Dibe Vuran İnsanlık

10 Eylül 2015 Perşembe, 12:58

İslam coğrafyası tarihinin en sıkıntılı günlerini yaşıyor. Moğol istilasından daha ağır bir tufana benziyor bu ölümcül tufan. Savaş ve katliamlarla oluk oluk Müslüman kanı akıtılıyor. Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de, Afganistan’da, Libya’da ve diğer İslam memleketlerinde Müslümanlar kurban edilirken, bu büyük yangında tutuşturulan Müslüman halklardan canını kurtarıp bir nefes almak için Batıya yönelenler Akdeniz’in insafsız dalgalarına kapılıp hayatlarını kaybediyorlar.

Bu acı tabloyu bir nebze olsun etkileyebilen ve yangının hararetini düşürebilenler, kuru inatları, kör taassupları ve anlamsız gururları adına yangına benzin dökmeye ve daha fazla tutuşturmaya çalışıyorlar.

Müslümanların doğrudan ya da dolaylı yardımlarıyla İslam düşmanları ümmet coğrafyasını ateş topuna çevirdiler. Ellerinde insanlık düşmanları tarafından üretilen ölüm kusan silahlarla çoğunluğu Müslümanların bastıkları tetik neticesinde her gün yüzlerce Müslüman katlediliyor.

Bu kirli savaşlar neticesinde ülkeler harap olup viraneye dönüyor. Sayıları milyonları bulan Müslüman halklar başlarını sokacak emin yerler ararken olmadık belalarla karşılaşıyorlar. Türkiye, Ürdün, Lübnan, Irak ve Avrupa ülkelerinde başlarını sokacak yer bulamayan mazlum ve mağdur insanlar sokaklarda sabahlıyorlar. Aşağılık ve onursuz insanların zulmüne maruz kalıyorlar.

Bütün bunlar yaşanırken her gün denizlerde boğulan yüzlerce Müslüman’ın haberi yansıyor ekranlara. Köyünden, kentinden, ülkesinden ayrılmak zorunda bırakılan, huzurlu bir mekân bulmak için yollara düşen, ellerinde ne varsa fırsatçılara kaptırıp kapitalizmin kalesi Avrupa’ya yönelen bu mağdurların önemli bir kısmı insafsız ve barbar insan kaçakçılarının elleriyle denizlerde ölüme terk ediliyor. Defalarca boğulma tehlikesi geçirenlerden ve ölümün kıyısına ulaşmış olanlardan bir kısmı nihayet refah ve mutluluk (!) mekânı denilen Avrupa’da nefes alabiliyor.

Kendilerine sığınan Müslüman olunca Avrupalıların Haçlı damarı kabarıyor. Aşağılıyor sığınmacı mağdurları. Aşağılık hakaretlerde bulunuyor. Sokaklarda yatırıyor. Bir parça ekmek uğruna bir köpek gibi ayaklarına kapanmasını, önünde paspas olmasını istiyor. Onur ve izzetleriyle oynuyor. Aşağılıyor mazlum ve mağdurları. Kimilerini aç ve susuz sınırlarda ya da toplama kamplarında ölüme terk ediyor. Kimilerini sadist ruhlu insan tacirlerinin eline verip kamyon kasalarında havasızlıktan öldürtüyor.

Batı, mazlum ve mağdurlara yönelik tutumuyla gerçek çehresini ortaya koyuyor. İnsan haklarının Batı nezdinde nasıl bir değer taşıdığını gösteriyor. Mağdurlara zulmederek, aşağılayarak, onur ve izzetleriyle oynayarak Batı medeniyetinin rengini deşifre ediyor.

İslam coğrafyasında tutuşan yangını söndürmeye gücümüz yetmiyor. Bir dereceye kadar güçleri yetenlerin insafa gelerek ellerini taşın altına koyma gibi bir çabaları görünmüyor. Ancak Allah Teâlâ’yı hesaba katan ve kulluklarının bilincinde olan Müslümanlar, evsiz barksız bırakılan aç ve sefil Müslümanları doyurabilirler. Sadece Türkiye’deki varlıklı Müslümanlar, mallarının zekâtını bu insanlar için harcasalardı aç, sefil ve evsiz kimseler kalmayacaktı. Türkiye’ye sığınan Suriyeli kardeşlerimiz insafsız Batının kapılarına yönelmeyecekti. Çarşı pazarlarda aşağılanmayacaklardı. Gençleri sokaklarda sabahlamayacaktı. Kız çocukları kötü niyetlilerin tuzağına düşmeyecekti.

Arap ülkelerinde petrolü Batılı emperyalistlere peşkeş çeken işbirlikçiler, efendilerine uşaklık yaptıkları için bunlarla ilgili bir beklenti içinde olmak abesle iştigaldir. Ancak, İslam coğrafyasındaki zengin Müslümanlar mallarının yüzde onundan vazgeçselerdi evi barkı olmayan, ortalıkta perişan vaziyette bulunan, aç ve sefil Müslümanların sıkıntıları sona erecekti.

Bolluk ve lüks içerisinde yaşayan Müslümanların bütün bunların hesabını yapması lazım! Müslüman kardeşlerinizin başlarını sokacakları evleri yoksa sokaklarda yatmak zorunda kalıyorlarsa, aç ve sefil durumda iseler, lüks evlerde yaşıyorsanız, lüks arabalara biniyorsanız ve bir eliniz yağda bir eliniz baldaysa bütün bunların hesabının sorulacağını bilin. Böyle bir durumda yediğiniz bir lokma ekmekten bile sorulacaksınız. Kardeşiniz yanı başınızda açsa hacca bile gidemezsiniz. Hac için harcayacağınız paraları mazlumlara, mağdurlara ve sokaklarda kalmışlara harcamak zorundasınız.

Çok kötü durumdayız. Bu büyük yangının sönmesi için duadan başka elimizden bir şey gelmiyor. Ancak her birimiz bir ekmeğimizi mağdur kardeşlerimizle paylaşabiliriz. Ülkemize sığınan mahrum ve mazlumlar Allah Teâlâ’nın emanetleri, bize gönderdiği misafirlerdir. Onlara sahip çıkmamanın ve paylaşmamanın sorumluluğu büyüktür.

Evimizi ve ekmeğimizi mahrum ve mazlumlarla paylaşalım, onları insafsız Batı ülkelerine gitmeye mecbur etmeyelim. Zor durumdaki kardeşlerimizin elinden tutup ümit olalım. Allah Teâlâ onları bizim yöremize göndermekle bizi onlarla imtihan ediyor. Paylaşırsak, sahip çıkarsak ve açları doyurursak aslında kazanan biz olacağız. Zira imtihan zor ve çetindir. Mahrum ve mazlum Müslümanlara yapılacak yardımlar her birimiz için kurtuluş vesilesi olacaktır

(Hürseda Haber)