Uluslararası fitne: İsrail

15 Mayıs 2017 Pazartesi, 21:13

Müslümanların başına gelen 14 mayıs 1948 kuruluş tarihli İsrail devleti musibetinin elbette sebepleri var. Aynı Müslümanların Moğol ve haçlı saldırısına uğramasının Müslümanlardan kaynaklanan sebepleri olduğu gibi. Ümmet şöyle bir durup, başını ellerinin arasına alsa ve biz nerede hata yaptık ki, Allah bu musibeti bize musallat etti diye sorabilirlerse, musibetin def'i için de bir şeyler yapmış olurlar.

Mukaddes Belde: Filistin

Filistin coğrafyası her üç semavi din için kutsal bir bölgedir. Yahudiler açısından buralar kendilerine Allah tarafından vaad edilen topraklardır. Hz. Süleyman (a.s) mabedini buraya inşa etmiştir. Hıristiyanlar için Hz. İsa (a.s) Nasıra'lıdır ve burası da Filistin'dedir. Müslümanlar açısından ise Hz. Muhammed (s.a.v)'in Miraç'a çıktığı yer buradadır, ayrıca ilk kıble olan Mescid-i Aksa da yine Filistin'dedir. Bu nedenle bölge sürekli bir çekim merkezi olmuş ve egemenlik mücadelelerine sahne olmuştur.

Yahudilerin Tarihçesi:

Tevrat'tan alınan bilgilere göre Yahudiler, Hz. Nuh (a.s)'ın oğlu Sam'ın neslindendirler. Yahudiler kendilerini Filistin'in en eski yerleşik toplumu olarak kabul etmektedirler. Oysa Yahudilerden önce burada Kenanlıların yerleşik olduğu anlaşılmaktadır. Yahudiler Hz. Yakup'un isminden dolayı israiloğulları, Hz. Musa'dan sonra Musevi, Hz. Süleyman'dan sonra ise Yahudi ismiyle adlandırıldılar. Hz. İbrahim (a.s)'in torunlarından Hz. Yakup (a.s)'in oğlu Hz. Yusuf (a.s.), Mısır'da Firavun'un nazırı olmuş ve bu zamanda Kenan'dan Mısır'a israiloğullarının göçü çoğalmıştı. Ancak ülkede güçlendiklerinden Firavunların zulmüne uğramışlar ve Hz. Musa (a.s)'in önderliğinde Mısır'dan çıkarak bu durumdan kurtulmuşlardı.

M.Ö. 1020'lerde Saul adlı Kralın yönetiminde dağınık Yahudi kabileleri bir araya geldi. Onun oğlu Hz. Davut (a.s) 1004-965 tarihleri arasında 12 İbrani kabilesini bir araya getirdi ve Kudüs'ü fethederek Yahudi Devletinin başkenti yaptı.  Hz. Davut zamanında Tevrat'a yapılan ilaveler neticesinde Zebur isimli kutsal metin ortaya çıktı. Vefatından sonra oğlu Hz. Süleyman (a.s) tahta çıktı ve O'nun dönemi Krallığın en iyi dönemidir. Hz. Süleyman ilk Yahudi ibadethanesi olan Beyt-i Makdis'i inşa etti.

M.Ö. 587'de Yahudi Devleti Babil Krallığının saldırısına uğradı ve Yahudilerin Babil'e sürgünü başladı. Ayrıca tapınakları da yıktırıldı. Bu olay tarihte “Babil Sürgün Devri” diye anılır.  Bu sürgün ortalama 70 yıl sürdü. Bir süre sonra İranlılar Babil'i ele geçirip, sürgündeki Yahudileri tekrar vatanlarına kavuşturdu. Filistin üzerindeki Pers egemenliği M.Ö. 332'de Makedonya Kralı Büyük İskender'in Fırat'tan Mısır'a kadar uzanan toprakları ele geçirmesi ile son buldu. Büyük İskender'in bu topraklar üzerindeki hâkimiyetiyle Yahudilerin tarihinde Helenistik dönemi başlamış, bu din üzerindeki etki İslamiyet'in doğduğu tarihe kadar sürmüştür. Yunan hâkimiyetinden sonra Romalıların hâkimiyeti başladı. Çünkü M.Ö. 64-M.S.324 tarihleri arasında Filistin'e Romalılar hâkim oldu. Romalıların baskısı ve tapınaklarının ikinci kez yıktırılması neticesinde, Yahudiler göç etmek zorunda kaldı ve çeşitli ülkelere dağıldılar.

