Fitne ateşi çok sinsice yanmaktadır

Fitne ateşi çok sinsice yanmaktadır

Aylık ilim, kültür ve siyaset dergisi İnzar, "Fitne ateşi çok sinsice yanmaktadır. Müslümanlar sinsice yakılan bu tür fitnelere karşı uyanık olmalı, Müslümanlar arasındaki kardeşlik hukukunu zedeleyecek söz ve davranışlardan azami derecede kaçınmalıdırlar." uyarısında bulundu.

Müslümanların biriliği için hayati öneme sahip değerlendirmelerin yer aldığı İnzar Dergisi'nin, Ocak sayısının başyazısını sizlerle paylaşıyoruz:

İslami sorumluluğumuz gereği yıllardır Müslümanların vahdeti ve birbirileriyle yardımlaşmaları gerektiğine vurgu yapıyor, ümmet, devlet, İslami oluşumlar ve Müslüman şahsiyetler olarak herkesin kendi çapında, sorumlulukları ölçüsünde fiili ve kavli olarak sorumluluklarını yerine getirmelerini istiyoruz. Gücümüzün üzerinde bir yük olarak görülse bile içten gelen bu tür uyarılar hasta kalplilerin hoşlarına gitmezse de Rabbimizin, Peygamberimizin ve genel olarak müminlerin razı olduğu ve yüzyıllardır yapılagelen uyarılardır. Biz de bunları sık sık dile getirerek en azından kardeş ve okuyucularımızın söz ve pratiklerine mutlaka dikkat etmeleri gerektiğine dikkat çekiyor yeri geldiğinde ikaz ve hatırlatmalarda bulunuyoruz ve bulunacağız.

Bazı söylemlerimizin gereğini yerine getirme anlamında yapımız ve imkânlarımız elvermese bile en azından çocuklarımızın, okuyucularımızın ve sevdiklerimizin, hatta bizden sonra gelecek nesillerin düşüncelerinde ve zihinlerinde bu konuda bir hassasiyetin oluşmasını ve bu hayırlı düşünce ve niyetle hayır sahibi olmalarını istiyor ve rabbimizden diliyoruz.

Ehli kıblenin birbirleriyle uğraşmalarını, birbirleriyle kavgalı ve savaş halinde olmalarını tasvip etmiyoruz ve inşallah bu tür kavgalara ne sözlerimizle ne de fiilimizle bu güne kadar taraf olmadığımız gibi bundan sonra da taraf olmayacağız. Şu anda dünyada birbirleriyle kavgalı olan Müslümanlardan her biri, duruşunu ve konumunu savunacak argümanlara sahip olduklarını ve haklı olduklarını dile getirmektedirler. Tarafların savundukları hususların bütünü ile yanlış olduğunu ve haklı hiçbir taraflarının olmadığını iddia etmiyoruz. Nizalı tarafların arasındaki tartışmalara girmeden ve isim vermeden tarafların tavır ve söylemlerinin olumsuzluklarını ve yanlışlıklarını; yapılanların İslam ve Müslümanlara faydasının olmadığını, verdiği zararı ön plana çıkarmaya ve tehlikeye dikkat çekmeye çalışıyoruz.


Yanlış yapanların yanlışlıklarını biliyoruz. Nerede haklı, nerede haksız oldukları da bize göre bellidir, biliyoruz. Müslümanlar arasında çıkacak bir sorunun nasıl hal edileceği ile ilgili Kur’an-ı Kerim bize yol göstermiş. Bunu da biliyor ve inanıyoruz.

“Eğer mü’minlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa, saldıranlarla Allah’ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız; eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz, adil davranınız, şüphesiz Allah adil davrananları sever. Muhakkak mü’minler kardeştirler, Kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki size rahmet edilsin.” (Hucurat 9–10)

Devletler ve yapılar arasındaki nizada aralarını bulmak için işin hakikatini öğrenmek adına basın yayından bazı hakikatlere ulaşılsa bile sorunları ve delillerini kendi ağızlarından dinleme, onlara müeyyide uygulama imkânımız olmadığı için Kur’an’ın bizden istediğini yapma ve haklının safında haksız olan taraf ile savaşma gibi bir uygulama yapma şansımız yoktur. Rabbimizin buyrukları açıktır. Her ne sebeple olursa olsun Müslüman olan iki grub savaşır şekilde bulunursa ümmetin yapması gereken iş onların aralarını düzeltmeleridir. Ancak taraflardan biri barışa yanaşmaz ve diğerine zulmetmeye devam ederse ümmet; hak ve adaleti ayakta tutmak ve düzeni sağlamak için zalim zulmüne son verene kadar onunla savaşmak durumundadır. Ne yazık ki bu gün, ümmet içerisinde, Müslümanlar arasında barış ve huzuru sağlayabilecek, gerektiğinde zalimin zulmüne son vermek için onunla savaşacak bir otorite ve kuvvet bulunmamaktadır. Bu nedenle ümmet içerisindeki sorunları İslam’ın adaletine uygun şekilde halletmenin tek yolu kalmaktadır. Bu da; Müslümanların ancak kardeş olabileceğini hatırlatarak sulhtan başka bir yolun olmadığını göstermektir.

