Muhammedî şuur ve ahlâk

29 Aralık 2015 Salı, 11:26

Milat'a talim ederken, hicreti unutmuşluğumuz, pek çoğumuzun özel tarihinde yerini aldıysa da kabahatin tamamını şahısların sırtına yüklemek doğru sayılmaz.

Fakirin kanaatidir.

Kelimeler, kelimeler…

Düzünden başka, tersinden başka.

Bu alışkanlığın tıpta bir adı olmalı.

Ve dilerim ki herkes için düz okuyup düz anlamak nasip olsun.

Söze başlarken “Bu yılın son yazısında” diyerek yine miladi takvime gönderme yapmaktansa, 1 Ocak tarihinin önemine işaret etmek daha münasip görünüyor.

*

Hatırlayın ve hiç unutmayın, üç gün sonra Mekke'yi fethedeceğiz.

Üzüntüyle ayrıldığımız Mekke'yi.

Ama ondan önce, pek çok çaba sarf edildi, gönüller fethedildi.

'Biz' olabilmek ne kadar da muhteşem!

Yeryüzünde milyarlarca 'biz' bulmak mümkün.

En ihtişamlı, en sevimli, en güzel 'biz' işte bu sözünü ettiğim.

*

Ahmet Turgut'un yeni kitabı “Muhammedî Şuur ve Ahlâk” akleden kalplere sesleniyor.

İsim ne de yakışmış.

Şuur ve ahlâk, dinden de önce gelir.

Şuur yoksa, din neye yarar?

Ahlâk yoksa, din olsa da emanet kalır.

“Güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilen” ibaresini tam anlamak nasip olsa, din adına işlenen ahlâksızlıklar ve şuursuzluklar kaybolacaktır.

'Biz' olabilirsek, emin olun, din üstümüzde emanet bir elbise gibi görünmez.

*

Ahmet Turgut kitabına şöyle başlıyor:

“Âlemlere Rahmet olarak gönderdiği Elçiye ümmet olmakla bizleri nimetlendiren Allah'a hamd olsun.
Yer ve gök ehlinin seçkinlerinin hal dilince Allah'ın salât ve selâmı Nebiler Hatemi Efendimizin ve Onun sevip sevdirdiklerinin üzerine olsun.”

*

Ve “Kalemin niyâzı” kısmında diyor ki:

“En güzel isimlerin sahibi olan Allahım!

'Nûn' ve 'Kalem' üzerine yemin ettiğin Kitaptan ve Âlemlere Rahmet Elçinden (sav) öğrendik ki, Sensin; sevdiklerini tüm âlemlerde sevdirebilen, hem sevip hem sevilen, seveni ve sevgiyi var eden…

Vedûd, Rahîm, Muhyi Esmândan tecellilerle, Seni (cc) ve Habibini (sav) layığınca seven Aşk Ehli hürmetine Muhammedî Hakikat ile aramızda sağlam vesileler eyle!

Mucîb, Kerîm, Latîf oluşunla ellerimizi dergâh-ı izzetinden boş çevirme!

Kelimelerin kalbine Senden (cc) bir hikmet beklerken muradımız Habibinin (sav) ismiyle hem satırları, hem de sadırlarımızı süslemektir.

Alîm, Hakîm, Fettâh, Mevlâ, Hâdi, Musavvir isimlerin aşkına Efendimiz (sav) ile aramızda aracı kıldığımız kelimelere doğruluk, iyilik, güzellik ve hayır ihsan eyle!

Bunu talep etmekteki cüretimiz liyakat iddiamızdan değil, Rahmetinden gözetebildiğimiz cesarettendir.

Nitekim Sen (cc) dilediğine dilediğince lûtfedebilen Vehhâb'sın.

Dile ki, tüm dileklerimiz Onunla (sav) olsun!

Gözlerimiz, kulaklarımız, ellerimiz, dillerimiz, ille de kalplerimiz Onunla (sav) rahmet bulsun, O biricik rahmet vesilen ile 'Biz' olabilsin.

Âmin.”

*

Malûmunuz, çok istesem de burada her zaman kitap tavsiyesinde bulunmak mümkün olmuyor.

Lâkin bu defa son derece kıymetli olan bu eserin anlam ve önemine binaen yazmak geldi içimden.

Binanın su basmanına kadar işaret ettim.

Ötesi size bağlı.

İsterseniz, duvarları çıkar, çatıyı tamamlarsınız.

*

40 bölümden oluşan bu güzel eserin bir siyer kitabı olduğunu belirtmek gerekir.

Sözün evveli ile Sözün âhiri arasında yer alan bölümler “Başımızın Tâcı, Gönlümüzün Mirâcı” ile başlayıp “Olmasaydın Olmazdık” ile son buluyor.

Hayranlıkla takip ettiğim Ahmet Turgut'a ve onun yazdıklarını okuyup anlayanlara selâm olsun. (Yeni Şafak)