Alimler buluşmasının anlamı

24 Nisan 2015 Cuma, 11:49

18 Nisan 2015’te Diyarbakır’da Kürdistanlı âlimlerin beklenen ve özlenenbuluşması gerçekleşti. Her yönüyle birçok ilkleri barındıran bu güzel etkinlik, ümitlerin bir kez daha yeşermesine neden oldu. Türkiye, İran, Irak ve Suriye Kürdistan’ından etkinliğe katılan yüzlerce âliminaynı sıkıntıları dile getirmesi, aynı acıları paylaştıklarını ifade etmesi, İslam ümmetinin yaşadığı sıkıntılardan muzdarib olduklarını beyan etmesi, sıkıntı ve zorlukları aşma yolunda aynı hedefleri sıralaması buluşmayı daha da anlamlı kılıyordu. Buluşmanın neticesinde dile getirilen ortak bildiriyle Müslümanların yaşadığı sıkıntılara parmak basılırken, hal çarelerine yönelik alternatiflerin sıralanması ve bunun için âlimlerin sorumluluk almaya davet edilmesi âlimler buluşmasında tespit edilen hedeflere doğru yol almada önemli kilometre taşı görevi görmektedir.

Âlimler, İslam ümmetinin İslami ölçüler çerçevesinde varlığını sürdürmede kaptan görevi görürler. Âlimler, hiçbir zaman ümetten ayrı düşünülemezler. Âlimlerin bulunmadığı yerde bugünkü gibi kaos, kargaşa, parçalanmışlık, ezilmişlik ve İslam’ın toplum hayatından çıkarıldığı ortamlarlakarşılaşırız. Bu hakikati gören Kemalist rejimin işin başında Tevhidi Tedrisat kanununu çıkarıp medreseleri yasaklamaklaâlimlerin varlığını ortadan kaldırmaya, Kur’an alfabesinin yerine Latin harflerinin kabulüyle, halkın İslami kaynaklarla ilişkisini koparmaya veböylece âlimlerle Müslüman halk arasına setler çekmeye çalışıldı.

3 Mart 1923’te kabul edilen Tevhidi Tedrisat kanunu, İslami eğitim kurumlarını ortadan kaldırmaya zemin hazırlıyordu. Bu kanunun kabul edildiği tarihte resmi kayıtlara göre 479 medresede 18 bin öğrenci eğitim görüyordu. Ancak Kürdistan’da, İç Anadolu’da ve Karadeniz’de faaliyet yürüten binlerce medresenin resmi kayıtlarda yer almaması göz önüne alınırsa on binlerce medrese öğrencisinin eğitimine son verilirken âlim yetiştiren kurumların kapılarına kilit vuruluyordu. Devletin baskı ve dayatmalarına rağmen Kürdistan’daki âlimler her şeyi göze alarak medreseleri canlı tutmaya, İslam ümmetinin can damarı durumundaki bu müesseseleri yaşatmaya çalıştılar. Bugün var olanlar, her türlü engellemelere rağmen bu hayırlı alanda gösterilen samimi çalışmaların ürünüdür.

90 yıllık sindirme dönemindeki zorluklara rağmen, varlıklarını sürdürmek için çabalayan medreselerden yetişen âlimlerin belki de bir asır sonrasında, gerçekleştirdiği bu buluşma her açıdan önem taşımaktadır. Zira İslam düşmanı rejimin yok etme çabalarına rağmen var olmak için çalışmak ve nihayetinde İslam ümmetinin sorunlarını çözmek için bir araya gelmek 90 yıllık sıkıntılı ve zorlu döneme rağmen İslam düşmanlarının planlarını bozma anlamına gelmektedir.

Kürdistan âlimlerinin ilk defa bu derece yoğunluklu katılımla bir araya geldiği âlimler buluşmasının taşıdığı öneme rağmen basının, özellikle de İslami basının bu büyük buluşmaya duyarsız kalması ve gerekli yeri vermemesi son derece düşündürücüdür. Hiçbir önemi olmayan ve Müslümanları uzaktan yakından ilgilendirmeyen haberler manşetlere taşınırken bir asır sonra gerçekleştirilen bir ilk neticesinde yüzlerce âlimin buluşmasının haber değeri bile taşımaması en basit ifadeyle büyük bir sorumsuzluk örneğidir. MüslümanKürdler söz konusu olunca büyük bir ambargo uygulayan laik ve paralel basına İslami basının da katkıda bulunması, şaşırtıcı, bir o kadar da garabet örneğidir.

Her şeye rağmen Kürdistan âlimlerinin buluşması öncelikle Müslüman hakları âlimsiz bırakıp İslam’dan uzaklaştırma projesinin iflası anlamına geldiğinden daha bir önem taşımaktadır. Hiçbir çabaları olmazsa bile bu kadar âlimin bir araya gelişi rejimin bu yöndeki yasaklarının iflasını ve bu damarının tıkandığını ortaya koymaktadır. Ancak, bu bulaşmanın teoride kalmaması, konuşulanların ve alınan kararların pratiğe dökülmesi önemlidir. Zira İslam ümmeti tarihinin en sıkıntılı günlerini yaşarken veMüslüman halklar İslami hayatın uzağına düşmüşken, birinci derecede sorumluluk yüklenmesi gereken âlimlerin ellerini taşın altına koymaları, bu büyük yangını söndürmek için çabalamaları zorunlu hale gelmiştir.

Âlimlerin yoğun çabaları olmadan İslam ümmetinin sıkıntılardan kurtulması, terk edilen İslami hayatın yeniden canlanması söz konusu değildir. Bu sıkıntılı durum âlimlere büyük sorumluluklar yüklemektedir. Bir köy camisine kapanıp halkın zekâtlarıyla hayatlarını sürdürme, kimseye karışmama gibi kalıplardan sıyrılarak ve ferdilik çemberini yararak birlikte hareket edip Müslüman halkın sorunlarının üzerine gitme ve özellikle de kaybetmeye yüz tutmuş İslami hayatın yeniden canlandırılması için çalışmalıdırlar.

Bu güzel etkinliğe katılan âlimlerin ortak iradeleriyle kabul edilen bildiri, Müslümanların yaşadığı sıkıntılara işaret etmekte, bütün bunlardan kurtulmak için âlimlerin misyonunun ne olması gerektiği ifade etmektedir. Âlimlerimizin sorumluluklarının bilincinde hareket edip bu acıklı atmosferi tersine döndürmek amacıyla harekete geçmeleri ve ittifak halinde çalışmaları en öncelikli görevlerindendir.

Önemli olan bu güzel buluşmanın bir anı olarak zihinlerde yer almasından çok, alınan kararların uygulanmasıdır. Bu yapıldığı takdirdeâlimler buluşmasındaki hedef gerçekleşecek ve Müslümanları perişan eden sıkıntılar bir bir aşılacaktır.

(Hürseda Haber)