Kırk katır mı, kırk satır mı?

18 Ekim 2017 Çarşamba, 22:53

“Ölümlerden ölüm beğenmek” anlamında kullanılan bir deyiştir bu.

Şimdilerde bu coğrafyaya harfi harfine uyan bir ifade.

Ölümlerden ölüm beğenmeye zorlanıyoruz.

Tam da ‘Suriye meselesinde siyasi çözüme nihayet varıldı' diye düşünmeye başlamışken…

Başka bir savaşı yanıbaşımızda bulduk.

Hevesimiz kursağımızda kaldı.

Irak Kürdistanı bölgesindeki referandum taşları yerinden oynattı.

Kerkük'ün de referanduma dâhil edilmesi, bölgesel dengeleri alt üst etti.

Beklenen oldu ve Irak merkezi ordusu ile Haşdi Şa'bi birlikleri Kerkük'e girdi.

Türkiye ve İran arasında imzalanan mutabakatın devrede olduğu anlaşılıyor.

Barzani'ye karşı İran'ın tavrı başından beri belliydi.

Türkiye ise dün bayrağını dalgalandırdığı Barzani'ye bugün cephe almış durumda.

Suriye üzerinden ters düştüğü İran'la ise tam bir mutabakat içinde.

16 Ekim tarihli Milli Güvenlik Kurulu ile hemen ardından yapılan Bakanlar kurulu toplantısından sonra hükümet, hava sahasını Irak Kürdistan bölgesel yönetimine kapattığını ve İbrahim Halil Sınır kapısının Irak merkezi hükümetine devredilmesine tam destek verdiğini duyurdu.

Kerkük'e yönelik operasyonun hedefi tam olarak ne ve ne zaman bitecek?

Kestirmek oldukça güç.

Sırada Musul, hatta Erbil ve Süleymaniye'nin de olduğu söyleniyor.

Temenni ederim ki bu sadece söylentiden ibaret olsun.

Zira böylesi bir durum zaten diken üstünde olan mazlum coğrafyanın, hafizanallah, yeni bir yangın yerine dönmesi demek.

Şunu peşinen belirtmek isterim:

Bir halkın iradesinin şöyle ya da böyle yok sayılması asla doğru değildir.

Yıllar yılı bu ülkede halkın iradesine ipotek koyan ve yok sayan askeri vesayete ve bürokratik oligarşiye şiddetle karşı çıktık.

Doğru olan buydu ve doğru yaptık.

Şimdi ise hemen yanıbaşımızda bir halk, halkoylaması yolu ile irade beyanında bulundu.

Buna saygı duyulması gerektiğini defalarca dile getirdik.

Gelinen aşamada ise bu irade beyanı askeri yöntemlerle cezalandırılmak isteniyor.

Bunun yol olmadığını Suriye meselesine bakarak çok rahat dile getirebiliriz.

Yine ve yeniden diyoruz ki Suriye meselesinde olduğu gibi bu meselenin de siyasetle çözülmesinden başka yol yok.

Başta bu kardeşiniz olmak üzere Suriye meselesinin siyasi yollarla çözüme kavuşturulması için Türkiye ve İran'a defalarca çağrıda bulunduk.

Bunu bu milletin daha fazla acı çekmemesi ve emperyalizmin bu coğrafyaya fiili olarak yerleşmemesi adına yaptık.

Doğru olanın bu olduğuna inandık ve tereddüt etmeden bunu yaptık.

Yapılması gereken şey yine aynıdır.

Hamaseti bir kenara bırakarak siyaset üretmek ve bu milletin evlatları arasına asırlar boyu sürecek kin ve nefret tohumlarının ekilmesine engel olmak.

Bu; devletlerin, partilerin ya da grupların çıkarlarından çok daha üstün ulvî bir vazifedir.

Sadece dünyayla sınırlı kalmayıp uhrevi endişeler içerisinde olan her fert, cemiyet veya devlet bu vazife ile mükelleftir. (Doğruhaber)