JİTEM İnfazının İzleri Ersever Röportajında Gizli

22 Kasım 2013 Cuma, 08:29

Bugün gazetesinde yayınlanan bir kitap haberi, aynı anda tüm medyaya konu oldu. Erkam Tufan Aytav’ın kaleme aldığı, ‘Aydınlık’tan Kaçanlar’ kitabı eski Perinçekçilerin itiraflarını konu almaktadır. Ama en ilginci de, Perinçek’in eski müridi Cengiz Çandar’ın yaptığı itiraflardı.

Önce haberin ilgili bölümüne bir göz atalım:

“Kitapta Cengiz Çandar 2004 yılında yaşadığı bir olayı ve eski liderleri Doğu Perinçek’le ilgili edindiği bir iddiayı da paylaşıyor. Abdülkadir Aksu’nun aldığı bir randevuyla dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı’yla görüşen Çandar, o randevuda geçenleri şöyle aktarıyor:

“2 Ağustos günüydü galiba 2004 yılının… Bir sürü şey anlattı bana. ‘Her şeyin farkındayız, her şeyi izliyoruz’ diye bana güvence vermek istedi. Yanından ayrılırken, ‘Size bir şey soracağım’ dedim, ‘Bu Doğu Perinçek sizin için kimdir’, dedim. ‘Şunun için soruyorum, öyle şeyler anlattınız ki bana birkaç saattir, benim hayal gücümün alamayacağı bilgiler verdiniz. Dolayısıyla, sanıyorum ki aramızda belli bir güven duygusu oluşmuş olmalıdır. Bundan cesaret alarak soruyorum, Doğu Perinçek sizin için nedir? Kimdir? Bunu paylaşır mısınız benimle?’ O da, ‘Cengiz Bey siz bu adamın kim olduğunu çok iyi bilirsiniz’ diye karşılık verdi. ‘Ben biliyorum’, dedim. ‘En azından kuvvetli tahminlerim var. Sadece Türkiye Cumhuriyeti Emniyet İstihbarat Başkanı nezdinde nedir, kimdir? Onu merak ettiğim için soruyorum’ dedim. Kayıtsız ve kendinden gayet emin bir tavırla, ‘JİTEM’in sözleşmeli personeli’ cevabını verdi. ‘Anlamadım’ dedim, bir daha söylesin de, doğru duyduğuma emin olayım diye. ‘Tekrar edeyim’ dedi, ‘üç kelime; JİTEM’in sözleşmeli personeli!”

Şimdi belki çoğunuz diyeceksiniz ki bunda şaşılacak ne var?! Perinçek’in ne olduğu, hangi odaklarla yatıp kalktığı zaten biliniyor, değil mi?

Oysa mesele bu kadar basit değil. Burada dikkatinizi önce aşina olduğunuz bir konuya, sonra da Jitemcilerin en bariz özelliklerinden birine çekmek isterim.

Biliyorsunuz Türkiye’de Hizbullah bahsi geçince bundan kıl kapan belli bir kesim, hemen Jitem silahıyla seri atışlara başlar. Evvela belirtelim ki Jitem yakıştırmasının fikir babası Perinçek grubudur ve bu miras PKK cenahına Perinçekçilerin armağanı olmuştur.

DGM’lerde yürütülen Hizbullah davalarında kaçırılıp infaz edildikleri söylenen Jitemcilerin çok ilginç itiraflarına rastlamak mümkün. Ancak en enteresan olanı da yine itiraflarda geçen, “Jitem’le işbirliği” propagandasının bizzat Jitem idaresince bir proje olarak yürütülmesinin sahadaki elemanlardan istendiği yönündedir. Aydınlık grubunun bu propagandayı başlatıp PKK ezberi haline getirmesi de herhalde PKK’ye verdikleri en büyük armağan olmuştur. Nitekim PKK elemanlarının itifarçılık seramonisinden sonra Jitem kadrosunda Perinçek’le meslektaşlığa yükselmeleri de Perinçek marifetiyle PKK-Jitem ikilisi arasındaki yumuşak geçişlere olanak tanınmış olmasındandır. Keza “Kontra” kavramı da yine ilk kez “2000’e Doğru” dergisinde kullanıldıktan sonra ikinci bir ezber olarak PKK’ye armağan edilmiştir. Sonrasında sözüm ona “İslamcı” geçinen kimi cenahların da aynı kavramlara sarılmaları, yine bu tür kirli ilişkiler sonucu olduğu gibi, aynı zamanda beslenen kaynakların ortaklığına da işaret etmektedir.

