Bu çağrı kazanacak

01 Nisan 2015 Çarşamba, 14:37

Batılıların Arap Baharı olarak adlandırdıkları, Müslüman Arap halklarının kıyamı büyük umutlara yol açmıştı. Yıllarca diktatörlerin baskısı altında can çekişen Müslüman halklar korku duvarlarını yıkmış, meydanlara inip özgürce yaşamak isteklerini haykırmaya başlamışlardı. Sokaklarda haykıran insanlar İslami bir sistemi arzuluyordu. Bu büyük kalkışmadan en fazla korkan ve paniğe kapılan İslam coğrafyasını yöneten diktatörlerle onların efendileri olan emperyalist güçlerdi. Yıllardır zulmeden diktatörlerden halkın hesap soracağından ve cezalandıracağından dolayı korkuyorlardı.

Zulüm ve sömürünün baş müsebbibi Batı, çıkarlarının elden çıkmaması adına yetiştirip büyüttüğü ve yıllarca iktidarda tuttuğu maşalarını bir bir bertaraf ederek işin içinden sıyrılmaya çalıştı. Böylece Müslüman halkların tepki selini hafifletmek için çabaladı. Müslümanların tepkilerine karşın sessiz kalarak hesapta olmayan eylemleri kontrol altına almaya ve hızını düşürmeye çalıştı. Halkın katılımlarına hazırlıksız yakalanan, gerekli örgütlenmeye sahip olmayan ve biraz da acemilik yaşayan Müslümanlar, Batılıların şeytanca uğraşılarıyla engellemeye çalışmaları neticesinde beklenen inkılapları gerçekleştiremediler. Darbelerle ya da iç savaşların fitilini ateşleyerek halkın önünü almayı başardılar. Bununla da yetinmediler, yüz yıllık sömürgeci planlarını bozan Müslüman halkları cezalandırmak için İslam dünyasını büyük bir ateşe sürüklediler.

Tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar büyük bir fitne ateşi tutuşturuldu. İslam coğrafyası büyük bir savaşın içerisine sürüklendi. İslam düşmanlarına karşı savaşmayı bırakan Müslümanlar birbirlerini canına girdiler. Bu kirli savaş neticesinde her gün yüzlerce Müslümanın kanı akıtılıyor. Milyonlarca insan yuvasını terk edip canını kurtarma adına bir yerlere sığınıp nefes almaya çalışıyor. Kadın, çocuk, yaşlı demeden çok sayıda Müslüman bombardımanlara maruz kalıp öldürülüyor. Ürperten manzaralar yaşanıyor. Büyük felaketlerin yaşandığı yer Müslüman coğrafya olduğu için Batılı halklar futbol maçları izler gibi katliamları izliyorlar. Akan kan Müslüman kanı olduğu için Emperyalist patronlar büyük bir sessizliğe gömülerek ya da bıyık altından gülerek memnuniyetlerini ortaya koymaya çalışıyorlar.

Bütün bu manzaralar insani duygu taşıyan iman sahibi herkesi ürkütüyor. Müslümanların vahdetini arzulayan herkesi derinden vuruyor. Geçenlerde bir Müslümanla karşılaşmıştım. Müslümanların yaşadıkları olumsuz tablolardan bahsettikten sonra “Bunlardan bahseden bizim oğlan müthiş bir tedirginlik yaşıyor. Şiddetli bir karamsarlık içine girmiş. Müslümanların yaşadığı bu kötü tablodan dolayı neredeyse bunalıma girecek. Bunun üzerine “Oğlum, üzülmekte haklısın. Ancak bu kadar karamsar olma. Unutma ki dünya Allah’ın elinden çıkmış değil. Dünya Allah’ın elinde oldukça karamsarlığa lüzum yok!” dedim. Bu sözler biraz teselli verse de karamsarlığını bir türlü yenemiyor” dedi.

Her geçen gün daha fazla kötüye gidiyor işler. Suriye, Irak, Mısır, Yemen, Filistin, Libya, Miyanmar… da kötü tabloların iyileşmesiyle ilgili en küçük bir ışık görünmüyor. Fitne kazanı kaynıyor. Birbirlerinin kanını akıtmaya devam ediyor Müslümanlar. Şeytan ve dostları fitneyi daha fazla büyütmek, İslam adına var olan her şeyi ortadan kaldırmak için çabalıyorlar.

Müslümanların içine düştüğü fitneden en fazla emperyalist ve siyonist güçler yararlanıyor. Ele geçirdikleri fırsatı ganimet bilip sonuna kadar değerlendirmek için çabalıyorlar. Yangını İslam coğrafyasının farklı alanlarına yaymaya çalışıyorlar. Bu fırsattan daha iyi istifade etmek için daha fazla silah üretip daha fazla katliamlara zemin hazırlıyorlar.

Fitnenin zirveye çıktığı ve ateşin her tarafı sardığı sıkıntılı günlerde kardeşlik ve vahdet çağrılarını kimseler duymuyor. Kur’an’ın zalimlere ve müstekbirlere karşı şiddetli Müslümanlara ise hoşgörülü olma çağrısı Müslümanları fazla ilgilendirmiyor.

Hedeflerin odağında Müslümanların bulunduğu bu karanlık dönemde İslam’ın ölçüsü, taraf tutup diğer taraftaki Müslümanlara küfretmek değil, zulme ve zalime karşı çıkıp Müslümanların vahdetini arzulamak ve kardeşliğini istemektir. Bombaların gürültüsü ve yangının yükselen alevleri arasında kardeşlik çağrıları duyulmazsa da, bu sesin duyulacağı zaman mutlaka gelecektir. Unutulmamalı ki karanlığın yoğun olduğu an, şafağın yakın olduğu andır. Müslümanlara düşen sabretmek, zalimlere karşı bir tutum sergilemek ve her zaman vahdet için çabalamaktır. Böylece ufukta görünmeyen ışık bir gün mutlaka ortaya çıkacaktır

(Hürseda Haber)