenin ilk sebebi, işte bu parçalanmadır. Oysa Allah öyle olursa böyle olacağını haber vermişti. ‘Allah’a ve Resulü'ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin yoksa korku ve zaafa düşersiniz, rüzgârınız/gücünüz, iktidarınız, devletiniz gider. Sabredin, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir’ (Enfal 46).

Demek ki, felaketin başlangıcı Müslümanların kendi aralarında çekişmeleridir. Bunu önlemenin yolu da, çekişen kavga eden grupların aralarını bulmaktır. Bunu da yine Allah emrediyor. ‘İki mümin grup kavga ederlerse aralarını bulun’. Bunun en taze örneğinin Katar olayı olduğunu söyleyebiliriz. Kavganın eşiğine gelmiş olan sözüm ona müslüman devletlere Türkiye’nin arabuluculuk yapmasının açık faydaları görülmedi mi?

Bu anlamdaki ayeti kerime aynı zamanda hem İslam ülkeleri içerisinde farklı taifelerin, hatta devletçiklerin olabileceğini, hem de onlar arasında kavga çıkarsa aralarını bulabilecek bir üst akılın, şemsiye devletin ki, ben bunun en sağlıklı yolunun hilafet olabileceğini düşünüyorum, bulunması gerektiğini gösterir.

Burada Salahaddini Eyyubî olayını bir kez daha hatırlayalım. Kudüs’ü almaya karar verince önce bunun zorlukları üzerinde düşünmüş ve Müslümanların parçalanmışlığının, bunun baş engeli olduğunu görünce bu devletçikleri birleştirmeye çalışmış, en azından onlarla saldırmazlık antlaşması yaparak Kudüs’e öyle yürümüş ve başarmıştı. O halde gerilemenin ilk sebebi Müslümanların kendi aralarında çekişmeleri olduğu gibi, başarının ilk sebebi de bu çekişmelere son verebilmektir. Osmanlı’nın Bizans’ı almasının başlangıcı da Beyliklerin birleştirilmesidir. Aksine, koskoca Endülüs’ün yok olup gitmesi, birbiriyle savaşan devletçiklere ayrılması sebebiyledir.

Bunu da günümüze getirirsek, eğer 2019 da Kudüs’ün yeniden fethedilmesini hedefliyorsak ilk işin aradaki kırgınlıkları unutmak ve bir araya gelmekle işe başlamak olduğunu söyleyebiliriz. Herkesin yanlışları, zaafları vardır. Bunlar beni Âdem olmanın gereğidir, bunlar ancak Kâbil değil, Hâbil olmakla aşılabilir. Önemli olan kimin ne kadar yanlışının olduğu değil, yanlışlara rağmen birlik olabilmektir. Bütün bir ümmetin bizimle bir soluk beklediği bir anda meseleyi nefis meselesi yapmamaktır.

Biz politikadan anlamayız, doğru. Ama en azından bu söylediklerimizi anlıyoruz. Ülkemize güç onur ve izzet kazandıran Ak Parti davasını (hareketini demiyorum) bu noktalara kadar getiren ortak aklın zirvesinde başta Tayyip Erdoğan olmak üzere bilgi ve tecrübeleriyle her biri birer marka olan Abdullah Gül, Bülent Arınç ve bilge kişi Ahmet Davutoğlu da vardır. Şimdi buna Mehmet Görmezi de eklemeliyiz. Bunlar hiçbir zaman hainlerle birlik olmadılar. Millet bu insanlardan hep hayır gördü. Şimdi milletin yine onların birikimine, onlarla birlikte olmanın vereceği taze heyecana ihtiyacı var. Dolayısıyla onlara karşı yürütülen itibarsızlaştırma faaliyetlerinin halk nezdinde bir fitne girişimi olarak görüldüğüne şahit oluyoruz. Bu sebeple ‘kutlamalara partiye sırtını dönmeyen tüm yol arkadaşları’nın davet edileceğinin söylenmiş olması sevindirici olmaktan öte heyecan vericidir ve bizce 2019 fethinin ön şartı bu heyecanın sürdürülmesidir. Sadece davet edilmek değil, aynı zamanda yaş itibariyle millete hizmetin son dönemecine yaklaştığımız bu günlerde müslüman duyarlılığını, feragatini ve kardeşliğini de göstermeliyiz. Nefse, şeytana, düşmana ve fitneye karşı zafer ancak böyle kazanılır. Bu başarılamazsa yukarıdaki ayette sözü edilen Sünnetullahı değiştiremeyeceğimizi bilmek zorundayız.

‘Gevşemeyin, üzülmeyin! Eğer müminseniz en üstün olanlar sizsiniz’.

Ayetteki ‘gevşemeyin’ diye çevirdiğimiz ‘vehen’ kelimesi ileriye dönük endişeleri, üzülmeyin dediğimiz ‘hüzün’ ise geçmişe takılıp zaaf göstermeyi anlatır. (Yeni Şafak)