Yahudiler tapınaklarının ikinci kez yıkılmasından israil Devletinin kuruluşuna kadar ki dönemi (70-1948) yabancıların hâkimiyetinde geçirdiler. Romalılara karşı isyan eden Yahudilerin ayaklanmaları bastırılmış ve yeniden sürgün edilmişlerdi. Yahudiler Kuzey Afrika, Anadolu, Doğu Avrupa, Mezopotamya ve Hicaz'a göç ettiler. Bilindiği üzere Medine'de Beni Kaynuka, Beni Nadr ve beni Kurayza diye Yahudi grupları vardı.

Hıristiyanlık dininin gelmesi üzerine Yahudiler bu din ile de çatıştı. Roma İmparatoru Konstantin'in yeni dini kabul etmesiyle Roma'nın resmi dini Hıristiyanlık oldu. M.S. 395'te Roma ikiye ayrılınca Filistin Bizans'ın payına düştü. Hz. İsa'ya kötü davranışları nedeniyle Bizanslılar Yahudilere düşmanlık yapmış ve onların böyle yurtsuz kalmalarını ilahi bir ceza olarak değerlendirmişlerdir. Bu anlayış uzun süre devam etmiş ve Yahudi sürgününün devamını sağlamıştır.

İslami Dönem:

Her tarafta baskı ve horlama gören Yahudiler, İslamiyet'in ortaya çıkışı ile Hz. Muhammed (sav) ile Medine'de muhatap oldular. Hz. Peygamber'in engin hoşgörüsü ile tanışıp, kendisi ile Medine Vesika'sını imzaladılar. Yahudilere dinlerinde serbestîlik tanınıyor ve içişlerinde kendi örflerini uygulama hakkı verilmekle birlikte, dış ilişkilerde ortak hareket etme şartına bağlandılar. Ancak sürekli olarak Hz. Muhammed'e ihanet ettiler ve Müslüman topluluğu çok zor durumlara koydular. Bunun neticesinde Medine'den sürgün edildiler.

Hz. Peygamber'in vefatından sonra 2. Halife Hz. Ömer zamanında Kudüs fethedilmiş ve burası İslam'ın önemli dini beldelerinden biri olmuştur. Haçlı dünyasının esas hedefini oluşturan Kudüs, 1099 yılında Hıristiyanların eline geçti. Burada korkunç cinayetler işleyen Haçlılar, 1187'de İslam'ın kahraman evladı Selahaddin Eyyubi'ye yenilip, tekrar bu beldeyi İslam ordularına teslim etmek zorunda kalmışlardı. 1291'de Filistin'de hâkimiyet kuran memlüklüler, burayı Osmanlılardan 1517'de aldılar.

israil'in Kuruluşu:

Uzun süre Osmanlıların hâkimiyeti altında kalan Filistin ile tüm dünya ilgileniyordu. Avrupa'da yüzyıllarca baskı altında kalan Yahudiler bir devlet kurma fikrindeydiler. Bunun için uygun bir coğrafya gerekiyordu. Bu arayışı neticelendiren kişi Siyonizm'in kurucusu olan Theodor Herzl'dir. Filistin'in dışında yaşayan bütün Yahudilerin tekrar Filistin'e toplanması fikri ile bölgeye yerleşmeye çalıştılar.  

