Her Türlü Müslümana Sahip Çıkınız

13 Şubat 2018 Salı, 01:46

Gerici Müslüman, Şeriatçı, tarikatçı, fundamantalist, ılımlı, Selefi, Vahhabi, Şii, Radikal… Gibi kelimelerle bizi parçalamaya çalışıyorlar. Silahla başaramadıklarını kelime kurşunlarıyla bağlarımızı çözmeye uğraşıyorlar. Dikensiz gül olmadığı gibi hatasız kul olmaz. Hangimiz hatasızız?

Gavurun hatası temelde.

Allah inancı yok. “Var” diyenlerinki de çatlak bir iman. Allah onu yönetmiyor, o kâfir, Allah’a akıl vermeye kalkıyor.

“Senin oğlun var” diyor.

Onun için onların hepsine birden kâfir diyor Rabbimiz.

Onun için temelde hatalı olan kâfirlerle amelde hatalı olan Müslümanları aynı kefeye koymayalım. Bu isimleri, kendileri benimsemiş olsalar bile mademki, benimsediği adın bir bölümü İslâm’dır, Müslüman kelimesidir, işte o isim hatırına yine de o isim hatırına ona karşı kötü düşünceler beslemeyeceğiz.

Biz, kendimizi “Müslüman” kelimesinin dışında bir kelime ile veya “Müslüman” kelimesine takılan bir ilave kelime ile tanıtmayacağız. Tanıtan kardeşlerimizi de uyaracağız ve şu ayeti kelimeyi hatırlatacağız:

“Allah’a davet eden, amel-i salih işleyen ve “Ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kim vardır? (Fussılet suresi ayet 41/33) Kimse yoktur. Ve biz, bu güzel kardeşlerimizle tatlı dil, güler yüz ve bal gibi sözlerle konuşacağız. Şimdilik aramızda kırgınlık olsa bile ilerde sıcacık dost oluvereceğiz.

Rabbimize kulak verelim:

“İyilikle kötülük denk değildir. Sen kötülüğü en güzel olanla defet. Bir de bakmışsın ki, seninle arasında düşmanlık olan kişi sanki sıcacık bir dost oluvermiş.” (Fussılet suresi ayet 41/34)

Bazı yanlışlar duyulduğunda veya görüldüğünde elimizde olmadan bazı kötü sözleri dilimizden çıkarıveriyoruz ama bu da bizim sabırsız oluşumuzdan kaynaklanır.

Rabbimiz bunu şöyle açıklar:

“Buna (kötülüğü iyilikle defetmeye) ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak (Kur’an’dan) büyük bir haz alanlar kavuşturulur.” (Fussılet suresi ayet 41/33-34)

İlerde yüzüne bakacağımız, dost olacağımız insanlara el yarası veya dil yarası açmamaya dikkat edelim.

Kur’an’ın bize öğrettiği bir duayı bu günlerde biraz daha fazla okuyalım.

“Onlardan (Mühacir ve Ensar’dan) sonra gelenler: “Rabbimiz, bizi ve bizden önce imanla geçip giden kardeşlerimizi bağışla. İman edenlere karşı gönlümüzde bir kin bırakma. Rabbimiz, şüphesiz sen şefkatlisin merhametlisin” derler.” (Haşr suresi ayet 59/10)

Mü’min insanlara karşı gönlümüzde kin bırakmayacağız. Bunun için omü’min kardeşimizin iyi huylarını gözümüzün önüne kadar getirip güzelliğini seyredeceğiz.

Şeriatçı, tarikatçı, radikal, ılımlı, hoşgörücü, mutaassıp, barışçı, siyasal İslamcı, aşırı dinci... vs. gibi isimler takılarak parçalanmak istenen insanımızı “Müslüman” adı altında toplayıp hatalarıyla beraber bağrımıza bastıktan sonra yanan bir yüreğin ateşiyle hataları yakıp sessizce yok edeceğiz.

Gülünü severken dikenlerine katlanacağız. “Dikensiz gül olmazmış” Hatasız insan olmaz. Biz, gönlünde zerre kadar iman var olduğu sürece velimize, delimize, dervişimize, berduşumuza, işçimize, işverenimize, yetkilimize, yetkisizimize can taşıyan herkese sahip çıkacağız. Bize karşı yaptıkları hataları sineye çekip, bir daha hata yapmamaları için çalışacağız. Miladi bin üç yüz yıllarında Şam şehrinde üç yüz kadar allâmenin (Profesör) imzasıyla âlimin (Profesör) biri devlet başkanına şikâyet edilerek hapse attırılır. İki sene sonra hapisteki âlimin suçsuzluğu ortaya çıkınca devlet başkanı üç yüz profesörü saraya çağırır. Hapisten getirttiği âlime diğerlerinin huzurunda: “Bunların cezasını sen tayin edeceksin” der. Hapisten çıkartılan profesör “Efendi, bu milletin bu değerli profesörlere ihtiyacı var. Bunların her biri kırk senede yetişir. Bunların bana karşı yaptıklarının tek sorumlusu sensin. Çünkü sen onların gözlerini makam hırsıyla perdeledin onların afvını talep ediyorum” der ve afvettirir.

Düşman, bizi önce parçalamış. Şimdilerde yutmak istiyor. Midesine indirdiği kardeşlerimizin tepinişlerini duyuyoruz. Kulaklarımız tıkarsak, kendi yenmemizi çabuklaştırırız.

“Beni sokmayan yılan bin yaşasın” diyenler yılanın sokacak adamı kalmayınca yaşayana da geleceği muhakkaktır. (Milli Gazete)