ABD mi, Rusya mı?

23 Şubat 2018 Cuma, 11:19

Yedi yıldır Suriye ile yatıyor Suriye ile kalkıyoruz.

Analizlerimizin kahir ekseriyeti Suriye ile alakalı.

Köprünün altından çok sular geçti ama gelinen aşama sonuçları itibarı ile çok net:

“ABD ve Rusya fiilen Suriye'ye yerleşti.”

Rusya, ABD'den farklı olarak Suriye rejimi tarafından müttefiklik ilişkisi üzerinden davet edildiğini söylese de bu hiçbir şeyi değiştirmiyor.

Tali diğer devletleri saymazsak geriye iki aktör devlet daha kalıyor:

Türkiye ve İran.

İran'ın tavrı başından beri belli.

Suriye ve Rusya ile müttefik.

Türkiye başta ABD ile beraber hareket etti ancak süreç içerisindeki aşamalar Türkiye'nin ‘gel-git enflasyonu' yaşamasına neden oldu.

Sn. Cumhurbaşkanı'nın ifadesi ile “Obama bizi defalarca aldattı” veya “ABD bizi yarı yolda bıraktı” somut gerçeği, Türkiye'yi Rusya-İran ve dolayısıyla Suriye cephesine yakınlaştırdı.

Bunda içerdeki Avrasyacı ekibin önemli oranda pay sahibi olduğunu belirtmekte fayda var.

Takip eden zaman dilimlerinde ise önce Astana sonra da Soçi süreçleri başladı.

Tillerson'un son ziyareti ile dengeler bir kez daha değişime uğramış görünüyor.

Tam olarak ne konuşulduğu veya nasıl bir anlaşma sağlandığını bilmiyoruz ama Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun şu sözleri yeteri kadar ipucu veriyor:

“YPG unsurları Fırat'ın doğusuna çekilsin. Münbiç'te ABD ile beraber çalışalım!”

ABD için bu, Suriye sahasındaki askeri başarıdan sonra diplomatik alandaki bir başarıdır.

Zira ABD'nin tam olarak istediği de bu.

ABD'nin asıl hesabı Fırat'ın doğusu.

Fırat'ın doğusunda ABD'nin PYD-YPG üzerinden hâkimiyet kurmasına sessiz kalan bir Türkiye, ABD tarafından ölümle korkutulup sıtmaya razı edilmiş demektir.

Afrin de Ruslar üzerinden Suriye rejim güçlerine teslim edildi mi mesele bitmiş demektir.

Yani elde var sıfır!

Kim ne derse desin PKK ya da PYD-YPG, ABD'in en az otuz yıllık stratejik müttefik örgütü.

Öyle ya, ABD'nin stratejik müttefik devletleri olur da stratejik müttefik örgütleri olmaz mı?

ABD'nin bundan vazgeçeceğini beklemek, çözüm sürecinde örgütün silah bırakacağını zannetmek gibi bir stratejik derinlik(!) olur.

Çözüm sürecinde devlet yetkililerinin sadece PKK'yi muhatap almaları ve PKK'nin faziletlerinden en üst perdede dem vurmalarının sebebi de bu mecburiyet idi.

Suriye planlarını tıkır tıkır işleten ABD, ortaya çıkabilecek arıza ve itirazları göz önünde bulundurarak PKK'yi PYD üzerinden güncelleştirdi.

Bununla da kalmadı, PYD'yi de SDG üzerinden güncelleştirdi.

Yarın öbür gün başka bir güncelleştirmede bulunmayacağının garantisi de yok.

Ezcümle, ABD ile anlaşmak isteyen Türkiye, SDG yani YPG ile dolaylı da olsa anlaşmak zorundadır.

Rusya ile anlaşmasının ön koşulu olarak Esed rejimi ile dolaylı görüştüğü ve belki de anlaştığı gibi.

Bu plan, üst aklın dayatması ve olmazsa olmazıdır.

Siyonist işgalcinin güvenliği söz konusu olduğunda hem Rusya'nın hem de ABD'nin müttefiklerine yan çizmesi ve onları yarı yolda bırakacağını açık olarak belli etmesinin sebebi de bu.

Katoliklerle Ortodoksların bin yıl sonra görüştürülmesi ve barıştırılmasının sebebi de bu.

Bir asır önce birbirleri ile savaştıkları halde İngilizlerin Kudüs'ü ele geçirmeleri üzerine Almanların zafer çanı çalmalarının sebebi de bu idi.

Nereye varacak bu işin sonu?

Yüz yıllık çok acı tecrübelere rağmen “İslam kardeşliği” hukukunu işletmemiz gereken ülkeleri beka veya egemenliğimize en büyük tehdit olarak görmeye,

Bu tehdidi bertaraf etme adına ABD veya Rusya ile bize asla dost olmayacaklarını bile bile anlaşmalar imzalamaya devam ettiğimiz müddetçe…

Bugünlere rahmet okutacak-hafizanallah-dip noktalarını görmemiz de kaçınılmaz olacaktır.

“Binlerce km. öteden gelen bu zalimler topraklarımızı neden işgal ediyor ve neden bizi birbirimize kırdırıyor?” demenin vakti gelmedi mi?

 “…Akıl nimetini güzelce kullanmayanları Allah, pislik içinde bırakır!”(Yunus-100) (Dogruhaber)