Geleceğe ümitle bakmalıdır her Müslüman

04 Mart 2015 Çarşamba, 08:05

İman ve Kuran hizmetinde bulunan biz Müslümanların hedefi, ‘ilay-ı kelimetullah’ yolunda, ‘rıza-i ilahi’ olmalıdır sadece… Her türlü küfür, şirk ve saptırmaya karşı, kutsal ve kutlu mücadelemizi sürekli sürdürmeliyiz zorluk ve engellerle karşılaşsak bile… Zorluk, engel, tehlike, mazlumiyet, mahrumiyet, beklentilerimizin karşılanmaması ve sabredilmesi zor musibetler ümidimizi kırmamalı; geri adım attırmamalı bizlere hiçbir zaman ‘kutlu dava’ yolunda… Allah’ın varlığını, birliğini, yüceliğini ve beşeri hiçbir gücün karşısında tutunamadığı ilahi kelamının nurunu bütün gönüllere nakşedene kadar durmamalıyız bu onurlu mücadelemizden…

“Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed O’nun kulu ve Resulüdür” temel ilkesine bağlı kalmak ve yeryüzündeki her insana ilahi mesajları ulaştırabilmek için gayret göstermek en temel şiarlarımızdan olmalı biz ehl-i imanın… Yüce dinimizin yolları aydınlatan, karanlıklardan nura çıkaran mesajlarından ehl-i dünya, ehl-i dalalet ve dahi ehl-i nifak’ın bile haberdar olması ve elmas nimetlerinden faydalanmaları için çalışmalarımız olmalıdır sürekli… Bunlardan birinin imana gelmesi, doğruyu bulması bizim için dünya ve içindekilerden daha hayırlı olduğu gerçeğini unutmamalıyız hiçbir zaman…

İslam’ın yüceliğini ve Kuran’ın üstünlüğünü önceliklerimizin birinci sırasına koymalıyız zamanın meşguliyetleri ve uğraşları arasında… İslam ve Kuran’ın hayat bahşeden prensipleriyle amel ederek ve bilahare anlatarak, dünyanın celbedici nimetlerine aldanmış insanları uyandırmalıyız uyudukları gaflet uykusundan… Hamlanmış bedenlerini silkeleyebilecekleri yol ve yöntemleri göstermeliyiz dünyanın geçici nimetlerine aldanmış sorumluluğumuz altındaki yol ve yöntem bilmeyen birey ve topluluklara…

İmkânlarımızın zayıflığı, yoksunluk ve güçsüzlük mazeretleri pasif kalmamız için geçerli sebepler olmamalı; önümüze çıkan handikaplar ise, bahane üretmemize engel olmalıdır artık… İstediğimiz hedeflere ulaşmak için geleceğe ümitle bakmamız ve mücadele sürecinde adımlarımızı muhkem atmamız, yapmamız gereken ilk işlerden olmalıdır ‘kutlu mücadele’ hayatımız boyunca… “Kuran’a hizmet etmeyi prensip edinmiş büyük dava adamlarının hayatlarının hiçbir deminde bahaneye yer yoktur; zira bahanenin var olduğu yerde, başarı yok olmaya mahkûmdur” sözünün gerçekliğini dayanak noktamız yapmalıyız bundan böyle…

Nefsimize hoş gelen ve Rabbi Rahim’imizin nehyettiği her ne kötülük varsa, arındırmalıyız nefsimizi o kötülüklerden… Rabbimize yaklaşmanın yollarını aramalıyız en aşağılık uygulamalara maruz kaldığımız o zorlu anlarda bile… Şeytan ve taifesinin vesveseleri, gayemizden çevirmemeli, yolumuzdan döndürmemeli ve ümitsizliğe düşürmemeli bizleri hiçbir zaman… “Kim, Rabbinin divanında durmaktan korkmuş ve nefsini boş heveslerden menetmiş ise kuşkusuz onun varacağı yer cennettir” (1) ilahi muştusu gereğince, nefsimizi boş ve faydasız istek ve heveslerden menetmeliyiz cennete varmak için…

Cennete varmanın kolay olmadığı hakikati, sevk etmelidir Allah’ın aziz davasına gönülden bağlı biz Müslümanları hizmet sahasına… İlay-ı kelimetullah yolunda, rıza-i ilahiye ulaşmak için hizmet ehli olmalıyız her birimiz… Gittiğimiz ortamların cazibeliği, süfli emellere alet etmemeli ve yüklendiğimiz ilahi misyonu unutturmamalıdır bizlere hiçbir zaman… Bir sevda olmalı, bir aşk olmalı bedenlerimizi saran, bizlerin hakta sebat etmesine vesile olan, dayanılması zor acı musibetlere karşı bizlere sabır libasını giydiren…

Cennete varmanın, rıza-i ilahiye ulaşmanın çok zor olduğu zamanın fitneleri içinde, hizmet sahasına atılmaktır bizler için tek kurtuluş… İslam davasına gönülden bağlı olan bizler, Allah’ın yüce dinine hizmet etmeyi yegâne kurtuluş ve kutsal bir görev bilmeliyiz bütün güç ve imkânlarımız ile… “Yoksa insanlar imtihana tabi tutulmadan sadece iman ettik demeleri ile bırakılacaklarını mı sanıyorlar?” (2) ayeti, hizmet yolundaki zorlu imtihanların olabileceğini hatırlatmalı bizlere… İmtihanların zorluğu, sıklığı, geri adım attırmamalı yükü ağır olan hizmet yolunda…

Aziz şehitlerin mirasına sahip çıkmak, açtıkları çığırı devam ettirmek için uğraşlarımız hiçbir zaman bitmemeli… Cemiyetin imanını selamette gördükten sonra cehennemde yanmanın nazarında hiçbir ehemmiyetinin olmadığını ifade eden Said Nursi gibi, bizlerde bu mülahazalarla yaklaşmalıyız insanlara; gitmeliyiz kapılarına… Dertleriyle hemhal olmayı, sorun ve sıkıntılarıyla ilgilenmeyi mutlak surette yerine getirmemiz gereken bir görev olarak görmeliyiz rıza-i ilahiye ulaşma noktasında… Kuran’ın elmas düsturlarıyla hareket edip, her kapıyı sevgiyle çalmalı ve yine sevgiyle muhataplarımıza bir şeyler anlatma yollarını aramalıyız her zaman…

“Bu dünyada özellikle uhrevi hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en sağlam bir dayanak noktası, en yüksek bir haslet, bizi hakikatlere ulaştıran kısa bir yol ve bizi maksatlarımıza ulaştıran en kerametli bir vesile, ‘ihlâs’tır” diye buyuran Üstadımız Said Nursi’nin söylediklerini hayatımızda uygulamaktır bizim için ehemmiyet arz eden… Ve dahi Mevla’mızın, amellerimizi kendi katında ve ihlâs dairesinde kabul buyurmasıdır tek düşünce ve derdimiz… Rabbimizin yaptıklarımızdan razı olması, bizler için her şeyden daha önemli ve önceliklidir çünkü…

1: Nazi’at Suresi, 40-41. Ayet

2: Ankebut Suresi, 2. Ayet

(Hürseda Haber)