Gülen'in Şeyh Said düşmanlığına yanıt 3

Gülen'in Şeyh Said düşmanlığına yanıt 3

İslami kıyam önderi Şeyh Said (ra)'in torunu Erzurum eski Milletvekili Abdulilah Fırat, 15 Temmuz darbe girişimi lideri Fetullah Gülen gibi şahısların İslam'a ve Müslümanlara büyük zarar verdiğine dikkat çekerek, hakiki âlimleri göreve çağırdı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) 19 ve 20. Dönemde Milletvekilliği yapan Abdulilah Fırat, Hürseda Haber'e gönderdiği, "15 Temmuz darbe girişimi lideri Fetullah Gülen hakkında değerlendirmelerim" başlıklı reddiyesinde, FETÖ'nün ektiği nifak tohumlarına karşı hakiki alimleri göreve çağırdı.

Abdulilah Fırat'ın 9 sayfalık reddiyesinin 3. Bölümünü sizlerle paylaşıyoruz:

 

Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur. “Kim ilmi, sırf âlimlerle boy ölçüşmek, cahillerle münakaşa etmek (onları susturup ilmini göstermek ve insanların teveccühünü kazanmak için öğrenirse Allah onu cehenneme koyar.” (Tirmizi, İlim)

Bu zamanın Fetullah Gülen gibi hocaları ilim ve hikmeti şöhret ve gösteriş için yapıyor ve hakikati kavramak için değil sırf insanları kendi etrafında toplamak için yapmaktadırlar. 

Fetullah Gülen’in yaptığı gibi; vaaz ederken nutuk atar gibi, meclislerinde fesahatleriyle insanları hayran bırakmak için yüksek sesle ağlayarak, konuşurken manevi sırları anladığını küstahça iddia ederken görürsün. Bilgisi kıt bir kimse muhtemelen, onun yaptığı anlatımın güzelliğini, sözünün akıcılığını, meseleleri veciz bir şekilde sunuşunu görünce derin bir âlimle karşılaştığını zanneder. Hâlbuki o, kalbinde olmayan şeyleri söyleyenler gibi geveze ve zırvalık yapanlardan başka biri değildir.

Hoca kîl ü kal yapmasıyla övünür, amacı her hâlükârda şöhret ve dünya nimetlerine sahiplenmek içindir.

Hak libası giymiş, isabetli ve doğru gibi görünen kendi hayallerin vehmine kapladığı, düşüncesinde bocalayan, kendisine gösterilen ilgiden dolayı şaşkınlığa düşen kimseler gibidir. Allah (c.c.) onların sayılarını, İslam ümmetinden eksik eylesin ve kullarını onların fitnesinden korusun.

Zamanımızdaki holdingleşen cemaatler; Beytül-maldan, biraz daha fazla para almak ve halkı bidat ve hurafe aşılamak çarelerini aramaktan başka bir şey düşünmeyen, bazı mevkilere gelmiş insanlardır, acaba halka vaaz ve nasihatte bulunup onları aydınlatmayı şeref ve faziletlerine uygun görüyorlar mı?

Birtakım ilim adamlarının üzerine düşen görevi yerine getirmemelerinden dolayı vaaz kürsüleri ne oldukları belirsiz ilmi seviyeden yoksun bir kısım cahil insanlar tarafından gasp edilerek zavallı halka, İslam’ın temel prensipleriyle ilgisi olmayan asılsız hurafeler ve İsrailiyat telkin edilmektedir. Hele bazı kişilerin cehaletlerini örtme düşüncesiyle vaaz esnasında aldıkları yakışıksız tavır ve tutumlar, düşünen ve olgun Müslümanları oldukça huzursuz etmektedir.

Çünkü Allah’tan korkma, peygamberden hayâ etme neredeyse ortadan kalktı. İyi bilinmelidir ki bu dinin birtakım ehliyetsiz insanların elinde bırakılıp hor görülmesinin sorumluluğu ilgililer üzerindedir?

