Popülizm, milliyetçilik, cehalet neden revaçta?

12 Nisan 2018 Perşembe, 10:23

Tartışma Macaristan’da son seçimlerde % 48.4 oy alan Viktor Orban’ın seçim zaferinden sonra yeniden harlandı. Orban aşırı milliyetçi, son derece popülist politikalar izleyen biri ve sığ fikirleriyle tanınıyor.

Avrupa siyasetçileri, entelektüelleri, yazarları Orban üzerinden yeniden ortalığa döküldü: ‘Avrupa milliyetçi popülist siyasete ve cehalete teslim oluyor’.

LİBERAL DEMOKRASİYİ VURDULAR SANDIKTA!

Konuyu yakından takip eden değerli meslek büyüğümüz Taha Akyol, liberal demokrasiye karşı popülizmin Macaristan’daki zaferine son söz olarak şöyle diyor:

“Liberal demokrasinin işi zor, coşkulu popülizmin sert duvarına çarptıktan sonra yeniden demokrasiye ve rasyonel düşünceye dönülecek sanıyorum” (10.04.2018 Hürriyet).

Size katılmıyorum azizim.

Avrupa ve ABD, yakın bir gelecekte liberal demokrasiye ve rasyonel düşünceye dönemeyecek, üzgünüm. Gerekçemi anlatayım.

Macaristan’daki Orban’ı ‘illiberal’ (özgürlükçü olmayan, özgürlük karşıtı) olarak tanımlıyormuş batılı aydınlar (T. Akyol).

Sanırım herkes gayet iyi biliyor ki, Batı ülkelerinin neredeyse tamamında, dipten dibe, son derece kararlı bir şekilde ‘illiberal’ akım hızla yayılıyor. Yani Orban bir neden değil, sonuçtur.

TÜM AVRUPA’YA ORBAN REJİMİ GELİYOR

Macaristan’dan arabaya binin, İngiltere’ye kadar gidin. Uğradığınız her ülkede liberal demokrasi karşıtı partilerin siyasette yükseldiğini göreceksiniz. Avusturya, Fransa, İtalya, Almanya, Hollanda gibi ülkelerde milliyetçi, popülist, yabancı düşmanı, içe kapanmacı, globalizm karşıtı fikirler, siyasette ikinci parti oldular ve kısa süre sonra iktidarı ele geçirecekler.

Bunu liberal demokrasi aracılığı ile yaptılar ve sonra da kendi sığ siyasi fikirlerine uygun rejimlere dönüşecekler. Yani Macaristan’daki ‘Orban rejimi’ diğer ülkelere de yayılacak.

Bu siyasi partiler iktidara geldikçe, agresif siyasete başladıkça, koltukları yumuşak Avrupa Parlamentosu’nda, tatlı su kıvamında tepkiler dökülüyor ortalığa. Avrupa değerlerine karşıymış bu yeni siyasi fikirler! Camdan duvarları olan parlamento sakinleri başlarını uzatıp sokağa baksalardı, sokaktan kuvvetli bir dalganın gelip, o parlamento binasını yakında yıkacağını görürlerdi.

Görmüyorlar, görmedikleri gibi camdan duvarlar arkasında, kişi başına 50 bin dolarlık milli gelirleriyle gelecekte tatlı sularda yüzeceklerini sanıyorlar. Öyle olmayacak. Ekonomi ve çıkarları bozulduğunda, Batılıların birbirini nasıl boğazlığını en iyi kendileri bilir. İki defa dünya savaşı çıkardılar bu yüzden.

DOĞRU SORUYU SORALIM ÖNCE

Sayın Taha Akyol’un şahsında bu konuyu tartışmak isteyenlere şu soruyu sormak isterim:

Popülizm, milliyetçilik, cehalet Batı’da neden revaçta?

Bazılarımız ‘cehalet’ nereden çıktı diye sorabilir. Sanıyorum bazılarımız Avrupa’da herkesin Zizek okuduğunu, gelişmeleri de The Guardian’ın solcu entel haberlerinden takip ettiğini sanıyorlar. Yanlıyorsunuz dostlar.

Bugün İtalya’nın en büyük partisi ve Avrupa’daki yeni akımı etkileyen ‘5 Yıldız Hareketi’nin kurucusu Beppe Grillo bir palyaçoydu (adam aslında komedyen ama durumu dramatize etmek için ‘palyaço’ kelimesi daha çok uydu buraya!).

Bu hareket ana akım medyayı hiç kullanmadan, sosyal medya üzerinden halkla iletişim kurdu ve tahmin edeceğiniz gibi, Zizek’ten de alıntı yapmadılar hiç!

POPÜLİZM, MİLLİYETÇİLİK VE CEHALET NEDEN REVAÇTA?

Orban (Macaristan), Trump (ABD), Grillo (İtalya), Wilders (Hollanda), Strache (Avusturya) gibi liderlerin ortak özelliği nedir biliyor musunuz? Derinliği olmayan, sosyal medya diliyle konuşan, günlük haberlerden başka bir şey okumayan, sığ siyasetçiler olması.

Toplum artık bu insanları seviyor. Yoksa bu insanlar kendiliğinden siyasette yükselmiyor.

Peki ama neden toplum bunları tercih ediyor? Macaristan’da filozof Gaspar Tamas değil de, sosyal medya fenomenine benzeyen Orban neden iktidara geliyor? (Taha Beye sorum).

Bu soruyu sorduğumuz anda tartışmamız siyasetten çıkar, sosyoloji girer devreye. Zira konu siyasi değildir. Konu, batı medeniyetinin çok derin bir krize girmesi, çok köklü bir sarsıntı geçirmesi ve bunun yerine ikame edecekleri alternatif bir fikir, bir çıkış yolu bulunamamasıdır.

Bu nedenle Batı, içinde bulunduğu krizi yeni fikir ve düşüncelerle çözemeyince, çareyi ana rahmine, eskiye dönmekte arıyor. Bunun için de filozof değil cahil olmak gerekir!

‘Eskiden daha iyiydi’ dedikleri dönemler ise 2. Dünya Savaşı öncesi, 1. Dünya Savaşı sonrası ara dönemdir. O da faşizm, diktatörlük, ırkçılık, tek adamcılık, ulusalcılığın dünyayı kasıp kavurduğu tarihtir.

Bu nedenledir ki, ırkçı ve diktatoryal damarın dipte en güçlü olduğu Hollanda, Almanya, İtalya, Fransa, Macaristan ve Avusturya’da bu dönüş daha hızlı oluyor.

Kısacası, Batı, girdiği medeniyet krizinden, (ki bu ürettiği modernizmin iflası anlamına geliyor) çıkacak yolu bulamadığı için agresifleşiyor, agresifleştikçe saldırgan oluyor. Böyle dönemlerde fikirler değil duygular, akıl değil hamaset, bilgi değil bilek iş yapar.

Başlıktaki soruya benim cevabım böyledir efendim. (Yeni Şafak)