Mustafa Yetiş'in Dilinden 'Paralel Kumpas'

10 Ocak 2015 Cumartesi, 12:44

Paralel yapının mağdur ettiği mütedeyyinlerin sesleri olmaya ve uğradıkları haksızlıkları imkânlarımız nispetince sürekli dile getirmeye çalışmışızdır. Geldiğimiz noktada, toplumu İslami açıdan bilgilendirme ve bilinçlendirme adına etkinlikler organize ettikleri için mağdur edilen, mesnetsiz ve delilsiz itham ve iftiralar sonucu ‘örgüt! üyeliği’nden ceza alan mütedeyyinlerin mağduriyetlerinin maalesef ki hiçbir şekilde giderilmediğine şahitlik etmekteyiz. Dolaysıyla da İslami ve insani görev ve sorumluluğumuz gereği, aziz İslam adına gayret sarf edip çalışmalar yaptıkları sebebiyle mağdur edilen Müslüman kardeşlerimizin mağduriyetlerinin giderilmesine değin bu konuları işlemeye ve söz konusu mağdurların sesleri ve sözcüleri olmaya devam edeceğiz. Ta ki mağduriyetler ve haksızlıklar giderilsin ve de o çok istenen “gerçek adalet” yerini bulsun.

Bugünkü yazımızda, paralel yapının mağdurlarından Mustafa Yetiş’in Doğruhaber Gazetesi’ne gönderdiği mektuba yer vereceğiz. Bizlerin çok fazla yorum yapmasına gerek bırakmayan, paralel yapının kumpasını açık ve net şekilde bir kez daha ortaya çıkaran söz konusu mektuba... Mektubu okuyunca; Risale-i Nur sohbeti yaptığı, Peygamberimizin hayatını anlattığı, Kutlu Doğum etkinliği organize ettiği, fakir insanlara yardım dağıttığı, israil ve Amerika’yı protesto ettiği, Hz. Fatıma’yı andığı, İslami düğünlere katıldığı ve hasta ziyareti yaptığı için ceza alan mazlumlara şahit olacaksınız. Son günlerde sıkça dile getirilen “Paralel Kumpas”ın âlâsının kimlere yapıldığını göreceksiniz, şaşıracaksınız, dehşete düşeceksiniz ve ‘bu olaylar yakın tarihimizde mi yaşanmış’ diye bir kez daha soracaksınız çevrenizdeki insanlara... İşte, paralel yapının en büyük mağdurlarından Mustafa Yetiş’in uğradığı haksızlıkları ve kumpası kendi diliyle anlattığı o söz konusu mektubu...

“2008 yılında, Ergenekon soruşturması yapılırken, bu soruşturma adeta fırsat bilinerek, İslami camialara yönelik kirli bir iftira kampanyası başlatıldı. Birçok İslami camianın Ergenekon tarafından kurulup yönlendirildiği ve kullanıldığı iftiraları başta Zaman gazetesi olmak üzere birçok gazetede yer alıyordu. O dönemde, İslami yayın yapan iki-üç gazetenin Kâhta temsilciliğini yapıyordum. Bu haberler çıkmaya başlayınca, temsilciliğini yaptığım gazeteyi aradım. Gazetenin genel yayın yönetmeni ile görüştüm. Özellikle Hizbullah Cemaatinin 2000 yılında katledilen lideri merhum Hüseyin Velioğlu ve cemaati hakkında çıkan haberlerin Velioğlu’nun abisi Hayrettin Velioğlu tarafından yalanlandığını belirttim. İslami bir camiaya iftira atmanın Allah katında vebali olduğunu söyledim. Allah-u Teâlâ'nın emri gereğince, bir fasıktan çıkan haberin iyice araştırılması gerektiğini eğer bu haber doğru değilse bir topluluğa, cemaate haksızlık, kötülük yapılmış olacağını ve bunun kul hakkına girdiğini, iftira atılan camianın tüm fertlerinden helallik dilemek zorunda kalınacağını, bunun için insaflıca hareket etmek gerektiğini belirttim. Ben bunun akabinde bir temsilci olarak bu iftiralara aracılık yapamayacağımı belirtip bu vebali taşımamak için bu gazetelerin temsilciliğini bıraktım.

