Halkı Ne Yapmalı?

29 Haziran 2015 Pazartesi, 01:22

Devlete karşı mücadele iddiasıyla ortaya çıkan PKK, devlet gibi zulümlere bulaşarak Kürd halkına büyük acılar yaşattı. Kürdistan’da Marksist ideolojiyi oturtma hedefindeki bu örgütün en büyük başarılarından biri Müslüman Kürd halkının İslami damarını önemli ölçüde zayıflatmak ve Kürdistan’da İslam’dan arındırılmış gençlik yetiştirmektir. İlk başlarda zor ve dayatmayla Marksist ideolojiyi oturtmaya çalışan PKK, Kürd halkının güçlü dini damarını aşmayı başaramayınca, münafıkça bir tutum sergileyerek ve kimi yerlerde İslami temalardan istifade ederek önündeki setleri önemli oranda aşma imkanını elde etti.

Ak Parti hükümeti, PKK sorununu çözmek için bir dizi çalışma başlattı. Devletin doğrudan görüştüğü Öcalan’ın tavırlarını nazara alan hükümet, PKK’yi dağdan indirip silahtan arındıracağına inandı. Asker cenazelerinin gelmemesi karşılığında Kürdistan’ı PKK’ye teslim eden hükümet, böylece Kürd halkının başını altın tepside cellatların önüne koydu. Hükümetin bu adımı PKK’nin hayal bile edemeyeceği büyük imkanlara kavuşmasına yol açtı. Büyük ödül verilen örgüte dur diyecek kimselerin bulunmadığı bir ortamda dini, imanı ve namusu olmayan ve zoru tek geçerli yol kabul eden PKK’yi kim durdurabilirdi ki?

Özellikle son seçimler, Ak Parti hükümetinin hediye ettiği Kürdistan’ı PKK’nin ne hale getirdiğinin açık bir göstergesiydi. HDP’ye oy vermeyenleri bir şekilde sindirme kararı alan PKK, seçim günlerinde İdil’de HüdaPar’lı iki Müslüman’ı katlederek işe başladı. Kürdistan’ı çiftliği gibi gören PKK/HDP, seçimlerin hemen akabinde Kur’an öğretmeni Aytaç Baran’ı katletmekle önünde tek engel gördüğü Müslümanları sindirmeye devam edeceği mesajını verdi.

Başkaları Kürdistan’dan vazgeçse de, ABD’nin yeni milis gücü PKK, Kürdistan’ı dönüştürüp muhaliflerini ortadan kaldırma programını işleme koysa da, Kürdistan’ın evlatları olan Müslüman Kürdler topraklarını terk etme gibi bir lükse sahip değildir. Peygamberlerin tevhid mücadelesi mirasını sırtlayan ve insanları hakka davet etme vazifesini yürütenler zorluk, sıkıntı ve tehlikenin boyutları ne olursa olsun, davet vazifesini her zamankinden daha güçlü şekilde yaparak, zorla ya da ikna edilerek zalimlerin safına kaydırılan halkın hakka yönlendirilmesi için çabalamaya devam etmelidir. Müslümanlar olarak görevimiz emr–i bil ma’ruf ve nehy–i anilmünker olduğundan, her şart ve ortamda işimizi yapmakla mükellefiz. Özellikle bu vazifeyi halkımıza yönelik yapmamız önceliklerimiz arasında yer almalıdır.

Kur’an–ı Kerim’de isimleri geçen ve mücadeleleri anlatılan peygamberlerin durumunu gözden geçirdiğimizde görevimizin ne denli ciddi ve zor olduğunu görürüz. Ancak, bize düşen onlar gibi, bıkmadan, usanmadan, geri adım atmadan ve ümitsizliğe düşmeden kapı kapı ve adam adam dolaşarak İslam’ı anlatmaktır. İnsanları hesap günüyle ve azapla uyarmak, Allah Teala’nın mükafatıyla ve cennetle müjdelemektir.

Çoğu bizimle birlikte namaz kılan, oruç tutan insanlarımızın bilinçsiz bir şekilde Allah Teala’nındüşmanlarına sempati besleyerek ya da saflarında yer alarak ahiretlerini tehlikeye atmalarına göz yumamayız. Bizim vazifemiz bu durumdaki insanlara ulaşıp tuttukları yolun yanlış olduğunu bildirmektir. Uyarmak vehak yolu göstermektir. Bu tarihi bir görev olup, Hz. İbrahim, Nuh, Musa, İsa Aleyhimüsselam ve Hz. Muhammed Aleyhisselatu Vesselam’ın mesleğidir.

Halkımızın ciddi bir tehlike ile karşı karşıya olması sıkıntılarımızı arttırmaktadır. Büyük bir ateş çukurunun kenarına çekilmeye ve zalimlerin safına kaydırılmaya zorlanmaktadır. Ak Partinin tehlikeli oyunu Müslüman bir halkı zalimlerin esiri haline getirmiştir. Halkımıza güven vererek, sahip çıkarak, tehlikelere karşı kalkan görevi görerek, özellikle de büyük bir tehlike ile karşı karşıya bulunan çocuklarına el atıp ateşe düşmekten koruyarak vazifemizi yerine getirebiliriz.

Ramazan, Allah Teala’nın rahmet kapılarının açık olduğu ve duaların kabul edildiği bereket mevsimidir. İnsanlarımıza bolca dua ederek, Allah Teala’danhidayet ve rahmet talebinde bulunarak, halkımızı zalimlere meyletmekten alıkoymasını ve basiret vermesini dilemeliyiz.

En büyük sorumluluğumuz marufu emretmek ve münkerden alıkoymak için çabalamaktır. Bıkmadan usanmadan hakkı tavsiye etmektir. İnsanların kabul edip etmemelerinden sorumlu değiliz. Ancak batıl üzeri kalmakta kararlı görünen ve kâfirlerin safında yürümeyi ahdeden insanların durumuna sadece üzülürüz.

Allah Teâlâ sorumluluğunu yerine getirip tebliğ vazifesini hakkıyla yürüten kullarından eylesin. Allah Teâla halkımızı zalimlerin ve İslam düşmanlarının şerrinden muhafaza etsin, İslam sancağı altında toplanma irade ve ruhuna kavuştursun.

“Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla (Kur'an ile) uyar. Onlar için Rablerinden başka ne bir dost, ne de bir aracı vardır; belki sakınırlar.” (En’am, 51)

(Hürseda Haber)