Anne-Babaya Karşı Sorumluluklarımız

14 Şubat 2010 Pazar, 23:00

Dünyaya gelmemize vesile olan anne-babalarımız, bizler için hayat ve huzur kaynağıdır. Bir hiçken Rabbimizin lütfuyla, anne-babamızın, sevgi, şefkat ve merhamet dolu kucağında hayata başlarız.

Anne-babanın çoçuğuna karşı beslediği sevgi, çok üstün bir sevgidir. Söz ile anlatılmayacak bir zevkle, kol kanat gererler-sahip çıkarlar. Her zaman, ilk önce çoçuğu düşünürler. Öyle ki onlar, yemez yedirirler; giymez giydirirler; ağlatmaz ağlarlar. Doğruyu, yanlışı, şefkati, merhameti, sevgiyi, fedakarlığı ve daha nice insanî erdemleri öncelikle onlardan öğreniriz.

Bu sebepten dolayıdır ki; anne-babalarımız ilk rehberlerimizdir.İslam dininde de anne-baba hakkı çok büyük bir öneme sahiptir. Yüce Rabbimiz bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor. "Biz insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Anası onu zayıflık üstüne zayıflık çekerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. Bana ve ana babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş Allah adır." (Lokman-14)(Fizilal-il Kuran) Şüphesiz her müslümanın hedefi, Allah-ü Teala nın rızasını kazanmak ve ahirette sunacağı nimetlere ulaşmayı hedefler. Bu hedefe ulaşılmasında, salih amellerin ayrı bir yeri vardır. Anne-babaya karşı yumuşak davranıp, onların hayır ve duasını almak bu hedefe ulaşmada, müslümana yardımcı olacak en büyük etkenlerden biridir. Sevgili Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur.

Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası, misafirin duası ve anne- babanın evladına duası.” (İbn Mace, Dua, 11) Bir mümin anne-babasına kesinlikle kötülük ve eziyet etmemelidir. Devamlı onlarla güzel bir dil ile, sesini yükseltmeden konuşmalıdır. Onlara iyilikte bulunmalı, saygılı davranmalı ve her ne olursa olsun onları üzmemelidir.

Unutmamalıdır ki kendisi güçsüz iken, anne-babası onu hiç kimseye muhtaç etmeden bütün zorluk ve meşakketleri aşmışlardır. Çoçuğun mutluluğu için nice fedakarlıklara katlanmışlardır. Zamanımızın çoçuklarını göz önüne aldığımız vakit, anne-baba ve büyüklere karşı saygının çok fazla olmadığını görürüz. Küçük olan büyüğe saygı göstermesi gereken yerde, çoğu zaman büyüklük kompleksine girebiliyor. Bu tür olaylarda kötü sonuçların ortaya çıkmasına sebep oluyor.

Aslında işin temeline bakmak lazım.Toplum İslamdan uzaklaştıkça, maneviyata verilen değerler azaldıkça, bu tür olayların çıkmasına şaşırmamak lazım. İşin bu noktasında da olgun, hak ve hukuku bilen insanlara sorumluluklar düşüyor. Yüce Rabbimizin emri olan, Emr-i bi l ma ruf nehy-il anil münker (İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak) i yaygınlaştırma ve hayatta tatbik etme işi, mümin insanların üzerine bir yükümlülük oluyor. Erdemli (faziletli) anne-babalar, çoçuklar için büyük bir rahmet ve berekettir.

Bir anne-baba herzaman çoçuğunun iyiliğini ister. Ona zarar gelecek bütün tehlikelere karşı, gözünü kırpmadan kendini öne atar. Çoçuğu ister küçük olsun, ister evlenmiş ve çoçuk sahibi olmuş olsun, ona karşı aynı duyguları besler. İşte bu tür sebepler göz önüne alındığı zaman anne-babanın hakkını ödemenin, çokta zor olduğu kanaatine varıyoruz. Zaten Peygamberimizin hadis-i şeriflerinden de anlıyoruz ki; anne-babanın haklarını ödeyemeyiz. Yapmamız gereken ise, onları mutlu edecek davranışlarda bulunmaktır. Büreyt den rivayet edilen bir hadîs-i şerifte; adamın biri Kâ be yi tavaf ederken annesini omuzunda taşıyarak tavaf ettirmiş.

Resulullah ın (sav) yanına gelerek: "Hakkını ödedim mi?" diye sormuş. Resulullah (sav) buyurmuşlar ki: "Hayır, sana hamile iken alıp verdiği bir nefesin hakkı bile değil." Yüce Rabbimiz tarafından biz insanlara yol haritası olarak gönderilen Kur an-ı Kerim de, özellikle anne-babanın yaşlılık günlerine işaret edilmektedir. Yaşlanan anne-babaya bir "öf" bile denilmemeli, her istediklerini yapmaya çalışılmalıdır. İşte imtihanın zor olan tarafıda belkide budur. Çünkü anne-baba kendi ayakları üstünde kalabiliyorken her şey güllük gülistanlık; yaşlandıklarında ise onları kendi hallerine bırakmak olmamalıdır. Hem onların bu hallerine bir gün bizim de düşebileceğimizi, aklımızdan çıkarmamalıyız.

Her ne olursa olsun ölümüde aklımızdan çıkarmamalıyız. Çünkü kim nekadar, yaşayacak? Kim ne zaman ölecek? sorularına cevap bulma imkanımız olmadığı için yarın; keşke bunu yapmasaydım veya keşke onlara çok daha iyi davransaydım dememek için, elimizden gelenin daha fazlasını anne-babalarımız için yapmalıyız. Ebu Davud’un rivayet ettiği bir hadis-i şerifte şöyle denilmektedir. Resulullah (sav)’ın yanında oturuyorduk. Beni Seleme’den bir adam geldi ve dedi ki: “Ya Resulullah! Annem babam öldükten sonra, onlar için yapmam gereken bir vazife kalır mı?” Resulullah (sav) buyurdular ki: “Evet, onlara dua etmen, onlar için istiğfar etmen. Verdikleri sözlerini yerine getirmen. Onlarla bağlı olduğun akrabaya sılayı rahim yapman ve arkadaşlarına ikramda bulunman…

Sözün özü olarak; Anne ve babaya her türlü ikram ve ihsanda bulunmak, onların ihtiyacı olduğu takdirde bütün maddi ihtiyaçlarını gidermek, onlara öf bile dememek, onlara karşı daima tatlı dilli olmak, en güzel tavır ve davranışlarla karşılık verip en ufak bir şekilde onları üzmemek, bıkkınlığı ifade edebilecek bir tavır takınmamak gerekir. Gönüllerini kıracak en küçük bir sözden bile kaçınmak, her hususta rızalarını kazanmağa çalışmak, onları kendisinden memnun etmek, yaşlandıklarında onların her türlü hizmetine koşmak, hastalık anlarında tedavî ve bakımlarını yaptırmak çocukların görevidir. Hasta veya yatalak hallerinde onların hizmetlerinde bulunmak, Cennet in kapılarını aralayan bir davranıştır. Rabbim bizleri, anne ve babalarına karşı bütün sorumluluklarını yerine getiren insanlardan kılsın...(Amin)

Selam ve dua ile...

Muhammet Şerif


ÇOK OKUNAN HABERLER
Bugün
Bu Hafta
Bu Ay