Birbirleriyle savaşan iki Müslüman topluluğun arasını düzeltme konusunda Rabbimiz bizi uyarmaktadır. Bu konuda korkmamız gerektiği emredilmektedir. Müslümanlar birbirlerini pervasızca boğazlarken Allah (cc) ve ahirete iman ettiğini söyleyen mü’minler hiçbir şey yapmadan olayı seyredemez. Küçük-büyük, fert-cemiyet olarak her Müslüman gücü ve imkânı nispetinde bu ateşe su dökmeye çalışmalıdır. Bizim yaptığımız da; İslam coğrafyasının cayır cayır yandığı, Müslümanların yer altı ve yer üstü değerlerinin talan edildiği ve en önemlisi de Müslümanların tek tek katledildiği bu ortamda dilimiz döndüğünce hakkı haykırmak ve yanan ateşi söndürmek için gücümüz ve imkânlarımız nispetinde kardeşlerin arasını düzeltmeye çalışmaktır.

Böylesi durumlarda yukarıda denildiği gibi ehli kıble arasında çıkan kavga ve savaşlarda taraf olmayacağız. Duanın en makbul olduğu zamanlarda Rabbimizden; kendi katından esbap hazırlayarak Müslümanların vahdetini sağlamasını, Müslümanların kuvvetlerini birleştirip kâfirlere karşı kullanmasını dilemeliyiz.

Yazarlar, hatipler ve hocalarımız konuşma ve yazılarında böylesi bir durumda Müslümanların söz ve tavırları ile İslam’a ve Müslümanlara nasıl faydalı olunması gerektiğinin bilinciyle konuşup yazmalı, bu işin içindeki şeytan ve dostlarının hile ve oyunlarını, bu hile ve oyunlara karşı nasıl korunması gerektiğini yazmalı ve bu konuda öncüler olmalıdırlar. Yazarlarımız, hocalarımız ve hatiplerimiz özellikle kendilerini dinleyen ve okuyan Müslümanlar için tartışma ve nifaka sebep olacak söylemlerden uzak durmalıdırlar.

Söylenen ve yazılanlar doğru olabilir. Bazı doğruların yerinde ve zamanında dile getirilmediğinde zarar verdiğini hepimiz biliyor, görüyor ve yaşıyoruz. Okuyan ve dinleyen kardeşlerimiz de; İslam’a hizmet noktasında birikimi olan âlim ve ehil insanlardan istifade etmeleri gerekir. Her kim olursa olsun yazı ve söylemleriyle Müslümanların arasında tartışmaya ve nifaka sebep olanların söylem ve yazılarına iltifat edilmemeli, böylesi yazılar okunup sohbet ortamında bulunulmamalıdır. Bizimle aynı dilde konuşup yazan ve “bizim” olarak kabul ettiğimiz gazete ve dergilerde de yazılsa, “bizim” etkinliklerde de konuşulsa Müslümanlar arasında ihtilafa sebebiyet verenlere kimse itibar etmemelidir. Bu tür durumların kendilerine saygı duyduğumuz şahıslardan sadır olması halinde onlara hürmetsizlik etmeden sebebi de uygun ortam ve zeminlerde dile getirilmelidir. Tüm duyarlılık sahibi Müslümanlar da yazarlarımızı, hatiplerimizi ve hocalarımızı vasat noktada tutmak için yeri geldiğinde uyarılarını yapıp vasat çizgiyi muhafaza etmeye gayret etmelidirler.

Tekfirciliği ümmet için bir fitne olarak gördüğümüz gibi, açık veya gizli yapılsın, Sünni toplum içindeki Sünnileri Şia’ya veya başka bir mezhebe daveti de fitne olarak görüyoruz. Mezhepler ve tarikatlar; İslam’ı en güzel şekilde yaşama ve daha sağlam delillere dayandığına inandığı usul ve yöntemlerle hayatını Resulullah’ın yaşadığı şekle benzeme çalışmalarının adıdır. Mezhep ve tarikatlar ne rekabet ne de biri diğerinin yerine ikame edilsin diye oluşmamışlardır. Ancak şeytan ve dostlarının hile ve desiseleriyle bugün bunlar birer savaş aracı ve nedeni haline getirilmiştir. Bir davaya çağıranlar İnsanları doğrudan İslam’a çağırmalıdır.

İnsanları cahiliye bataklığından kurtarmak için; gayri İslami yaşam tarzına sahip olanları veya İslami hayata düşmanlık yapanları İslam’ın nuruyla tanıştırmak bir mü’min için büyük bir ideal ve ahiret için büyük bir azıktır. İslam toplumunun fertleri oldukları halde şehadeti bozan söylem ve eylem içerisinde olan, helal ve haram hesabı yapmayan ve İslam’ın farz kıldığı fiilleri yapmayanları kim ıslah etmeye çalışır ve cahili bir hayattan kurtarıp kendisi gibi İslami yaşayan bir fert haline getirirse ona müteşekkir olunur.

Fitne ateşi çok sinsice yanmaktadır. Müslümanlar sinsice yakılan bu tür fitnelere karşı uyanık olmalı, ehli kıble arasında nifaka sebebiyet verecek, Müslümanlar arasındaki kardeşlik hukukunu zedeleyecek söz ve davranışlardan azami derecede kaçınmalıdırlar. Unutulmamalıdır ki; kim hayırlı bir çığır açarsa hayırlı iş devam ettiği müddetçe sevabına, kim de kötü bir çığır açarsa bu kötülük devam ettiği müddetçe onun vebaline ortak olur.

Rabbim bizi razı olacak hayırlı işlerde çığır açmaya vesile kılsın.

Allah emanet olun

Başyazı / İnzar Dergisi - Ocak 2016 (148. Sayı)