AK Parti'deki PKK'liler

30 Haziran 2015 Salı, 13:55

Müslüman Kürd halkı İslam’ı kabul ettiğinden beri belki de en sıkıntılı günlerini yaşıyor. Tarih içerisinde zalim ve zorba güçlerin baskı ve dayatmalarına karşı her zaman ayakta durup direten bu halk, bu günlerde PKK’nin baskı, dayatma ve şeytani oyunlarıyla büyük bir oyunun içerisine sürüklenmeye çalışılıyor. Özellikle Kürd gençleri üzerine oynanan oyunlar, gelecek nesillerin İslam’dan uzaklaştırılması ve boş maceralara sürüklenmeleri ayrı bir sorun olarak varlığını sürdürüyor.

PKK, yıllarca çabaladığı halde istediği şekilde Kürdistan’a nüfuz etmeyi başaramadı. Ancak Ak Partinin Kürdistan topraklarını eli silahlı PKK’ye teslim etmesi Kürd halkının büyük bir belayla karşı karşıya gelmesine yol açtı.

Ak Partinin Kürdistan’ı PKK’nin eline terk etmesinin değişik nedenlerini sıralamak mümkündür. Ancak, Ak Parti kurmaylarından bazılarının söylem ve eylemleriyle PKK’ye verdikleri destek bunlardan en önemlisidir.

Ak Partinin Kürdistan teşkilatlarında görev yapan ya da bu partiye mensup bazı milletvekillerinin bir şekilde PKK ile ilişkileri hakkında ortalıkta bir takım söylentiler dolaşsa da elimizde kanıt bulunmadığı için bunların üzerinde durmayacağız. Ancak, söz ve eylemleriyle PKK’nin gelişmesine yardımcı olan ve Kürdistan’daki Müslümanları yok sayıp PKK karşısında varlık göstermelerini engellemeye çalışan Ak Partili iki önemli isim üzerinde duracağız.

PKK’ye silah bıraktırmayı tasarlayan Erdoğan, Çözüm Süreci adı altında bir takım çalışmalar başlattı. Bunun için Ak Partili bazı isimleri görevlendirdi. Görevlendirdiği şahıslar ne hikmetse PKK’yi geliştirmek ve büyük bir güç haline getirmek için çalıştılar.

PKK’ye silahı bıraktırmakla görevlendirilen Ak Partililer PKK’yi meşrulaştırmak, bu örgütün çehresini kaplayan vahşet ve terör görüntüsünü yok etmek, PKK ve Öcalan’ı Kürdlerin tek temsilcisi haline getirmek için çabaladılar. Kürdistan şehirlerine gittiklerinde sadece PKK’lilerle görüştüler. Bölgedeki Müslüman halkın temsilcisi konumundaki STK’leri, cemaatleri ve Müslüman şahsiyetleri görmezden geldiler.

İlk başlarda zamanın Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay Çözüm Süreciyle görevlendirilmişti. Göreve başladığı günden son güne kadar PKK’yi meşrulaştırmak için çabaladı. PKK’yi meşrulaştırma bir yana Öcalan’ı Kürdlerin tek rehberi, PKK’yi de Kürdlerin tek temsilcisi olarak görüp bu şekilde kamuoyuna yansıtmaya çalıştı.

Atalay, Çözüm Süreci ile ilgili görevi yürütürken kimi zaman bölge şehirlerine özellikle de Diyarbakır ve Van’a seyahatler düzenledi. Bu seyahatlerinde yoğun olarak STK’lerle ve belirli şahsiyetlerle görüşmeler gerçekleştirdi. Seçtiği STK’ler PKK’lilere aitken, kimi zaman bazı farklılıkların bulunması için sadece birkaç üyesi bulunan Rotary gibi dernek temsilcilerini davet etti. Ancak, toplantılarına İslami STK’leri kabul etmedi. Onları her zaman dışta tutmayı ve görmemeyi tercih etti.

