AK Parti'nin artan yükümlülüğü

03 Kasım 2015 Salı, 13:58

7 Haziran seçimleri sonrası yaşananlar hafızalardan henüz silinmiş değil! HDP’nin hiç beklenmedik bir oy oranına ulaşması seçimlerin en önemli süpriziydi. Seçimlerin üzerinden daha iki gün geçmeden Diyarbakır’da Yeni İhya Der Başkanı Aytaç Baran kalleş bir suikat sonucu katledilmişti.  Aytaç Baran katledildiğinde tarihler 9 Haziran’ı gösteriyordu. Meclis başkanı seçimi, koalisyon tartışmaları, istikşafi görüşmeler sıklıkla konuşulan konulardı. Sonrasında Suruç’ta patlayan bombalar ve hayatını kaybedenler gündemi meşgul etmişti. Şanlıurfa Ceylanpınar’da uyurken öldürülen iki polis olayını PKK’nın üstlenmesinden sonra PKK mevzilerine yönelik saldırılar başlamıştı. PKK ve devlet arasındaki çatışmasızlık süreci bitmiş, bölge tekrardan çatışmalı sürece evrilmişti. Televizyonlar her gün onlarca asker ve polisin ölüm haberini geçiyordu. Devlet cenahından da iki bine yakın PKK’lının öldürüldüğü bilgisi kamuoyuyla paylaşılıyordu.

Çatışmalı sürecin en büyük mağduru halktı. Halk, hem PKK’nın hem de devletin zulümlerine maruz kalıyordu. Yani halk iki ateş ortasında kalmıştı. Çözüm sürecinde şehir merkezlerine silah ve mühimmat depolayan PKK, bölgede sivil halka hayat hakkı tanımıyordu. Güçlü olduğu yerlerde hendek kazıyor, yollara barikatlar kuruyordu. PKK, halkın ev ve memleketini terk etmesini istiyordu. Bölgede başlayan karışıklıklar, PKK’nın çatışmaları şehir içine çekmesi bölge halkının çok sıkıntılı günler geçirmesine sebep oluyordu. Bölge ekonomisi durma noktasına gelmişti, esnafın iflas bayrağını çekmesi an meselesiydi.

Çatışmalar devam ederken seçim tarihi 1 Kasım olarak belirlendi. Partiler hazırlıklarını yapmaya başladı. Seçim yaklaşınca PKK tek taraflı ateşkes ilan etti. Ateşkes açıklamasının yapıldığı gün, Ankara’da patlayan bombada 100’den fazla insanın hayatını kaybettiği gündü. Yani zamanlama manidardı. PKK’nın ateşkes açıklamasına rağmen devlet yetkilileri tarafından operasyonlara aralıksız devam edileceği açıklandı. Sivil halk hendek-barikat zulmü altındayken ses etmeyen HDP’liler, 1 Kasım seçimleri yaklaştı diye “barış” isteklerini ve operasyonların durması gerektiğini her fırsatta ifade ettiler.

Tüm bu bahse konu gelişmeler ve çok daha fazlası yaşanırken 1 Kasım günü gelip çattı. Seçimler yapıldı. Sonuç AK Parti lehine oldu. AK Parti hiçbir seçimde bu kadar yüksek bir oy oranına ulaşmamıştı. Yüzde 49,5 alarak tek başına iktidar oldu. CHP yüzde 25,3 MHP yüzde 11,9 HDP ise 10,7 oy oranına ulaştı. Seçimin süprizi AK Parti’nin bu kadar yüksek oy alması ve bununla birlikte HDP’nin bir önceki seçime göre oylarını ciddi sayıda düşürmesiydi. ‘Hayır’cı bir politaka izleyen MHP’nin oylarını düşüreceği zaten seçim öncesinde belliydi.

