yazar_isim
2012-02-04

Okul yıllarımızda çıkardığımız aylık bir gazete için röportaj yaptığımız hocalarımızdan biri “En büyük sorunumuz her şeyi bilmek, her şeyden anlamaktır. Bize her şeyi bilenler değil, belli alanlarda uzman kimseler lazım” mealinde sözler sarfetmişti.

Zamanla insan bu cümlelerin doğruluğuna hakk-el yakin şehadet ediyor. Özellikle de herkesin her konuda fikir sahibi olduğu, kalem salladığı ve fikir serdettiği bir zaman diliminde bunu görmemek mümkün değil.

Körpe zihinleri bulandırmamak, karmaşa ve kaosa sebebiyet vermemek ve de şüphe bulutlarıyla bazen de olsa güneşi gölgelememek için alanlarında uzman kimselerin ve de farklı dallarda uzman kimselerden müteşekkil fikir heyetlerimizin bulunması zaruridir.

Bu meyanda "Bilmiyorsanız ilim erbâbına sorunuz." (Nahl, 43) buyurulmuştur. Bununla beraber "Eğer o meseleyi Peygambere ve mü'minlerden ihtisas ve salâhiyet sahibi kimselere havale etselerdi, elbette o kimselerden hüküm çıkarmaya ehliyetli olanlar işin doğrusunu bilirlerdi." (Nisâ, 83) fermanıyla aynı hususa işaret buyurulmuştur.

Bediüzzaman’a göre; Allah (c.c) Kur’an lisanıyla her bir peygamberi bir sanatta mütehassıs kıldığını buyurmuş ve bununla müminlere bir meslekte ihtisaslaşmanın gerekliliğine vurgu yapmıştır. Meselâ, gemiciler Hz. Nuh’u, saatçılar Hz.Yusuf’u, terziler Hz. İdris’i, demirciler de Hz. Davud’u pir ve rehber olarak tanımışlardır. Bediüzzaman’ın tesbitiyle Kur’an’da yer alan bu ince nükte de uzmanlaşmaya işaret etmektedir.

Yine fıkıh erbabı “İslâmî bir toplumda tefsir, hadis, fıkıh, kelâm gibi ilimlerde gerçek otorite sahibi âlimlerin varlığı zarurettir… (kimya, fizik, matematik, astronomi gibi...) Bu ilimlerin birinde mütehassıs olmak her toplum içinde yaşayan insanlar için farz-ı kifâye durumundadır. (Ahmed AĞIRAKÇA, Şamil İslam Ansiklopedisi) demişlerdir.

Koca bir tarihin, merkezden canlı tanığı olan Bediüzzaman Hazretleri de devlet işlerinin meclisler ve şuralar tarafından görüldüğü bir zamanda iki hususu özellikle vurgular. Bunlar: “ilimde ihtisaslaşma” ve “Meclis-i mebusan-ı ilmiye” adı verilen “İlmi şuralar”ın kurulması ve bunlara işlerlik kazandırılmasıdır. Zira ilimler zaman itibariyle tekâmül etmiş olup “bir şahıs birçok fenlerde ihtisas sahibi olamaz” ve de “Umuma el atmak da umumu terk etmektir.” Bu durumda “taksimu’l âmâl (ihtisaslaşma) ve teşrik-i mesâi (birlikte çalışıp, işbirliği etmek)” kaideleriyle amel etmek şarttır.

“Evet, her zamanın bir hükmü var. Zaman dahi bir müfessirdir. Ahval ve vukuat ise, bir keşşaftır. Efkâr-ı âmmeye hocalık edecek, yine efkâr-ı âmme-i ilmiyedir… Evet, meşrutiyettir; herşeyde meşveret hükümfermâdır. Efkâr-ı umumiye dahi didebandır. İcma-ı ümmetin hücciyeti buna hüccettir.” (Muhakemat)

Bediüzzaman’ın Kürdistan ve ulemasının geleceğini teminat altına almak ve kalkınmasını temin etmek için sunduğu Medreset’uz Zehra projesinin sekiz şartından birini “Ekradın istidatları (kabiliyetleri) ile istişare etmek, onların sabavet ve besatetlerini nazara almaktır. Zira çok libas var; bir kamete güzel, başkasına çirkin gelir.” diyerek sosyolojik teşhis ve tesbitlere dikkat çekerken, bir diğer şart olarak da “Taksimü'l-a'mâl (ihtisaslaşma) kaidesini bitamamihâ tatbik etmek - tâ şubeler birbirine medhal ve mahreç olmakla beraber, herbir şubeden mütehassıs çıkabilsin.” gerçeğini nazarlarımıza sunmaktadır.

