Müslüman Kürd Olmanın Bedeli Vardır!

16 Haziran 2015 Salı, 11:46

Kürdistan’da Müslüman’ca yaşamaya çalışan bir Kürt iseniz hayatınız risklerle doludur. Etrafınızı kuşatan tehlike çemberinin içinde nefes alıp veriyorsunuz. Ya İslam’ı savunmaktan ve Müslüman’ca yaşamaktan vazgeçer zalim ve zorbaların güdümüne girersiniz ya da ölüm fırtınalarının estiği sıkıntılı iklimlerde yaşam mücadelesi vermek zorunda kalırsınız.

İslami bir şahsiyetiniz varsa ve bunda ödün vermiyorsanız size hayat hakkı tanımazlar Kürdistan’da. Müslüman’ca yaşama kararlılığınız her zaman engellerle karşılaşmanıza yol açar. “Hey kim oluyorsun! Ağadan (Partiden) izin almadan dolaşamazsın bu topraklarda!” şeklinde hep önünüze çıkıp ağaların kapılarına gidip el pençe durmanızı, yaşamak için izin almanızı isterler. Bunu yapmayınca isminiz haine, işbirlikçiye ya da kontraya çıkar ve payınıza düşen birkaç kurşundur. Cansız bedeninizi yere serince korkudan ne bir akrabanız gelir başınıza ne bir yakınınız…

30 yıldır bunları yaşıyoruz Kürdistan’da. Boyun eğmediğimizden, ağanın kapısında el pençe durmadığımızdan bize hep ölüm düşüyor. Her zaman kanımız akıtılıyor. Kendimizi savunduğumuz zaman “işbirlikçi, kontra, hizbul–kontra, devletin derin güçleri” yaftasını yiyoruz. Bizi öldürdüklerinde en cesur İslamcılar bile birkaç kelimelik başsağlığından sonra “Sakın ha karşılık vermeyin!” tavsiyesini etmeden geçmiyorlar. ‘Sakın ha karşılık vermeyin, sizi öldürmeye devam etsinler, her halde yorulunca bırakırlar ya da sizi tükettiklerinde vazgeçerler’ mi demek istiyorlar, yoksa ‘başkaları gibi siz de teslim olun, kapılarında el pençe durun ve ağalıklarını kabul edin’ mi demek istiyorlar, sormak gerekiyor.

Maalesef Kürdistan’da bize hep ölüm düşüyor. Ölen biz, anaları ağlayan biz, partileri, dernekleri, evleri ve arabaları ateşe verilen biziz. Bununla da yetinmiyorlar, hem öldürüyorlar, hem de kaos peşinde koşmakla nitelendiriyorlar.

Allah Teâlâ’nın azgın bir toplulukla bizi imtihan ettiğinin farkındayız. Müslüman olarak bize düşen Müslüman’ca bir duruş sergilemek ve hiçbir zaman zalimlere boyun eğmemektir. Bunun bedeli yüzlerce hatta binlerce şehitte olsa, kanlı gövdelerimiz yerlerde de sürünse tavrımız değişmeyecek.

Coğrafyamızda insanca ve Müslüman’ca yaşamak istiyoruz. Bugüne kadar birçok azizimizi şehid ettikleri halde zalimlerin önünde eğilmedik ve İslami duruşumuzdan ödün vermedik. Duruşumuzu değiştirmeyeceğimize olan inancımız her zaman zirvede dolaşırken, bundan sonra da geri adım atma ya da teslim olma gibi bir ihtimal sıfırdır.

Müslüman’ca duruşumuzu sürdürerek ve başımız dik imtihanımızı verme azmindeyiz. Azizlerimizi şehid vererek kaybetmiyor, daha fazla kazanıyoruz. Büyük zahmetlerle büyüttüğümüz ve yetiştirdiğimiz kardeşlerimizi çok sevdiğimiz Rabbimizin yolunda kurban verirken, pak kanlarının bereketli olduğunu, İslami dava ağacını güçlendirdiğini biliyor ve yaşıyoruz. Şehitler verdikçe daha çok bileniyor, daha çok cesaretleniyor ve İslam’a daha kararlı adımlarla hizmet için çabalıyoruz.

Allah Teâlâ yolu tayin etmiştir. İslam’a göre yol ikidir; hak ya da batıl. Hakla batılın karışımı gibi bir çizgi, bir yol yoktur. İnsanlar ya hakkın yanındadırlar ya batılın. Batılı destekleyenler, katkı sunanlar ve batıla güç kazandıranlar batılın safındadır. Alınları secdeden kalkmasa da batıldan yana irade kullananların hak safında yeri yoktur. Ya tövbe eder hakka dönerler ya da batıl üzere kalmaya devam ederler.

Hak ile batıl hiçbir zaman birlikte yürümez. İnsan hem Allah’ı ve hem de şeytanı dost edinemez. İslami semboller de taşısalar, İslami söylemler de geliştirseler şeytanla birlikte olanların çizgisi şeytanın yanıdır.

Kürdistan’daki mücadele İslam’la küfür mücadelesidir. Buna başka nitelendirmelerde bulunanların gerçekte bir karşılığı yoktur. İslam düşmanlarının çıkarları için söylem ve eylemlerde kullandıkları kimi İslami temalar bir anlam ifade etmez. Aslında Müslümanları aldatmayı amaçladığından sadece münafıkça yönelmelerdir.

PKK ve yan kuruluşlarının faaliyet ve çalışma alanları neresi olursa olsun, temel mantıkları aynıdır. Kendilerinden başkalarının varlığını kabul etmezler. İslam ve Müslüman olacaksa, kendilerine boyun eğen, her türlü şeytanlıklarına göz yuman ve bütün hareketlerine alkış tutan cinsten olmalıdır. Aksi takdirde yaşama zemini bulamaz. Kürdistan’ı bütünüyle avuçlarına alıp bütün şeytanlıklarına göz yuman ve her türlü emellerine boyun eğen kapıkulu olmamızı istiyorlar.

Müslümanların kanlarıyla sulanmış bu toprakların çocuklarıyız. Tarih içerisinde zalimlerin, hainlerin ve insanlık düşmanlarının baskı ve zorbalıklarına boyun eğmediğimiz gibi onların yeni yetme çocuklarının zorbalıklarına da boyun eğmeyeceğiz. Ya Müslümanların varlığına kabul eder, onlarla birlikte yaşamayı öğrenirler. Ya da kendileri bilir. Payımıza her zaman ölüm de düşse, her zaman azizlerimizin cenazelerini de kaldırsak Müslümanların hiçbir zaman zillet altına girmeyeceğini tarihe bakanlar çok iyi tahlil edebilirler.

Müslüman olmanın bedelleri vardır. Her Müslümanlığın değil, batıla karşı çıkan, zulme boyun eğmeyen, zalimlerin karşısında duran ve her türlü baskı ve dayatmalara rağmen Müslüman’ca yaşamaya kararlı olmanın bedelleri vardır. Hayatımıza mal olsa da bu bedelleri ödemeye hazırız ve ödüyoruz. Ancak bilinmelidir ki Kürdistan’da Müslümanların varlığı sürdükçe, Kürdistan İslam düşmanlarının ve Marksistlerin vatanı olmayacaktır. Bir tek insanımız da kalsa bu değişmeyecektir. Kürdistan İslam’ındır ve İslam’ın olmaya devam edecektir.

(Hürseda Haber)