Bu konuşmaların üzerinden bir buçuk yıl geçtikten sonra operasyonla gözaltına alındım. Bu konuşmalarımla ilgili dosyamızda herhangi bir telefon kaydı yoktu.  Çünkü mahkeme kanalıyla hakkımızdaki dinleme kararı, bu konuşmalarımdan sonra alındığı için bunu dosyaya koyamadılar. Ancak gözaltında sözlü olarak bunu gündeme getirdiler. ‘Biz senin … gazetesinin temsilciliğini niye bıraktığını çok iyi biliyoruz’ dediler. Tabi, bu aynı zamanda dolaylı bir itiraftı. Yani, aslında biz, seni yıllardır dinliyoruz, takip ediyoruz, demiş oldular. Öncelikle tutuklanmamla beraber uğradığım haksızlığı, zulmü ve beş yıldır halen hukuksuz haksız bir şekilde cezaevinde olduğumdan bahsedeyim. Mustazaf-Der Kâhta Şubesi’nin faaliyetlerinin hukuksuz, haksız, mesnetsiz, delilsiz ve de gülünç bir şekilde soruşturulması ve yargıya taşınmasıyla 5 arkadaşımla beraber gözaltına alındım ve Malatya Özel Yetkili 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklandım. Bir yıl süren hukuksuz, trajikomik, delilsiz ve mesnetsiz bir yargılama sonucunda örgüt üyeliği suçlamasıyla 10 buçuk yıl ağır cezaya çarptırıldım. Benimle beraber 5 arkadaşım da 7 buçuk yıl ceza aldılar.

Dernek bünyesinde yasal izin alınarak Nisan aylarında yaptığımız Kutlu Doğum etkinlikleri, dernek üye ve gönüllülerinin düğünlerine katılmak ve ziyaret etmek, dernek üye ve gönüllülerinin toplu halde piknik yapması, Fakir ve muhtaç ailelere ve öğrencilere yapılan yardımlar, Kurban Bayramı’nda derneğe deri bağışının yapılması ve fakir ailelere kurban eti dağıtılması, bayan üyelerimizin Hz. Fatıma adlı konferansı düzenlemeleri, Dünya Kudüs Günü dolayısıyla israil’i telin amacıyla yapılan basın açıklaması, Amerika’da yüce kitabımız Kuran’ın yakılması dolayısıyla basın açıklaması yapmak... Bu saydıklarımın hiçbiri gerekli izin alınmaksızın yapılmadı. Üstelik bütün faaliyetler polis tarafından görüntülü kayda alınmıştı. Ne zaman ki faaliyetlerimizi bitirmek ve engel olmak istediler işte o zaman yasa dışı bir örgüt faaliyetiymiş gibi göstererek tek bir somut, elle tutulur bir delil ortaya koyamadan bizi suçlu ilan ederek cezalandırma yoluna gittiler.

Şimdi soruyorum: Hiçbir delil olmadığı halde kim veya kimler bu faaliyetlerden rahatsız olur? Kim, Peygamber düsturunca hareket ederek zalim ve melun terör şebekesi israil’i lanetlememizi örgüt faaliyetiymiş gibi gösterir? İnanılması güç ama bu basın açıklamalarının metinleri delil olarak dosyamıza konuldu. Allah aşkına kim bundan rahatsız olur? Her halde başta ABD, israil olmak üzere ülkemizdeki uzantıları rahatsız olur. Bunun başka bir açıklaması ve izahatı yoktur. Bu ülkede her kim Müslüman olarak israil’i melun olarak bellemişse bir şekilde takibata, soruşturmaya tabi tutulmuştur. Türkiye’de israil aleyhtarı olan tüm İslami camialar, dışarıda israil; içerde de bu tür yapıların düşmanlığını görmüşlerdir.

Sorgulanmam esnasında namaz vakitleri girince abdest alıp namaz kılıyordum. Namaz için kalktığımda bana ‘Önümüzde imam ol da beraber namaz kılalım’ diyorlardı. Lavabodan çıkıp da beklemeden direk abdest almaya başlayınca ‘Neden bir sünnet olan istibrayı terk ediyorsun, kırk adım yürüsene’ şeklindeki konuşmalarına bakıp İslam(!)ca hareket ettiklerini ve de Müslüman olduklarını göstermeye çalıştıklarını görünce şunları söyledim: ‘Sizler böyle hassas Müslüman iseniz o zaman benim burada ne işim var? Suçlandığım tüm faaliyetler İslami ve de insani değil midir? Allah aşkına suçlamaların hepsi farazi ve soyut iftiralardan oluşmuyor mu? Bakıyorum her konuşmamı dinlemiş kaydetmişsiniz. Siz Müslüman ve ben Müslüman isem Allah’ın yasaklarını neden çiğniyorsunuz?’ dedim. Duvardan ses çıktı da onlardan ses çıkmadı.

