Sıra Müslüman halkların işbirliğinde

15 Aralık 2017 Cuma, 10:54

“Doğu Kudüs Filistin devletinin başkentidir” kararı, İslâm dünyasında politik, zihinsel ve duygusal olarak büyük etki yapacaktır. Sadece İslâm dünyasında değil, ABD, Avrupa ile ilişkilerde de etkisini göreceğiz.

Ancak bu kararın burada kalmaması gerekiyor. Zira asıl zorlu süreç bundan sonra başlıyor. Bu zorlu dönemde, devletlerin haricinde Müslüman halklara çok iş düşüyor.

Konuyu sadece devletlerin, iktidarların ve liderlerin üzerine bırakıp olan biteni izlemek yanlış.

Kudüs’ün sorumluluğu tek tek her Müslümanın omuzlarına yüklenmiş bir vazifedir.

MÜSLÜMAN HALKLARIN İŞBİRLİĞİ

Bugüne kadar İslâm ülkelerinin liderleri, iktidarları birleşemedi. Birleşemediği gibi bir de bölgeyi kana bulayarak iç savaşlara, savaşlara ve kaosa sürüklediler.

Bugün İslâm İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) bir karar alması için, illa ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan etmesi mi gerekirdi? Bu kararlar çok uzun yıllar önce alınması gerekirken, bunun, sırf ülke rejimlerinin yozlaşmış yapıları yüzünden geciktiğini unutmayalım.

Ne zaman ki Trump tarihi bir hata yaptı, ne zaman ki halklar sokaklara döküldü, her yerde protesto gösterileri yapıldı ve Erdoğan en yüksek perdenden İsrail’e meydan okudu, o zaman İslâm ülkeleri bir ortak karar almak zorunda kaldı. İİT ilk defa birlik, beraberlik ve ittifak görüntüsü verdi. Geç de olsa bu bir başarıdır.

Şimdi bundan sonraki mücadelede Müslüman halklar da işbirliği yapmalı, birleşmeli ve iktidarları Kudüs’ün işgalden kurtulması işçin mücadele etmeye zorlamalı.

Bunun için mekanizmalar, organizasyonlar, kurumlar ihdas etmeliyiz. Tüm İslâm âlemini kapsayan vizyona sahip projeler, stratejiler hazırlamalıyız. Bunu da devletten, iktidarlardan beklememeli, bizzat siviller olarak bizler yapmalıyız.

BASKI VE DENETİM MEKANİZMALARI KURMALIYIZ

Filistin sorunu bize bir kez daha gösterdi ki, İslâm ülkelerindeki rejimlerin yozlaşması, Müslümanların en kutsal beldelerini, en kutsal davalarını bile yok edecek boyutlara gelebilir. Bu yozlaşma binlerce Müslümanın ölmesine bile neden olabilir.

Bu yüzden bağımsız ve özgür hareket edecek, uluslararası güce sahip sivil örgütler, kurumlar, düşünce kuruluşları inşa etmeliyiz. Bu örgütlerin, rejimlerin denetiminde değil, ekonomik ve zihinsel olarak tam bağımsız kurumlar olması gerekir.

Zira devletlerin jeopolitik kararları değişir ama Müslüman bireyin evrensel ilkeleri asla değişmez. Bu ilkeleri savunmak için de devletlerin kontrolünde olmayan kurumlara ihtiyacımız var (bunun için sevindirici adımlar olduğunu söyleyeyim. Netleşince yazacağım).

AKADEMİLER, ENSTİTÜLER, DÜŞÜNCE KURULUŞLARI KURMALIYIZ

Kudüs’ün derdini bu kadar güçlü hissetmemize rağmen, Türkiye’de tek bir Kudüs, Filistin araştırma merkezinin olmadığını yazmıştım hatırlayınız (07.12.20017). O yazıdan sonra Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Kudüs araştırma merkezlerinin kurulacağını duyurdular. Alkışlayalım.

Ama yetmez. Bizim çok güçlü İsrail araştırma merkezlerine, Yahudilik çalışmaları yapacak akademilere, Ortadoğu araştırma merkezlerine ihtiyacımız var. Üniversitelerimizin üzerlerindeki ölü toprağını atması gerekiyor artık.

BAĞIMSIZ, GLOBAL MEDYA KURMALIYIZ

Kudüs’teki haklı sesimizi sadece slogan atarak dünyaya duyuramayız. Bizim dünya çapında ses getirecek medya kurumlarına, araçlarına ihtiyacımız var. Son olaylarda Üçüncü İntifadanın sembolü olan 14 yaşındaki Cüneydi’yi 20 İsrail askeri arasında gösteren fotoğrafı Anadolu Ajansı Kudüs ofisinden foto muhabiri Wisam Hashlamoun çekti. Gurur duydum. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu fotoğrafı zirvede tüm dünyaya gösterdi. İşte bizim AA gibi güçlü, başka resmi ve özel global medya kuruluşlarına ihtiyacımız var.

Neden özel sektör bu konuya eğilmiyor biliyor musunuz? Sayın Cumhurbaşkanımızdan talimat bekliyormuş.

Sonuç itibari ile Müslüman halkın birleşmesi, ittifak kurması, vahdeti oluşturması gerekiyor. En önemlisi, iktidarların yozlaşmasını engelleyecek bağımsız denetim mekanizmalarını kurması hayati bir önem taşıyor. (Yeni Şafak)