Bir hayalim var!

03 Ocak 2018 Çarşamba, 11:41

Martin Luther King…

Irksal eşitlik ve siyah vatandaşların eşit vatandaşlık hakları için yaptığı eylemler ve yürüyüşlerle 1964 yılında Amerika'da Yurttaş Hakları Kanunu'nun çıkmasını sağlamış Afro-Amerikalı bir siyahi hareket lideri.

Şiddet içermeyen eylemleri ile ABD'yi boynuna asılan “Zenciler ve köpekler giremez” utancından kurtaran ve sonrasında bir suikasta kurban giden Hıristiyan bir papaz.

1963'te 300 bin kadar kişiye hitaben bir konuşma yaparak tabiri caizse Amerika'nın tarihini değiştirmiş bir düşünce adamı.

"I have a dream" (Bir hayalim var) diyerek başlamıştı o meşhur konuşmasına:

“…Bir rüyam var. Gün gelecek, eski kölelerin evlâtlarıyla eski köle sahiplerinin evlâtları, Georgia'nın kızıl tepelerinde kardeşlik sofrasına birlikte oturacaklar…

…Bir rüyam var. Gün gelecek, dört küçük çocuğum, derilerinin rengine göre değil, karakterlerine göre değerlendirildikleri bir ülkede yaşayacaklar…”

Diye devam etmişti, insanlık adına herkesin altına imza atacağı konuşmasına.

Yeni bir miladi yıla girerken “Benim de hayallerim var!”

Ülkeme ve insanlığa dair…

İnsanların ırk, kavim, mezhep, ideoloji veya sosyal statülerine göre değil; karakterlerine, adalet, emniyet, liyakat ve ehliyetlerine göre değerlendirildikleri bir ülke…

Devlet nizamı veya bekasını bir etnik kimlik üzerine değil, insan unsuru üzerine inşa etmiş bir ülke…

Devlet yönetimini bir ideolojiye değil, adalete dayandıran bir ülke…

Halkının dili veya dini ile kavga etmeyen, devlet adamı veya idarecilerinin halkına benzediği bir ülke…

Her hak sahibine hakkını eksiksiz teslim eden, herkesin “Din, can, mal, nesil ve akıl emniyeti”ni yasal korumaya alan bir ülke…

Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul hale getiren faize dayalı vahşi kapitalist ekonomi teorisini reddeden bir ülke…

“Suçlu olan Muhammed'in(SAV) kızı Fatıma da olsa cezalandırırım” diyen bir anlayışı içselleştirmiş; yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, gelir dengesindeki adaletsizlik ve işsizlikle tavizsiz bir şekilde mücadele eden bir ülke…

Siyaseti veya idareyi şahsi, ailevi veya grupsal nüfuz temin etme aracı olarak görmeyen,

İdare hizmetini bir ibadet olarak gören ve bunun karşılığını yalnız ve yalnız Yüce Allah'tan bekleyen,

“Bir saat adalet, yetmiş yıllık ibadetten evladır” anlayışı gereği, halkının cebinde gözü olmayan, gözü gönlü tok idareciler tarafından yönetilen bir ülke…

Kendi halkının değerlerine ve ruh dünyasına ters, “Kes, kopyala, yapıştır” yöntemi ile ithal edilen ve her kademede nitelikli dolandırıcı yetiştiren bir eğitim sistemi değil;

Adalet temelinde, erdemli ve faziletli bir toplumun inşa edilmesini sağlayan, Allah'ın yeryüzüne attığı formatın gereği olarak farklılık ve çeşitlilikleri bilen, tanıyan ve bunlarla barışık yaşayan bir nesli yetiştirecek;

Ekonomik özgürlüğü ilk plana değil, belki son plana atan; aklı ve maneviyatı imtizaç ettirerek hakikatin ortaya çıkmasını sağlayacak bir talim ve terbiye anlayışına sahip bir ülke…

Ailenin korunmasını annelik kutsal mefhumu üzerine bina ederek annelik vasfına halel getiren her türlü unsuru def u ref eden;

Rüşt çağı eksenli bir evliliği özendirerek ve destekleyerek helal bir toplumun meydana gelmesini sağlayan bir ülke…

Ekonomik kalkınmışlık, siyasi istikrar ve huzurun egemen olması adına Kopenhag kapılarında dilencilik yapmayan, insan fıtratı ile yüzde yüz uyumlu kendi medeniyet değerlerini hayata hâkim kılan bir ülke…

Komşularıyla iyi geçinen, komşuda çıkacak bir yangında “Yumurtamı nasıl pişiririm” çıkarcılığı gütmeyen;

Yürek genişliğimize rağmen bizi daracık sınırlara mahkûm eden emperyalizme inat, sınırları silikleştirerek ve “Dört tarafımız düşmanlarla dolu” hezeyanını reddederek “Komşu komşunun külüne muhtaçtır!” anlayışını nazara veren bir ülke…

Hayalin ötesi yok, liste uzadıkça uzar.

Aliya'nın dediğine kesinlikle katılıyorum:

“Bazı fikirler vardır ki onlara inanıldığı ölçüde gerçekleşir.”

Hamdolsun inanıyorum!

Selam ve dua ile… (Doğruhaber)