İhtisaslaşma (Uzmanlaşma) bir Kanundur; Kanunlara Riayet Farzdır

İnsanoğlu kâinatta mer’i bulunan kanunlara riayet ettiği nisbette muvaffak olur. İhtisaslaşma da bir kanun iken, Özellikle de tembellik, kolaycılık, yalancı bir hırs ve gösteriş merakıyla ihtisaslaşmanın ötelenmesi insanın dünyada cehalet cehennemine düşmesine sebep olacaktır.

Bediüzzaman’a göre, kâinatta hâkim olan terakki ve tekemmül kanunu ‘taksimü’l-amal’ kaidesinden ortaya çıkmıştır. Bu kanuna itaat etmek farz iken ne yazık ki tamamen itaat edilmemiştir. Şöyle ki: Fıtratımızda ekilen yetenek ve meyillerimizle, ‘taksimü’l-amal’ kaidesine uyarak fen ve ilimlerde mütehassıs olarak farz-ı kifayeyi yerine getirmekle mükellef iken, yalancı bir hırs ve gösteriş merakıyla o yeteneklerimizi söndürdük. Allah’a isyan eden cehenneme girmeye müstahak olduğu gibi, hilkat denilen fıtrî şeriatın emrine uymadığımızdan cehalet cehennemine düşmeye müstahak olduk. Bizi bu azaptan kurtaracak olan da bu kanunla amel etmektir. (Alıntı)

İki İhtisas Sahibi, Binler Başkasına Tercih Edilir

Asrımız, fen ve müsbet ilimlerin olgunlaşıp kemal bulduğu bir zamandır. Bundan ötürü topluma hizmetle yükümlü gerçek ya da tüzel kişilikler olarak Sosyoloji’den Siyaset’e, Psikoloji’den Pedagoji’ye, Tarih’ten Kozmoğrafya’ya, Filoloji’den Hukuka her alanda ihtisas sahibi kimselere ihtiyaç duyduğumuz açıktır. Yine her alanla ilgili söz söyleme yetkisinin de ilgili alanda uzman kimselere ait olduğunun da altı çizilmelidir. Bu meyanda aşağıdaki tesbitlerin altın prensipler olduğu açıktır:

“Malûmdur ki, iki ehl-i ihtisas, binler başkasına müreccahtırlar. Hem şu meselede ehl-i ispattırlar.” (Yirmi Dokuzuncu Söz, Bknz: Onuncu Söz)

“Evet, bir fende ve bir san'atta mütehassıs bir iki zâtın o fen ve o san'ata ait hükümleri ve fikirleri, onda ihtisası olmayan bin adamın, hattâ başka fenlerde âlim ve ehl-i ihtisas da olsalar, muhalif fikirlerini hükümden iskat ettikleri gibi…” (On Birinci Şua)

Bir Şahıs Birçok Fenlerde İhtisas Sahibi Olamaz

Belki de asrımızın en önemli hastalıklarından biri; ne yazık ki tembellik, kolaycılık, yalancı bir hırs ve gösteriş merakıyla her konuya el atılması ve “Umuma el atanın umumdan olması” sonucuyla karşılaşılmasıdır. Eli kalem tutanlarımızın, dili dönenlerimizin bir ya da birkaç alanda ihtisas sahibi olması gerekirken; dinden dünyaya, tarihten sosyolojiye, dilden coğrafyaya, çocuk eğitiminden kadın sorununa, Sosyalizm’den Demokrasiye, Ulusalcılıktan milliyetçiliğe, Kürd meselesinden dünya siyasetine ne yazık ki her konuda fikir serdederek, henüz tam anlamıyla temyiz kabiliyeti oturmamış nesillerimizin kafa karışıklığı yaşamasına sebebiyet vermesi üzücü bir tablo olarak karşımızda durmaktadır.