Allah aşkına bu hak helal olur mu? Mağduriyet üstüne mağduriyet yaşayan ailelerimiz, yaşlı anne-babalarımız, babalarına hasretle büyüyen ve küçücük yaşlarda cezaevinin soğuk kapılarıyla tanışan çocuklarımız, eşlerimiz, bizimle beraber sıkıntı çeken dost-akraba ve kardeşlerimiz bu hakkı helal ederler mi? Asla helal etmeyeceklerdir. Ruz-i mahşerde tıpkı Efendimiz (sav)’in buyurduğu gibi ‘boynuzsuz keçinin hakkı boynuzludan alınacaktır’ düsturunda belirttiği gibi hiç kimsenin hakkı kimseye kalmayacaktır. 90’lı yıllardan bugüne kadar olan İslami dosyalara baktığımızda Salih Mirzabeyoğlu hariç yeniden ve adil bir yargılama için başvuran hiçbir dosyaya olumlu cevap verilmedi şu ana kadar. Bilakis bütün bu yapıların kurbanları olduk bu ülkede. Bizler affedilmeyi değil, yeniden yargılama hakkının bize tanınmasını istiyoruz. Bu hak şimdi verilmeyecek de ne zaman verilecek? Bu zulmün durdurulup mazlum olduğumuzun ortaya çıkarılması için halen ne bekleniyor acaba?”

Evet, paralel kumpas sonucu mağdur edilen ve 11 yıla yakın hapis cezası alan Mustafa Yetiş’in sorduğu gibi bizde köşemizden iktidar sahiplerine sesleniyoruz: Ey adaleti kalkındırma hedefiyle milletten oy (ve onay) alıp iktidar olanlar ve 2002 Kasım’ından buyana devletin imkânlarını ellerinde bulunduranlar!

Her fırsatta sadece bir kesimin değil bütün vatandaşların Başbakanı, Cumhurbaşkanı olduğunuzu ifade ettiniz. Zulüm ve haksızlıkların karşısında olduğunuzu, mağduriyetlerin giderilmesi ve hakikatlerin ortaya çıkması için imkânlarınızı seferber edeceğinizi söylediniz. 17-25 Aralık soruşturmasından sonra, paralel yapının hükümete yönelik bir darbe girişiminde bulunduğunu ve dolaysıyla da paralel yapının inlerine gireceğinizi tüm herkese duyurdunuz.

Geldiğimiz noktada, Tahşiye gurubuna yapılan kumpas üzerinden paralel yapıya yönelik operasyonlar yapıldığını, söylediğiniz üzere inlerine girmeye başlandığını görmekteyiz. Adaletin yerini bulması ve suçsuz insanlara kumpas kuranların cezalarını çekmesi adına bu sevindirici... Ancak herkeste biliyor ki paralel yapının mağdurları sadece AK Parti ve Tahşiye Gurubu değil! Ki bunu siz de çok iyi biliyorsunuz.

Soruyoruz; Neden mağdur ve mazlum ayırımı yapıyorsunuz? Elazığ İhya Der, Adıyaman Vahdet Der dosyalarındaki mütedeyyinler başta olmak üzere paralel yapının açıkça mağdur ettiği kesimlerin mağduriyetlerinin giderilmesi için neden bir adım atmıyorsunuz? Adil şahitlerden olmak için; zulmün sona ermesi, haksızlıkların ve mağduriyetlerin giderilmesi, mazlumların ortaya çıkarılması ve en önemlisi de adaletin yerini bulması adına mutlaka gerekli adımları ivedilikle atmalı ve sorunları kökten çözecek çalışmaları biran evvel başlatmalısınız. Allah aşkına bu adımları şimdi atmayacak da, ne zaman atacaksınız!? Merak ediyoruz doğrusu...

(Hürseda Haber)