'Suriye'de durduğumuz yeri yeniden tanımlayalım'

'Suriye'de durduğumuz yeri yeniden tanımlayalım'

Yeni Şafak genel yayın yönetmeni İbrahim Karagül "Şam yönetimine karşı bütün öfkemizi bastırmak, takıntılarımızdan kurtulmak zorundayız." dedi.

Hükümete yakın Yeni Şafak gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim Karagül köşesinde Suriye’deki tavrın yeniden belirlenmesi gerektiğini yazdı. 

“Düşmanları dost, dostları düşman haline getirecek 'yeni bir durum'la karşı karşıyayız.” diyen Karagül “Bütün bölgede kartlar yeniden karılıyor, cepheler yeniden şekilleniyor, ittifaklar yeniden biçimleniyor. Ortadoğu’da yepyeni bir 'koalisyon', 'eksen' oluşuyor. Arap Baharı sonrasında olduğu gibi, tamamen Türkiye’yi dışarıda tutan, bölgeden uzaklaştırmaya çalışan, Suriye’nin dışına itmeye çalışan, Arap dünyasıyla bağlarını koparmayı önceleyen bir koalisyon bu.” dedi.

“MEZHEP KRİZİNDEN BİR AN ÖNCE KURTULMANIN YOLLARINI BULMALIYIZ”

Köşesinde “Şüphesiz bölge ülkeleri arasındaki yakınlaşmayı savunmalıyız, teşvik etmeliyiz” diyen Karagül şöyle devam etti: 

“Coğrafyamızdaki gerilim/çatışma alanlarının daralması için ne gerekiyorsa yapmalıyız. Hatta İran-Suud krizinin yumuşatılması için de çaba harcamalıyız. Bütün bölgeyi harabeye çevirme potansiyeli taşıyan mezhep krizinden bir an önce kurtulmanın yollarını bulmalıyız. Yeni “eksen”in adımları Irak ve Yemen’de hissedilirken bu ilk bakışta, çatışma değil, yakınlaşma şeklinde kendini gösteriyor.”

“TAKINTILARIMIZDAN KURTULMAK ZORUNDAYIZ”

Ortadoğu’da yeni bir eksen oluşturulduğunu ve bu eksenin Türkiye’yi de hedef alacağını ileri süren Karagül yazsını şöyle sürdürdü:

“Bu bilindiği halde, tehlikenin büyüklüğü, yakınlığı görüldüğü halde müdahale edilememesinin acizlikten, imkansızlıktan kaynaklanmadığına, içerideki uzantıları Türkiye’nin hareketlerini engellediğine, onu oyaladığına, yeni yeni önerilerle siyasi aklı bulanıklaştırdığına inanıyorum. Yani, söz konusu senaryonun içerideki uzantıları daha şimdiden operasyona başlamışlardır!

Hala “terörle mücadele” gibi soyut, anlamsız, bir karşılığı olmayan gerçeklikten uzak cümlelerle konuşulmasını anlamak mümkün değildir. Artık “terörle mücadele” diye bir kavram yoktur.

Bu kavram tuzaktır. Bugünkü resmi, “terörle mücadele” olarak adlandırıp, bu soyut kavram üzerinden okuyanlar, ona göre hareket edenler, yakın gelecekte büyük bir felakete bilerek ya da bilmeyerek zemin hazırlamış olacaklardır. Terör değil devletler çatışması ile karşı karşıyayız.

PKK üzerinden ABD gücü kullanılıyor, PKK üzerinden Türkiye bu güçle vuruluyor. Nihai kararlar almak, nihai pozisyonlar belirlemek zorundayız. Suriye’de durduğumuz yeri yeniden tanımlamak durumundayız. Bağdat’la ilişkileri güçlendirmenin yanısıra, Şam yönetimine karşı bütün öfkemizi bastırmak, takıntılarımızdan kurtulmak zorundayız.

Burada basit bir Esed savunuculuğu yapmıyorum. Daha derin, daha kapsamlı bir şeyden söz ediyorum. Suriye’yi bir bütün olarak tutacak adımlar atmaktan, ülkenin ABD işgaline teslim edilmemesinden, parçalandığı anda Türkiye’nin parçalanma sürecinin başlatılacağından söz ediyorum. Buna şiddetle karşı çıkanların, boş hamaset dışında Türkiye’ye önerdiği hiçbir çözüm yolu yoktur!”

İran Irak’tan, Türkiye Suriye’den sıkıştırılıyor

Son adımlar İran’ı Irak’tan sıkıştırıyor. Bu ABD planıdır, İran’ı baskı altına alıp cepheyi İran sınırına yaklaştırma hesabıdır. İran Irak’ın güneyinden sıkıştırılırken Türkiye Suriye’nin kuzeyinden sıkıştırılıyor. Bu iki hareket üzerinden Araplar, Türkler, Farslar ve Kürtler arasında belki yüz yıl sürecek düşmanlıkların temelleri atılıyor. İşte bu küresel bir akıldır, küresel bir projedir, bir Atlantikçi müdahaledir. Bu kalıcı düşmanlıkların önünü alacak bir şeyler yapmalıyız. (Kaynak: Yeni Şafak)