Bu noktada şu cümlelerin önümüzü aydınlatan fener misali elimizde bulunması gerektiği açıktır:

“Şu gelen kaideleri de koynuna koy, sana lâzım olur. 1- Bir şahıs, çok fenlerde ihtisas sahibi olamaz. (İşarat’ul İ’caz)

“Hem de hakaik-i tarihiyedendir ki: Bir şahıs çok fenlerde meleke sahibi ve mütehassıs olamaz. Ancak ferid bir adam, dört veya beş fenlerde mütehassıs olabilir. Umuma el atmak, umumu terk etmek demektir. Bir fende meleke, o fennin suret-i hakikiyesidir. Onunla temessül etmek gerektir…” (Muhakemat)

“Meselâ, tefsirde mezkûr olan herbir emir, tefsirden olmak lâzım gelmez. İlim ilme kuvvet verir. Tahakküm etmemek şarttır. Şöyle müsellemattandır ki: Hendese gibi bir san'atta mahir olan zat, tıp gibi başka san'atta âmî ve tufeylî ve dahil olabilir. Ve kavaid-i usuliyedendir ki: Fakih olmayan, velev ki usûlü'l-fıkıhta müçtehid olsa, icmâ-ı fukahada muteber değildir. Zira o, onlara nispeten âmîdir.” (Muhakemat)

“Bir şahıs çok fünunda mütehassıs ve meleke sahibi olmaz… Hem de müstakbeldeki bedihî birşey, mazide nazarî olabilir. Hem de medenîlerin malûmu, bedevîlere meçhul olabilir. Hem de maziyi müstakbele kıyas etmek, bir kıyas-ı hâdi-i müşebbittir (aldatıcı ve haktan tamamen uzaklaştıran yanlış kıyas)… Hem de pek çok ulûm, âdât ve ahval ve vukuatın telkinatıyla teşekkül edebilir… Hem de muhit-i zaman ve mekânın, nüfusun ahvalinde büyük bir tesiri vardır. Hem de eskide harikulâde olan şeyler, şimdi âdi sırasına geçebilir. Zira mebadi tekemmül etmişler. Hem de zekâ eğer çendan harika olsa da bir fennin tekmiline kâfi değildir. Nasıl çok fenlerde kifayet edecektir?” (Muhakemat)

Her şeyi Ehline Havale Etmek Lazımdır

Doktor misal zatların şu tesbitleri, asrımızın fikir karmaşası ve ilgili-ilgisiz kimselerin oluşturduğu kaos gecesinde yolunu kaybetmiş insanına ne de güzel fenerdir: “Acaba görülmüyor mu ki, birinin saati kırılsa, terziye "Saatimi dik" dese, "yuha"dan başka cevap var mıdır?” (Muhakemat)

“Evet, bir fende sözü hüccet olanın sair fenlerde nakil veya dâvâ cihetiyle hükmünü hüccet tutmak, taksimü'l-mehasin ve tefrikül-mesai olan kanun-u İlâhîsine vech-i rıza göstermemek demektir.” (Muhakemat)

Şuurlu müslümanlar olarak ilmin ışığıyla aydınlanma zorunluluğumuzun günden güne kendisini hissettirdiği bir zamanda, daha fazla bu farizanın ihmali bize pahalıya mal olabilir. Bu noktada bir seferberlik zarureti hâsıl olmuştur.

Bu yüzden öncelikle zeminin hazırlanması, bu mananın brifing, seminer, panel ve konferanslar vasıtasıyla işlenmesi gerektiği açıktır. Bununla beraber “umumi hatipler” hükmündeki yayınevi, gazete, dergi, internet siteleri, ekranlar ve vaaz kürsülerimizde oturan kimselerin de bu manalardan haberdar olması, her konuda herkesin fikir serdetmekten, yazmaktan, çizmekten vazgeçmesi, yer tutmak isteyenlerin ve tutanların bir ya da birkaç ihtisas sahası noktasında tercihte bulunması, herkesin ilgili meselede ilgilisine-uzmanına kulak vermesi, karmaşa ve kaosa sebebiyet verilmemesi gereği akıllara ve kalplere işlenmelidir.