1 Kasım seçim sonuçlarının birçok açıdan değerlendirilmesi gerekiyor.  AK Parti’nin 317 milletvekili çıkararak tek başına iktidar olması, ekonomik istikrar ve mevcut sorunların çözümü adına olumlu bir gelişmedir. AK Parti’nin bundan böyle yükümlülüğü çok daha fazla artmıştır. Dolaysıyla AK Parti bu yükümlülüklerinin farkında olarak ve hakkını vererek, toplumun barış, huzur ve kardeşliğini tesis etme adına adımlar atmalıdır. Halkın refah düzeyinin normalleşmesi için ekonomik açıdan verdiği vaatler başta olmak üzere tüm seçim vaatlerini yerine getirmelidir. İvedilikle maneviyata katkı sunacak çalışma ve projeler geliştirmelidir. Zira sadece ekonomik reformlarla toplum manevi ve ahlaki açıdan gelişme gösteremez.

Toplum ahlaki yozlaşma marazına yakalanmıştır şu anda. Bu marazın bir an evvel tedavi edilmesi gerekmektedir. 13 yıllık iktidar süresince bu hususa pek dikkat edilmedi ancak bundan böyle öncelikli konular arasında olmalıdır maneviyata katkı sunacak çalışmalar. Eğitim alanındaki gayri İslami yasa ve yönetmeliklerin değiştirilmesiyle bu konuya eğilinebilir. Başörtüsünün yasal güvenceye alınması ve karma eğitimin kaldırılması, müslüman toplumun öncelikli isteklerindendir. AK Parti, toplumun bu yöndeki isteklerine kulak vererek sorunların çözülebilmesi adına adımlar atmalıdır.

AK Parti’nin tek başına iktidar olması Kürt meselesinin çözümü adına çok önemlidir. Daha öncelerde de defalarca dile getirildi; Kürt halkının insani ve İslami hakları pazarlık konusu yapılmadan verilmeli ve Kürtçe ikinci resmi dil olmalıdır. Bu konuda Kürt halkının sorunlarının İslami perspektif ile çözüme kavuşturulması için çalışmalar yapan camia ve siyasi partileri birinci derecede muhattap alarak soruna yaklaşmalıdır. Özellikle PKK sorununu, Kürt meselesinden ayrı görerek çözmeye çalışmalıdır. 7 Haziran öncesi sürdürülen çözüm sürecinde bu yanlışlık ısrarla sürdürüldü. Bir daha böyle bir yanlışlığa düşülmemelidir.

1 Kasım seçimlerini, bölgede ciddi bir oy yüzdeliğine sahip olan HDP açısından da değerlendirmek gerekiyor. 7 Haziran’daki oy oranını düşüren HDP’ye seçmenler çok önemli mesajlar verdi. HDP bundan böyle söz konusu mesajları dikkate alarak çalışmalar yapmalıdır. Peki, HDP neden kaybetti? HDP’ye 1 milyondan fazla oy kaybettiren sebepler nelerdir? PKK’nın gölgesinde yapılan şiddet ve inad siyaseti, HDP’ye yüzde 3’lük puan kaybettirdi. Halk, öz yönetim safsatasıyla başlatılan girişimlere destek ve prim vermedi ve seçimlerde HDP’yi cezalandırdı. 7 Haziran’dan sonra Kandil’in direktiflerine bağımlı kalmaları ve siyasi hiçbir proje üretmemeleri de oylarını düşürmelerine sebep oldu.

HDP’nin barajı aşması ve mecliste olması önemli ancak mecliste siyaset yapmalıdırlar, siyasi projeler üretmelidirler. Sırtlarını silahlı yapılara değil, halka dayamalıdırlar. Kendi gibi düşünmeyen partilere karşı düşmanca yaklaşmaktan ve şiddet, silah ve baskı politikalarından vazgeçmelidirler. Şehir içlerinde barikat ve hendekler kurarak halkın huzuruna kasd eden örgütlere bundan böyle destek vermemeli ve halka hiçbir faydası dokunmayan eylemlerine şiddetle karşı çıkmalıdırlar. Aksi takdirde halk onları vicdanlarda mahkum edecektir. Çünkü halkın huzuru, kardeşliği ve maslahatı, parti ve örgütlerin bütün siyasi çıkarlardan üstündür.

(HÜRSEDA HABER)