Senelerden beri sahip oldukları televizyon kanalları, okulları ve propaganda vasıtaları ile halka uyuşukluk dersleri veren, dünyanın Müslümanlar için cehennem olduğunu söyleye söyleye dünyayı, başımıza kan tufanları koparan, can sıkıcı bir yer ve ateşler yağdıran bir tuzak haline getiren, bu gibi zavallı insanları artık yeter deyip vaaz ve nasihat kürsülerini, çağın ihtiyaçlarını idrak etmiş, yoğun kültür birikimine sahip, kalbi iman nuruyla dolu, hakiki ilim adamlarına tahsis etmek gerekir. Bu tip yüksek meziyetlere sahip olan faziletli insanların da öncelikle karşılarındaki sefil ve hakir bir duruma düşerek inleyen İslâm toplumunun perişan durumunu vakit geçirmeden ikaz edilmediği takdirde ortaya çıkması kaçınılmaz olan felaketin dehşet ve vahametini göz önünde bulundurarak kürsülerden toplumu aydınlatıcı ve feyz verici yollara sevk edecek vaazlar vermekten kaçınmayıp, bunu en kutsal bir vazife, en şerefli bir iş olarak görmelidirler. Çünkü bu, fazilet sahibi insanlar için dinî olduğu kadar vicdani bir görevdir.

Zamanımızda kullanılan vaaz kitaplarının büyük bir çoğunluğu, aklıselim ve belli bir ilmî seviyeye ulaşmış insanları nefret ettirecek derecede hurafelerle doludur. Bu kitapların başından sonuna kadar İsrailiyat dolu hikâyeler ve uydurma hadislerden ibaret olduğu söylense gerçekten uzaklaşılmış olmayız.

Gerçek âlimler bütün gayretleriyle bu gayeye çalışmalı, fakat diğer taraftan bir kısım cahiller de ilim kisvesine bürünerek şer’iat ve tasavvuf bilimlerinin tahsilinin Müslümanlara fayda getirmeyeceğini tembelliğe ve miskinliğe sürükleyeceği iddiasıyla mukaddes mabetlerde olmadık şeyler uydurmaktan hayâ etmiyorlar. Hz. Peygamber (s.a.s.); “Bana ilmin fazileti, ibadetin faziletinden daha çok sevgilidir.” buyuruyor. (Cami-us Sağir) Allah (c.c.)’ın emrine, Hz. Peygamber’in telkinlerine mi iman ve itaat etmek lazım, yoksa bu ahmakların saçmalıklarına mı? İslâm dinine iftira eden bu heriflerin saçmalıklarını dinlemek ve kokmuş hurafelerine kulak vermek kadar bir Müslüman için büyük günah olamaz!

İslami ilimlerde derecesi yüksek olan büyüklerin görevi, doğru yoldan sapanları irşad etmek için onlara tebliğ etmektir. Yoksa İslâm, hiçbir ferde, diğer insanların vicdanına baskı yapma yetkisi vermemiştir. Kur’ân-ı Kerim tebliğ konusunda Ali İmran Suresi: {3;104} ayeti celilede "Hem sizden öyle bir cemaat bulunmalıdır ki, onlar hayra çağırsınlar, iyiliği emretsinler, kötülükten vazgeçirmeye çalışsınlar. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” buyurmaktadır.

İslami konularda ihtisaslaşmış insanlar, vaaz ve nasihat yoluyla Müslümanları doğru yola ve sevaba davet etmekle mükelleftirler. Allah’u Teâlâ Asr Suresi: {103;1–3} ayetinde: “Andolsun asra ki, insan, mutlak bir ziyandadır. Ancak iman edip, iyi ameller işleyen, birbirlerine hep hakkı ve sabrı tavsiye edenler, bunun dışındadırlar.” buyurmaktadır.

Devam edecek

(Hürseda Haber)