İlk etapta müracaat ettikleri kişi II. Abdülhamit idi. Bu İslam beldesinden yerleşke isteyen Theodor Herzl, Osmanlı Padişahını ikna etmek için, 1896 ile 1902 yılları arasında İstanbul'a 5 kez geldi. Osmanlı maddi açıdan çok zor durumdadır ve Herzl bunun farkındadır. Osmanlı maliyesini düzeltme sözü bile veren Herzl her seferinde II. Abdülhamit tarafından reddedilmiştir. II. Abdülhamit; “Ben bir karış bile olsa toprak satamam. Zira bu vatan bana ait değil, milletime aittir. Benim milletim bu imparatorluğu savaşta kanlarını dökerek kazanmışlar. Onu kanlarıyla verimli kılmışlar. Bu toprak bizden sökülüp alınmadan evvel, biz onu tekrar kanlarımızla sularız. Benim Suriye ve Filistin alaylarının efradı birer birer Plevne'de şehit düşşlerdir. Onlardan bir tanesi dahi dönmemek üzere muharebe meydanlarında canlarını vermişlerdir. Türk İmparatorluğu bana ait değildir. Türk milletine aittir. Ben onun hiçbir parçasını veremem. Bırakalım Yahudiler milyonlarını saklasınlar. Benim imparatorluğum parçalandığı zaman, onlar Filistin'i hiç karşılıksız ele geçirebilirler. Fakat bizim yalnız cesetlerimiz taksim edilebilir. Ben canlı bir vücut üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade edemem.” diyerek net tavır ortaya koyar ve Yahudilerin hedef tahtasına oturur. Ne yazık ki İttihat ve Terakki tarafından bu devlet adamı görevden uzaklaştırılır ve israil'in kuruluşu için en önemli engel ortadan kaldırılmış olur.

Birinci Dünya Savaşına kadar Filistin Osmanlı'nın idaresindeydi. Ancak İngiltere'nin Arapları Osmanlı'ya karşı kışkırtması sonucu Osmanlı bölgeyi kaybetti. Araplar, İngiltere'den yana tavır aldılar. 25 Nisan 1920'de Birleşmiş Milletlerin kararıyla İngiltere bölgenin mandater devleti oldu. Aslında daha önceleri İngiliz devlet adamlarının Yahudilerle teması vardı ve Filistin'de bir Yahudi yurdu kurulması fikri üzerinde duruyorlardı. Bu anlamda 1917'de İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, Filistin'de Yahudi halkları için bir vatan kurulması sözü vermişti. Bu vaat, Siyonistlerin önderlerinden Lord Rothschild'e gönderilen mektupta yer alıyordu. Tarihte bu mektuba Balfour Bildirgesi dendi.

Müslüman halkların birbirlerine yaptıkları bu ihanetleri ve Batılı devletlerin İslam coğrafyasındaki projeleri neticesi İngiltere'nin mandaterliğindeki Filistin'e yüz binlerce Yahudi göç etti. Avrupa'da 1930'lu yıllardan itibaren iyice tırmanmaya başlayan Yahudi karşıtlığı ile göç hızlandı. Bu duruma Araplar tepki gösterip sivil itaatsizlikler yapıyorlardı. İkinci Dünya Savaşı ve Almanya'daki Yahudi soykırımı Yahudilerin Filistin'e doluşmasıyla sonuçlandı. Bu arada İngilizler, Yahudi göçünün kısıtlanması tedbirlerine başvurdu. Çünkü Arapların İngiltere'ye büyük tepkisi vardı. Ancak Siyonistler New York'ta toplanarak İngiltere'yi düşman ilan etti ve terör eylemlerine başladılar. İngiltere bu dönemde Filistin'i idare edemiyorum diye Birleşmiş Milletlerin buranın geleceğini belirlemesini talep etti. 1947 yılında BM bölgede iki devlet olmasını kararlaştırıldı. Buna göre Filistin toprağının büyük kısmı israil'e bırakılıyor, Kudüs uluslararası bir şehir olacaktı. Planı Yahudiler kabul ederken, Araplar reddetti. İngiltere manda yönetimine son verdi. Yahudiler 14 Mayıs 1948 tarihinde israil Devletini ilan etti.

Birinci Arap-israil Savaşı:

israil Devleti kurulur kurulmaz, Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak orduları 15 Mayıs'tan itibaren israil'e savaş ilan ettiler. Amerika ve Rusya yeni devleti tanıdıklarını ilan ettiler. Savaş bir yıl kadar sürdü. Arap orduları her tarafta yenildiler. Araya BM'nin girmesiyle Arap-israil ateşkesi yapıldı. Galip devlet olan israil, Filistin'in topraklarından BM'nin taksiminden daha fazla pay aldı. Filistin'in hemen hemen dörtte üçü israil'in eline geçti. Kudüs şehrinin de bir bölümünü alan israil, burasının kendisinin Başkenti olmasını dünyaya kabul ettirmeye çalışıyor.

Müslümanların gönlündeki yara olan Kudüs ve Filistin, yeni Selahaddin'lerini bekliyor. (Doğruhaber)