Her açıdan Kürdistan

15 Eylül 2017 Cuma, 01:15

Kürtler, Mezopotamya'nın kadim halklarından biri. 40-50 milyonluk nüfuslarıyla, Ortadoğu diye isimlendirilen bölgenin etkin topluluğu.

Hicretten sadece 18 yıl sonra İslam'ı kabul eden ve bu tercihleriyle Araplardan sonra İslamlaşan ikinci millet.

Alparslan'ın Malazgirt öncesi; “Bizans'a karşı dindaşlarınızı destekleyin” dediği ve küffara karşı 10.000 kişilik bir ordu ile 1071 zaferinin kazanılmasında kritik rolü olan kavim.

İdirs-î Bitlisî'nin çabalarıyla, belki de amcaoğulları olan İranlılara karşı gelerek, Osmanlıya destek veren, Osmanlıların ise kendilerine “Kürd” ve yaşadıkları coğrafyaya da “Kürdistan” dediği halk.

Birinci Dünya Savaşı sonrası aslında devletleştirilmek istenen ama laik, sekuler kafalı ve halkının tarihini, dinini, ananesini batılı devletlere satacak karakterde lider kadroları olmadığından devletleşemeyen bir millet.

Batılıların sınırları çizerken, sorun oluşturacak ve ileride bu sorunları kaşıyarak, birlikte yaşadıkları dindaşlarına karşı kullanabilecek problemler bırakacak tarzda coğrafyalarını taksim ettikleri etnik topluluk.

Kürtler açısından her bir parçası ayrı olsa da, aslında ailesi parçalanmış bir anne ve babanın çocuklarının bir araya gelmesi elzem olan, tarihi kadim bu coğrafyanın mirasçıları.

Dört ana parçanın Türkiye, Irak, İran ve Suriye'nin payına verildikten sonra, her bir coğrafyada asimilasyona uğrayan, Kürtçe konuşmanın yasak olduğu dönemler geçiren, Halepçe gibi toplu katliamlara düçar olan ve kendilerince kurtuluş için çıkardıkları örgütlerin dahi zulmüne uğrayan mazlum, mahrum, mağdur ve mustazaf bir millet.

Şimdi yeni bir aşamaya gelmiş durumdalar.

Kürdistan'ın Irak parçasının bağımsız bir devlete kavuşturulması için referanduma gidilmesi için tarih belirlenmiş durumda.

Bu istek örfi veya şer'i olarak değerlendirmeye tabi tutulabilir.

Şer'i olarak Allah (cc), nasıl Türkleri, İranileri, Arapları yaratıp, onlara belirli hakları verdiyse, aynı Allah (cc), herhalde Kürtleri yaratıp aynı hakları onlara da vermiştir.

Örfi olarak “Her milletin kendi geleceğini tayin hakkı” olduğu söylenmekte ve bu hak nasıl ki yukarıda saydığımız milletlerde var ise Kürtlerde de olmalıdır.

Eğer Şer'i olarak bütün İslam devletleri bir araya gelip, bir halifenin etrafında birleşeceklerse ve böylece etnik temelli devletler kalmayıp, İslami devletler oluşturacaklarsa, o zaman Kürtlerin bunlardan ayrılması ihanettir.

Yok, eğer örfi olarak her millet kendi devletini kurup, kendi coğrafyasında bağımsız bir şekilde yaşayacaksa, o zaman diğer milletlere tanınan bu hak Kürtlere neden tanınmıyor?

Şu an Kürt devletine karşı gelen bütün devletlerin geçmişleri emperyalistlerle kesişmektedir. Dolayısıyla “Bu emperyal bir oyundur” diyerek buna karşı gelmek hiç samimice değildir.

İran konuyu, Allah'ın insanlara tanıdığı haklar babından değerlendirip, her millete tanınan bu hakkın aslında Kürtlere teslim edilmesi gerektiğini beyan etmelidir.

Türkiye, son zamanlarda dünyadaki mazlumlardan yana zalimlere karşı bir politika izleyerek, Osmanlı misyonunu yüklenmeye çalışan bir abi pozisyonundadır. Libya, Mısır, Suriye halklarının yanında olup, Kürt mazlumlarının karşısında olmak bir çelişkidir. Üstelik kurulacak devlet Türkiye sınırları dışındadır. Kanaatimce bu durum Türkiye'yi tehdit etmez. Aksine rahatlatır. Çünkü olanca bir kuvvet ile sıkıştırılan Kürtlerin, bir coğrafyada nefes almaları, dolayısıyla Türkiye'de yaşayan Kürtlerin de rahatlamaları bu şekilde sağlanabilir. Türkiye'de yaşayan Kürtler açısından, kendi isimleri ile anılan bir devletlerinin olması, barajın taşmaması anlamına da gelebilir. Azerbaycan devletinin kurulmuş olması, İran'ı nasıl parçalamadıysa, aynı şey Türkiye için de geçerli olacaktır.

Bu referandum PKK/PYD/PJAK gibi sözde Kürdistani yapılar için, KDP'ye alan kaptırmak anlamı taşımaktadır. Siyasi rakip olarak gördükleri KDP'den bu adımın gelmesi, tüm Kürtlerin sempatisinin Barzani'ye celp edeceğinden rahatsızlar. Laik, sekuler bir yapıya sahip PKK'nin, geleneksel bir dindarlığa sahip KDP'ye taban kaptırması, kendilerince kabul edilemez bir durumdur.   

Vicdan her insanda bulunması gereken bir haslettir. (Doğruhaber)