Aristo'nun ABD'ye nasihati

13 Aralık 2017 Çarşamba, 11:34

Büyük İskender, filozof Aristo'ya bir mektup yazıp sorar:

"Zaptettiğim topraklardaki insanları tahakkümüm altında tutabilmek için neler yapmalıyım?"

1- Ülkenin ileri gelen insanlarını sürgüne mi göndereyim?

2- Ülkenin ileri gelenlerini hapse mi atayım?

3- Ülkenin ileri gelenlerini kılıçtan mı geçireyim?

Aristo'dan cevap gelir:

1- Sürgünde toplanıp sana karşı başkaldırırlar.

2- Hapishaneler militan yuvası olur, kontrolden çıkar.

3- Onlardan sonraki kuşak intikam hırsıyla büyür, tahtını sallar.

Aristo, çözüm olarak şu tavsiyede bulunur:

“İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin.

Birbirleriyle savaşınca, hakem olarak kendini kabul ettireceksin.

Ama anlaşmaya giden bütün yolları tıkayacaksın!”

İnsanlığı yönetmeye aday olan kişiler veya kurumlar; tarihsel süreç içinde haktan, adaletten ve doğruluktan uzak olmaya başladıkları andan itibaren yukarıda Aristo'nun Büyük İskender'e söylediğinin aynısını yapmışlardır. Bu büyük şeytanlıktır. Ülkelerin ileri gelenleri hakkında Büyük İskender'in yapmayı düşündükleri ise küçük şeytanlıktır.

Trump, Erdoğan'a YPG'ye silah vermeyeceğini ve Amerika'nın bu politikasının  ‘aptallık' olduğunu söyledi. Yine Erdoğan'la Amerika'da görüşürken Türkiye –Amerika ilişkilerinin ‘hiç olmadığı kadar iyi' olduğunu belirtti. Buna mukabil YPG'ye listeleri açıklanacak silah sevkiyatları basına düştü. 12 bin adet sadece Kalaşnikof verileceği yazıldı. Ayrıca dünya alem, Türkiye-Amerika arasında soğuk değil, buzul havaların estiği ve tansiyonun gittikçe arttığı bir süreçte iki ülke arasındaki ilişkiler için ‘hiç olmadığı kadar iyi' ifadesinin tutarsızlığına içten içe gülüyordu.

Kudüs meselesinde ise Filistin ve işgalci israil görüşmelerinin devamından yana olduğunu belirterek Kudüs'ün Telaviv'e dönüşmesini Trump, onayladı. Tepkiler büyükelçiliği taşımayı iki yıllığına ertelese de işin altındaki şeytanlık devam ediyor. Tutarsızlık diye nitelendirilen şeytanlığı Aristo'nun felsefesine göre yorumlayalım.

Ortada Filistin diye bir sorun yokken İngiltere, ABD ve Batı, bu toprakları işgalci israil'e peşkeş çekti. Toprağı işgal edilen Filistin, gün geldi azınlık oldu. Dünya zulme sessiz kaldı. Hele de Suudi, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır gibi sözde İslam ülkeleri sessizlik değil, sağırları oynadı. Hatta İşgalciye taraf oldu. Hal böyle olunca soruna sebep olanlar ‘aranızda hakem olalım' dediler.

Yukarıdaki formüle göre işgalci israil ve destekçileri Filistin'in ileri gelenlerini sürgüne yolladılar. Halid Meşal gibi. Ne oldu peki? Dünya Filistin diasporası Filistin direnişini Kudüs Kudüs dalgalandırdı/dalgalandırıyor. Filistin'in ileri gelenlerini zindana attılar. Şeyh Ahmed Yasin başta olmak üzere direnişin ileri gelenleri bu direnişi zindan zindan büyüttüler/büyütüyorlar. Filistin'in ileri gelenlerini kılıçtan geçirdiler; yani suikastlerle şehid ettiler. Şeyh Yasin, Salah Sahade ve Abdulaziz Rantisi gibi. Buna mukabil bu öncü yani ileri gelen nesilden sonraki kuşak, intikam hırsıyla gün geçtikçe büyüyor ve sadece işgalci israil'in değil; işbirlikçisi ABD'nin de tahtını sallıyor.

Yani Büyük İskender'in her üç teklifi de pek tutmadı. Bir çeşit muvakkat zulüm doğdu. Asıl yapılması gereken Aristo'nun tavsiyeleriydi: “İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin. Birbirleriyle savaşınca, hakem olarak kendini kabul ettireceksin. Ama anlaşmaya giden bütün yolları tıkayacaksın!”

İşte büyük şeytanın farkı bu. Küçük planlar ve aşikar politikalar değil, uzun vadeli planlar… Toplumlar arasına nifak atmak, birbirleriyle savaşmalarını beklemek, hakem olduğunu kabul ettirmek ve anlaşmaya giden tüm yolları tıkamak…

Söyler misiniz; olmayan bir sorunu nifak tohumlarıyla kim doğurdu? El Fetih ve HAMAS arasında çatışma çıkarıp fitne tohumları ekerek direnişin gücünü kırmaya çalışan kim? İşgalci israil'i ortaya süren  kim?  Oslo süreciyle Arafat'a hakem olacağını kabul ettiren kim? Yıllardır o süreci bile sabote edip bütün yolları tıkayan kim? Elbette ABD.

Şimdi bu doğrultuda Aristo, Büyük İskender'e değil de ABD'ye nasihat etmiş desek yanlış mı söylemiş oluruz. Erdoğan'a gelince Trump'ın söylediklerine güvenilmeyeceğini bizden öğrenecek değil herhalde. (Doğruhaber)