Bunu başardığımız zaman; inşaallah aydın, güvenilir, sağlam ve sağlıklı bir nesil olarak büyük fütuhatlar gerçekleştirir, hanemize ve dünyaya huzur vesilesi oluruz…

(Bangaheq)



Bu makaleye yorum ekleyen ilk siz olun…
Gazete Son Dakika RSS Hava Durumu twitter facebook
GÜNÜN RESMİ
-Yorumsuz-
-Yorumsuz-
reklam
ANKET
Neden Mustazaf-Der Hakkında Kapatılma Kararı Verildi?
Anket
VİDEOLU HABERLER
Haber1
Mustazaf-Der Şube Başkanı: Üstüme 30 Polis Çullandı!
Yaklaşık 30 polis tarafından darp edilen Mustazaf Der Osmaniye Şube Başkanı Abdulkadir Alakuş, yaşadığı olayı İLKHA'ya anlattı. Polisin terörist muamelesi yaparak kendilerine silah doğrulttuğunu, biber gazı sıkarak darp ettiğini ifade eden Alakuş, hem darp ettiklerini, hem de kendilerini temize çıkarmak için davacı olduklarını söyledi.
Haber1
Başörtüsavar Profesörün Sicili Kabarık Çıktı
Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nadide Kazancı ise, Astronomi ve Uzay Bilimleri Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rennan Pekünlü'nün öğretim üyeliğinden uzaklaştırılma noktasına gittiğini söyledi.
Haber1
Ülkemizde Hukuk Eliyle Cinayetler İşleniyor!
Marmara İnsani Hak ve Özgürlükler Platformu İstanbul'da yaptığı kitlesel basın açıklamasıyla Mustazaf-Der'ın kapatılması ve Gaziantep'te kızının başörtüsüyle okuması için mücadele eden Güllü Çevik'e ceza verilmesini kınadı.
Haber1
Laden'in Ölümü Üzerinden Oy Alma Filmi!
ABD devlet Barck Obama'nın, ABD- Pakistan hükümeti işbirliğiyle bir yıl önce düzenlenen operasyonla katledilen Usame bin Laden'in ölümü üzerinden oy alma planları yaptığı öğrenildi.
Haber1
'Arap Baharı'nı Batı Yönlendiriyor'
Avrupa'nın önde gelen Müslüman entelektüellerinden Tarık Ramazan, "Arap Baharı" süreci öncesinde Batı'nın yönlendirici etkisi olduğunu söyledi.
EN ÇOK OKUNANLAR
Haber Resim Yok
Mustazaf-der Kapatıldı...
Yazar Cevdet Kara, Mustazaflarla Dayanışma Derneği'nin kapatılmasını konu alan yazısının sonunda, "Mustazaflar üzülmesin… Elbet güneş yeniden doğacak… Çünkü Hak geldi batıl zail olacak…" şeklinde bitirdi.
Haber Resim Yok
Başörtüsünden Ötürü Ödül Verilmedi
Kros yarışmasında dereceye giren başörtülü öğrencinin ödülü verilmedi! Hatayı, kaymakam telafi etti.
Haber Resim Yok
Volkswagen'in Elektrikli Otomobili
Volkswagen 24 Golf Blue-e-Motion aracından oluşan bir filo ile sekiz batı Avrupa ülkesinde ve Japonya'da uluslararası Roadshow'a başladı. Etkinliklerin amacı farklı müşteri gruplarına Volkswagen'in elektrikli otomobil alanındaki çalışmalarını tanıtmak ve yeniliklere katılımlarını sağlamak.
Haber Resim Yok
Katı Vize Uygulamasının Son Örneği
Almanya'nın Türkiyelilere uyguladığı katı vize uygulaması beşikteki çocuktan 80 yaşındaki yaşlılara kadar uzanıyor. Vize engeline takılan son mağdur bir buçuk yaşındaki Enes oldu.
Haber Resim Yok
'Halkımızın Ahiret Mutluluğu İçin Çalışmak Suç mudur?'
Mardin'in Kızıltepe ilçesinde Eğitim Birsen Kızıltepe Şubesi, İrfan Der ve İHL-Der düzenledikleri ortak basın açıklamasıyla Mustazaf Der'in kapatılmasını kınadı.
sag alt
Sitemiz Sadece İnternet Üzerinden Yayın Yapmaktadır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Kullanılamaz.
hur-seda@hotmail.com   © 2008 - 2012   Tüm Hakları Saklıdır.