Sanal Alem Gençliğimizi Yutarken

13 Ağustos 2015 Perşembe, 12:24

Bize hissettirilmeden dayatılan, her geçen gün kayıplar verdiğimiz tehlikeli ve yıkıcı savaş, aile ve toplum yapımıza büyük darbeler vururken, göz göre göre çocuklarımızın ve gençlerimizin ruhunu ve bilincini katlediyor. Kur’an–ı Kerim’in, insi ve cinni şeytanların vesvesesi olarak nitelendirdiği yumuşak güç savaşına hazırlıksız yakalanmanın ceremesini çekiyoruz. Bizi vuranlar, göz nurumuz evlatlarımızı elimizden alanlar ve kalelerimizi bir bir fethedenler, vesvese vererek, cazip hale getirerek ve sevdirerek yürütüyorlar savaşlarını.

Geçenlerde Hayrettin Kahraman Hoca’nın bu yönde beyanatları ve şikayetleri vardı. Çocuklarımıza ve gençlerimize dayatılan savaşın yıkıcı gücü karşısında şikayet ve yakınmaktan başka bir şey yapamadığımızı, bu tehlikeli saldırıları önleme yolunu bulamadığımızı söyleyip Müslümanların acizliğinden dem vuruyordu. 30 Temmuz 2015 tarihli Yeni Şafak Gazetesinde yer alan “Bir Film Bir Yapımcı” adlı makalesinde şu satırları dile getiriyordu:

“Her katıldığımda yaptığım gibi bu yılki piknikte de bir konuşma yaptım. Konuşmak için platforma çıktığımda katılanların yaş durumu dikkatimi çekti, 15–30 yaş arası gençlerimizin sayısı oldukça az idi. Bu sebeple konuşmamın bir kısmında “elektronik aletlerin elimizden aldığı, aramıza bir duvar ördüğü çocuklarımız ve gençlerimizle aynı ortamı, değerleri ve hayatı paylaşabilmek için ne yapmalıyız?” sorusuna cevap aradım. Son yıllarda bu problemden şikayet etmeyene rastlamadım diyebilirim. Her tabakadan insanımız, çocuklarının ve gençlerinin elektronik ve sanal aleme intisap etmelerinden, sohbet ortamının yok oluşundan, bu intisabın birçoğu için bağımlılık haline geldiğinden şikayet ediyordu. Kitaplarda, dergilerde, medyada bu konuyu ele alan uzmanları da takip etmeye çalıştım, sonucundan emin oldukları bir çözümü dinlemek, okumak nasip olmadı. “

Müslümanları tahakküm altına alma ve özellikle de gençleri İslami hassasiyetlerden yoksun hale getirme, Batı değerlerini savunacak ruhiye kazandırma ve olaylara Batı gözlüğüyle bakmalarına yönelik proje ustaca uygulanıyor. İslami hassasiyetleri olan ve bu yönde hesapları bulunan Müslümanlar, kendi çocuklarını bile kontrol etme, İslami ahlak ve bilinçle yetiştirme imkanını yitiriyorlar. Müslümanlar arasında önemli yeri bulunan ilmi şahsiyetler bile çaresizliklerini ifade etmekten öteye gidemiyorlar.

İletişim teknolojisini baş döndürücü şekilde geliştiren Batı, bunu kullanıp kendisine ait inanç, kültür ve değerlerle yeryüzünün dört bir yanındaki gençliğin zihnini şekillendirmeye ve homojen bir gençlik oluşturmaya çalışıyor. Batının bu projesine göre Japonya’daki, Malezya’daki, Amerika’daki, Fransa’daki, Türkiye’deki ve Senegal’deki bir gencin aynı şeyleri giymesi, aynı şeylere sevinmesi, aynı şeylere üzülmesi, olaylara benzer tepkiler göstermesi ve aynı idealleri taşıması hedefleniyor. Böylece Batı tarafından yönlendirilecek gençler, uluslararası şirketler için itaatkâr tüketicilere dönüşürken, kendilerine ait değerleri kaybedip Batının emriyle oturup kalkan askerlere dönüşüyorlar.

Batının bu yöndeki çabaları neticesinde İslami söylemler Müslüman aile çocuklarında cezp ediciliğini yitirirken, Batılı kültür ve söylemler sempati topluyor. Artık İslam’ı Batının gözüyle algılayıp değerlendiriyorlar.

Sanal alemin rüyalarıyla yatıp kalkan gençlerde bütün bunlar rahatlıkla görülebilmektedir. Örneğin 7 Haziran seçimlerinde ilk defa sandığa gidip oy kullanan bir milyon üçyüz bin genç üzerinde yapılan araştırmada sanal alemle içli dışlı olan ve sosyal medyayı kullanan gençlerden yüzde 23’ünün HDP’ye oy vermesi, Batının algı operasyonlarının ve gençlerdeki değişimin hangi boyutlara ulaştığını ortaya koymaktadır. Yani eskisi gibi anne ve babalar çocuklarının üzerinde etkin olamıyor ve yönlendiremiyorlar. Etkili olabilenler propagandayı güçlü şekilde yapanlar ve yalanı ustalıkla kullananlardır.

Alternatif kabul etmeye yanaşmayan ve hegemonyasını iyice yerleştirmeye çalışan Batı, iletişim teknolojisinden ustaca istifade edip tek tipleştirme projesini geliştirmeye çalışıyor.

İslami kesime gelince, alternatif programlar üretme yönünde çabalar zayıf ve yetersiz görünüyor. Ülkemizde olduğu gibi birçok yerde yakınmanın ve acziyetleri ifade etmenin dışında bir yaklaşımda bulunulmuyor. Hâlbuki bu tehlikeli gelişmeye karşı İslami cemaat ve hareketlerin bir araya gelip ortak çalışma yapmaları, çare aramaları ve bir şekilde yumuşak güç savaşının tehlikeli hamlelerine karşı durmak için çabalamaları gerekirdi. Her alanda olduğu gibi bu hassas alanda da güçlerini birleştirmedikleri ve ortak hareket etmedikleri için, yakıcı ve yok edici savaşın faturasını ağır şekilde ödeyecekleri görünmektedir.

Bu tehlikeli tırmanışa karşı atılacak en uygun adım, anne ve babaların çocuklarını sağlam ve köklü İslami eğitimden geçirmeleridir. Planlı, programlı ve çocuklarda İslami bilince yol açacak güçlü eğitim çalışmaları çocukların aşılanmalarına ve zehirli saldırılardan korunmalarına katkı sunacaktır. Ancak çocuklarını başıboş bırakan, gerektiği gibi ilgilenmeyen vegönderdikleri eğitim kurumlarının ilgisiyle yetinenlerbir müddet sonra sıkıntılı manzaralarla karşılaşacaklar. İnşallah bu merhaleye gelmeden basiretli davranır, gerekli tedbiri alırlar.

(Hürseda Haber)