Özellikle, Müslüman Kürdler içinde ağırlığı bulunan Hüda Par camiasını Çözüm Süreci gibi bir programın dışında tutmak ve yok saymak için elinden geleni yaptı. Diyarbakır’da STK’lerle toplantılarında HüdaPar’a yakın onlarca dernekten hiç birini davet etmeyen Atalay, PKK’ye yakın derneklerin yöneticileriyle görüşüp düşünce ve tekliflerini dinlemeyi tercih etti.

Zamanın Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın Çözüm Süreci konusunda yaptığı değerlendirmelerde Öcalan için söylediği, “Beğenseniz de beğenmeseniz de Kürtlerin lideri Öcalan’dır” sözü PKK’nin ve Öcalan’ın meşrulaştırılması, PKK dışındakilerin yok sayılması anlamı taşımıyor mu?

Bir başka açıklamasında Beşir Atalay, MİT ve Kamu Güvenliği Müsteşarlığı’nın gerekirse Kandil’e gidip görüşmeler yapabileceğini söyleyerek PKK’ye meşruiyet kazandırmak için ciddi bir çaba içerisinde olduğunu ortaya koyuyordu.

Nihayet Atalay’ın çabaları meyvelerini verdi. PKK, önemli ölçüde meşrulaştırılıp Kürdlerin temsilcisi haline getirilmeye çalışılırken Kürdler, Atalay gibilerinin meşrulaştırmaya çalıştığı PKK’nin partisine oy vererek, hükümetin projesine gerekli cevabı verdiler.

Beşir Atalay’dan sonra Çözüm Süreci ile görevlendirilen Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan da aynı çizgiyi sürdürdü. PKK’yi meşrulaştırmak ve Öcalan’ı Kürdlerin tek temsilcisi haline getirmek için çabalarken bölgedeki İslami camia, parti ve dernekleri yok sayarak Öcalan’ı öne çıkarmaya çalıştı. Özellikle Dolmabahçe mutabakatı PKK’nin meşrulaştırılması adına attığı en büyük adımdı.

Öcalan’ı öne çıkarma ve meşrulaştırma adına Akdoğan, bir konuşmasında şunları dile getirmektedir: “Kandil’den birileri açıklama yapıyor. Karayılan bu sıralarda çok konuşuyor. Kendi pozisyonunu gündeme getirme, rol çalma gibi yaklaşımlar. Aslında Öcalan’ın iradesine de gölge düşürecek açıklamalar”.

Diğer bir konuşmasında şunları ifade etmektedir: “Ben Öcalan’ın süreci diğerlerinden daha doğru okuduğunu düşünüyorum. Suriye’de vesaire birçok ülkede farklı aşamalardan geçti. Onlarca yıldır bu işlerin içinde olduğu için farklı bir bakış açısı da vardır. Olayları okuma kabiliyeti ve tecrübesi vardır. Dikkat ederseniz onun verdiği mesajlar diğerlerinin verdiği mesajlara göre sürecin geleceğini daha çok düşünen bir hassasiyeti yansıtıyor”

Diğer taraftan Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, tahrik edici konuşmalarda bulunarak HDP’nin barajı geçmesine katkı sunmaya çalıştı: “HDP’ye yönelik  ‘Şimdi birileri diyor ki ‘barajın altında kalırsak şöyle olur, böyle olur’. Hiçbir şey de olmaz. Süper olur, çok güzel olur. AK Parti bu süreci başlattığında bunlar var mıydı?”

Ak Parti kurmayları, bu partinin Kürdistan’da neden oy alamadığıyla ilgili yorum ve tahlillerde bulunurken, nedense Kürdistan’ı PKK’ye peşkeş çeken Ak Parti içindeki PKK’lilerin hizmetlerinden bahsetmiyorlar.

Kürdler aynı Kürdler, Ak Parti aynı AK Parti. Peki, Kürdler durduk yerde neden PKK’ye yöneldiler. Aslında Kürdler PKK’ye yönelmediler. Ak Partinin Kürdistan’ı PKK’ye açmasıyla halkın boğazını sıkan PKK’liler zor ve dayatmayla istediklerine kavuştular. Bu da Ak Partinin Kürdlere en büyük hediyesi oldu. (Hürseda Haber)