Kurtuluş İçin Öze Dönülmeli

20 Şubat 2015 Cuma, 09:31

Günlerdir, Mersin’in Tarsus ilçesinde menfur bir hadisede vahşice katledilen 20 yaşındaki üniversite öğrencisi Özgecan Aslan konuşuluyor. Televizyon, gazete ve sosyal medyada herkes kendince konuyla alakalı bir-iki kelam ediyor.

Basın açıklamaları, yürüyüşler, protestolar, eylemler, sosyal medyada hashtaglar, siyahlara bürünmeler ve benzeri etkinlikler de “destek” için yapılanlar…

Genel olarak, genç kızı canice katledenin ve yardım eden 2 kişinin (katilin babası ve arkadaşı) alacağı ya da alması gereken cezanın ne olması gerektiği dile getirilip tartışılıyor.

Kimine göre “kısasa kısas” yapılmalı, kimine göre bu caniliği yapanlar “idam” edilmeli… Kimisi de “hadım” edilmeleri gerektiği konusunda fikrini beyan ediyor.

Hâsılı, sadece, Özgecan’ı vahşice ve canice katledenlerin alacağı “ceza” tartışılıyor. Oysa sadece verilecek cezanın tartışılmaması gerektiğini düşünmekteyim.

Verilecek cezayla beraber, söz konusu caniliği yaptıran “asıl sebepler” de tartışılmalı kanaatimce… Toplumun İslami ve insani değerlerinden uzaklaş(tırıl)ması da muhakkak korkusuzca dile getirilmeli ve tartışılmalı…

Toplumu aslî değerlerinden uzaklaştıran, ahlaki yönden çöküntü yaşamasına sebep olan ve İslami açıdan çok özel olan aile kurumunu zedeleyen o kadar çok sebep var ki, saymakla bitmez!

Peki, neden bunlar dile getirilmiyor? Neden bunlar ile alakalı bir çalışma yapılmıyor ya da gençliğe ahlaki ve manevi açıdan katkı sunan “mevcut projelere” destek verilmiyor?

Dindar bir nesil yetiştirmekten söz eden iktidar sahipleri, yetişen yeni neslin halinin ne olduğunu biliyorlar mı acaba? Bilmemeleri düşünülemez! O halde neden bir adım atılmıyor?

Sorunların mutlak surette çözülmesinin çok önemli olduğu sürekli dile getirilmiştir. Çünkü bilinen bir gerçektir ki, pansuman çözümler hiçbir zaman nihai ve istenilen sonuca ulaştırmamıştır.

Dolaysıyla, toplumu manevi değerlerinden uzaklaştıran, ahlaki erezyona uğramasına sebep olan ve genel olarak ifsada götüren etkinliklerin yapılmasına hiçbir şekilde göz yumulmamalıdır.

Son zamanlarda, Türkiye Kürdistan’ında Müslümanlarca asla kabul edilemeyecek söz konusu iğrenç panel ve etkinliklerin yapıldığı ve bazı hususların normalleşmesi için girişimlerin olduğu görülmekte ve bilinmektedir.

Toplum, İslami şiarları aşağılayan, gençliği ifsada sürükleyen ve Allah’ın erkeğe bir emaneti olan kadını öz benliğinden uzaklaştırmak için girişimde bulunan oluşumlara ve yaptıkları çirkef etkinliklere en üst düzeyde tepkisini göstermelidir.

Televizyon kanallarının ekranlarına taşıdıkları program, filim ve dizilerin toplumu ahlaki yönden çökerttiği, örfî ve özellikle de İslami değerlerinden tamamen uzaklaştırdığı da bir gerçek… Kanaatimce bu husus da, en önemli sorunlardan bir tanesi…

Bu bağlamda, toplumun değerlerinden uzaklaşmasına ve manevi çöküntü yaşamasına sebep olan filim ve dizileri ekrana getiren televizyon kanallarına yönelik ciddi yaptırımlar olmalı ve ifsad şebekelerinin aktörleri olmaya devam ettikleri takdirde mutlaka cezai müeyyideler uygulanmalıdır.

Televizyon kanalları, toplumun içinde bulunduğu sorun ve sıkıntılara çare olabilecek ve toplumu ahlaki açıdan bilinçlendirecek programlar, filim ve diziler ekrana getirdiklerinde “insanlık” için hasseten de “gelecek nesil” için daha faydalı olmayacak mı?

Sorunların mutlak çözülmesi için, fıtratından uzaklaş(tırıl)mış insanlığın tekrardan özüne dönmesi gerekir. Bunun için de, bir an evvel gerekli adımların ivedilikle atılması, topluma fayda sağlayacak projelerin üretilmesi ve bu projelerin en kısa sürede faaliyete geçirilmesi gerekmektedir.

Peki, bunu kimler yapacak? Bu zorlu ve ağır görevi kim ya da kimler üstlenecek? Temiz, hayâ ile bezenmiş, sorunlara karşı çözüm üreten, imanlı, ihlaslı, duyarlı, şuurlu, samimi ve liyakat sahibi erdemli bir neslin yetişmesi için atılacak adımlara kimler öncülük edecek?

Elbette bunu gençliğin geleceği açısından “dertli” olanlar, toplumun sorunlarını kendi sorunları bilenler, barış, kardeşlik, adalet ve zulmün sona ermesi için siyaset yapanlar, bir insanın hidayete ermesi dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır şiarıyla rıza-i ilahiye ulaşmak isteyen cemaat ve fertleri öncülük edecek.

Bu zorlu görevi; kendi çıkar ve ideolojileri için değil toplumun fıtrata dönmesi adına faaliyetler yürüten, etkinlikler düzenleyen, Peygamberin tanınmasına rehberlik eden ve insanlık için sürekli çaba ve gayret sarf eden âlimler, aydınlar, hatipler, kanaat önderleri, yazarlar, çizerler, sorumluluk ve hassasiyet sahibi bireyler vs. üstlenecek.

O halde durmamak gerek, bir yerlerden başlamak gerek. Saadet-i ebediye için, dünya ve ahiret kurtuluşu için, toplumu içinde bulunduğu durumdan sahil-i selamete çıkarmak için gece-gündüz demeden çalışmak, çabalamak ve manevi yönden gençliğe katkı sunacak projeler üretmek gerekir.

Sizce de öyle olması gerekmez mi?

(Hürseda Haber)