Türkiye Ne Zamana Kadar Emperyalistlerin Askeri Gücüne Hizmet Edecek?

27 Mayıs 2015 Çarşamba, 20:03

NATO, emperyalist ülkelerin savaş gücüdür. Eskiden Komünist bloka karşı kurulan bu güç, Sovyetlerin yıkılmasından sonra Müslüman halkları katletme, güçlerini dağıtma ve kaynaklarını sömürmeyiöncelikleri arasına alıp İslam dünyasını adeta kan deryasına çevirdi. Müslümanların topraklarının hangi parçasında huzur ve sükûnet görülse orayı karıştırmak, sükûneti bozmak gayret ve çaba içerisindeki Müslümanları bir şekilde etkisiz hale getirmek asli görevlerinden sayılmaktadır.

Afganistan, Irak, Libya, Pakistan ve bunlar gibi birçok İslam ülkesinin yaşadığı sıkıntıların temelinde NATO’nun payı büyüktür. Kimi zaman ABD güçlerinin öncülüğünde, kimi zaman “müttefik” adı altındaNATO’nun birkaç ülkesinin katılımıyla, kimi zaman doğrudan NATO adıyla İslam dünyasını hedefe almış, İslam ümmetinin bir daha başını kaldıramaması için elinden geleni yapmaktadır.

Birkaç gün önce Antalya’da yapılan NATO zirvesinde, NATO’nun Mukavemet Gücünün iki katına çıkarılması ve “Öncü Birlik” kurulması yönünde karar alındı. Sözde Türkiye’nin ağzına bir parmak bal sürerek altı ülke ile birlikteÖncü birliğin askerlerini temin eden ülkeler arasınaalındı. Bunu da büyük bir şeref olarak adlandıran NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg“Türkiye’nin altı müttefik ülke ile birlikte Öncü Birliğin lider ülkeleri arasına katılma kararını tebrik ediyorum” diyerek, ülkemizi yönetenlerin en büyük zaafı olan pohpohlamayı üst perdeden yaparak güvenliklerini temin edecek askerleri sağlayacağı için Türkiye’ye karşı minnettarlığını dile getiriyordu.

Hâlbuki Türkiye, bu kararla Batılıların güvenliğini temin etmek amacıyla gençlerini kimi zaman kalkan, kimi zaman vurucu güç olarak kullanmayı kabul etti. Batılı ülkeler tarafından sırtları sıvazladığından bunu büyük bir şeref sayanlar sürekli olacaktır. Oysa bu görev, sınır jandarmalığı yaparak Emperyalist güçlerin zarar görmesini önlemekten başka bir anlam taşımamaktadır.

İslam Ümmetinin yaşadığı olumsuzlukların kahir ekseriyetinin müsebbibi emperyalist batılı güçlerdir. Bugün Müslümanların en büyük sorunu haline gelen mezhep düşmanlığı ve bu yöndeki çatışmalar çoğunlukla Batının fitne ve fesadına dayanmaktadır. Zira Müslümanlara karşı hesaplı ve bilinçli bir çalışmanın içerisinde bulunan Batılıların en büyük mutluluğu bir türlü baş edemedikleri Müslümanları birbirlerine kırdırmaktır. Fitne, fesat, oyun ve entrikalarla bunu önemli oranda başardıkları görülmektedir.

İslam coğrafyasındaki fitnenin ana kaynağı Batıdır. Yıllardır paralel yapıyı halkımızın başına bela edip zeki ve çalışkan gençlerimizi“Altın nesil” adı altında cezbederek zihinlerini yıkayıp etkisiz hale getiren ve kimliklerinden koparan çabalar Batının önceden hesaplayıp söz konusu grupla devreye soktuğuölümcül bir projeydi.

Mısır’da darbe yapılmışsa ve Müslümanlar idam ediliyorsa arkasındakiBatının izlerini görmek için uzmanlığa gerek yok. Suudi rejimi, Batı sömürgesi birkaç Arap beyliğini arkasına alıp Yemen’i yerle bir ediyorsa bunu kendi iradesi ya da cesaretiyle değil, Batının direktifiyle gerçekleştiriyor.

NATO’ya bağlı güçlerin Müslümanlara yönelik eylemleri İslam coğrafyasının dört bir yerinde devam ediyor. Haber kaynaklarının bildirdiğine göre NATO’nun patronu ABD ve müttefikleri son 30 yılda 12 milyon Müslüman katlederken 70 milyon Müslümanı sakat bıraktılar. Dünyanın dört bir yanında Müslümanlara karşı katliamlarbütün hızıyla devam ediyor.

Bir yerlerde fitne çıkarmak ya da darbe vurmak isteyen ABD’nin sığındığı ilk kapı NATO’dur. Diğer Batılı ülkelerden destek almak amacıyla gerçekleştirdiği her katliamı bir şekilde NATO’ya ya da müttefiklere bağlamakta, bu şekilde katliamlarına meşruiyet kazandırmaya çalışmaktadır.

Antalya’da yapılan NATO zirvesinde “Öncü Birlik” kararı alınıp Türkiye’nin buna dâhil edilmesi, Emperyalist güçlerin güvenliklerini temin etmek amacıyla Türkiye’yi korucu güç olarak görmelerinin sonucudur. Türkiye’yi biraz da pohpohlayarak, güvenliklerini temin eden kapı bekçisi gibi görüyorlar. Buna karşın Türkiye, zorbaların bu çabalarını lütuf kabul edip dört elle sarılıyor.

Müslümanları katliamlardan geçiren, iç savaşlarla Müslümanları birbirine kırdırmak için çabalayan, her gün farklı yerlerde cinayetler işleyen bir şebekenin içerisinde Türkiye’nin bir şey yokmuş gibi varlık sürdürmesi düşündürücüdür. Eskinin basiretsiz yöneticileri kendilerini ABD’nin uzantıları gördükleri için NATO’ya girişi şerefli bir iş olarak görebiliyorlardı. Ancak “Oneminute” diyerek kafa tutan iktidarın, özellikle de Cumhurbaşkanının bu cinayet şebekesinin yaptıklarına sessiz kalması ve Türkiye’nin NATO üyeliğinin sorgulanmaması kaygı vericidir.

NATO’nun biricik düşmanı İslam ve Müslümanlardır. Batı aleyhinde bir yapılanma gördüğü zaman harekete geçen bu şebekenin İslam dünyasında faaliyet yürütmesinin önüne geçilmelidir. Türkiye’nin bu kuruluştan ayrılması, ülkede NATO’ya bağlı bütün kurum ve kuruluşların feshedilmesi gerekir. Bu cinayet şebekesinin içerisinde yer almak, yeni Haçlı Ordusunda görev almaktan öte bir anlam taşımamaktadır.

İktidarın halka yapacağı en büyük iyiliklerden biri ülkenin Haçlı koalisyonu NATO’dan çıkarılmasıdır. Zira NATO’da bulundukça Emperyalist güçlerin güvenliğini temin eden bekçiden öte bir kıymet ifade etmeyecek ve burada üstlendiği görevlerle Müslümanların kanlarını akıtan katillere zemin hazırlayacak.

(Hürseda Haber)