1990’lı yıllarda Perinçek grubu, görünüşte Jitem karşıtı bir çizgi takip etmektedir. Bizzat Serok Perinçek’in “sözleşmeli eleman” olduğu Jitem’e karşı nasıl bir karşıtlık takınılacağı ayrı mesele ama, Jitem’den ayrılan Cem Ersever’in infaz edilmesinde yine Perinçek grubunun özel çabaları aslında “görünürdeki karşıtlığa” en iyi izahı getirmektedir.

Cem Ersever Jitem kurucusu iken sonradan ilişkileri bozulmuş ve kaçarak canını koruma telaşına düşmüştür. Ancak sözüm ona gazeteci kılıklı Perinçekçilerin röportaj aldatmacasına kapılarak randevu yerine gelmek gibi bir hataya düşmesi infaz edilmesine sebebiyet vermiştir.

Halen Ergenekon’dan cezaevinde yatan İP’li Hikmet Çiçek ile Soner Yalçın o dönemde Aydınlık’ta çalışmaktadırlar. Önce Cem Ersever’le görüşüp güya röportaj yaparlar, ardından da daha geniş konuşmak amacıyla başka bir zaman için randevulaşırlar. Randevu, aslında Ersever’in Jitem’e gammazlanması sonucunu beraberinde getirir. Derken Ersever yakayı ele verir ve infaz edilir.

Sonrası ise tam bir hikaye. Soner Yalçın bunun üzerinden efsaneler yazarken öldürülen Ersever’in ağzından yine Hizbullah üzerinden mizansenler geliştirilir. Güya Ersever randevuya gelebilseydi, Jitem’le ilgili her şeyi anlatacaktı. Bu tür açıklamalarla Cem Ersever’in infazındaki “gazeteci” rolü gizlenirken aynı zamanda dikkatlerin başka yöne çevrilmesi gibi ustaca bir strateji de uygulanır. Ve bu hikaye bugüne kadar dilden dile dolaştırılarak “gazetecilik başarısına” yorumlanmaya çalışılır.

Kurucu başkanları Perinçek’in kadim elemanı olduğu Jitem, Aydınlık’ın karanlık manevralarıyla güya aydınlatılmaya çalışılır. Üstelik bunu röportaj tadında ve Jitem bülteni Aydınlık dergisinin muhabirleri yapacak, millet de bu numarayı yutacak!

Kim ne derse desin, can korkusuyla saklanan Ersever’in infazına giden yol, Aydınlık’ın yapmayı düşündüğü güya röportaj numarasından geçmiştir. Soner Yalçın ile Hikmet Çiçek de infaz komplosunun odağındaki iki isimdir. Sonrasında Ersever’e atfen yayınladıkları röportajın tümüyle kurgu olmadığı konusunda hiçbir garanti de yoktur.

Şu sıralar eski fail-i meçhulleri araştırmak gibi bir “huysuzluk” baş göstermiş ve kimi dosyalar tekrar mercek altına alınmıştır. Şayet Ersever’in dosyasına merak saracak savcılar çıkarsa, iz sürmesi gereken ilk iş Soner Yalçın-Hikmet Çiçek imzalı çakma röportaj olmalıdır. Tanık/sanık arayışına girişilecekse de yine tüm şüpheler bu ikili üzerinde yoğunlaşmalıdır. Üstadları Perinçek sözleşmeli eleman olduğuna göre, Aydınlık’ta “muh(a)birlik” yapan bu ikilinin salt gazetecilik refleksiyle Ersever’in peşine düşmeyecekleri herhalde tahmin edilebilecektir. (Doğruhaber)