Halep, iç siyaseti dizayn aracına mı dönüştürülüyor?

15 Aralık 2016 Perşembe, 03:52

Halep’te ve Suriye bütününde yaşanan insanlık felaketi, sadece son bir ayın ürünü değil, çatışmalarla geçen son altı yılın ürünüdür.

Savaşların, hele ki iç çatışmaların yaşandığı yerlerde katliamların, yıkımların, insanlık dışı manzaraların yaşanması kaçınılmazdır. Halep’te yaşanan felaketin özeti de aslında bundan başka bir şey değildir.

Son bir ayda Halep’te yaşanan hızlı gelişmeler, geniş kapsamlı operasyonlar, bunlarla bağlantılı yaşanan yıkım ve katliamların insanların gündemine girmesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla bu tartışmalar Türkiye’nin de gündemine oturmuş durumdadır.

Türkiye’de Ahmet Davutoğlu hükümetinin görevden el çektirilmesinden sonra Suriye’ye yönelik resmi yaklaşım da farklılaşmaya başladı. Bunda Türkiye müttefiklerinin Suriye politikasında Türkiye’yi aldatmalarının payı büyüktür. Bununla beraber bölge genelinde Amerika’nın farklı sinsi planlara sahip olduğunun açığa çıkmasının da payını görmek gerekir.

Türkiye’nin, kendisini de hedef alan Amerikan sinsi planlarına karşı Rusya’ya daha fazla yaklaşmaya başlaması ve yaşanan 15 Temmuz süreci, peşinden kaos dalgasının Türkiye’ye taşınmak istendiğinin daha fazla açığa çıkması, Türk-Rus ilişkilerini daha da sıklaştırmaya başladı.

Türkiye, Davutoğlu’ndan sonra Suriye’de “rejim değiştirme” politikasından vazgeçmiş, bunun yerine Ruslarla işbirliğine dayalı siyasi çözüm politikalarına yönelmeye başlamıştı. Eskiden Halep ya da başka bir yerde yaşanan ve sivilleri etkileyen şiddetli çatışmalar karşısında Tayyip Erdoğan’ın açıktan yaptığı meydan okumalar, yerini sessizliğe, daha ziyade Ruslarla sıklaştırılan diplomasi mecralarına bırakmıştı.

Gelişen Türk-Rus ilişkileri ve Erdoğan’ın Batıya dönük kesintisiz meydan okumaları, Batının Türkiye’ye, özellikle Tayyip Erdoğan faktörüne yönelik olumsuz propaganda ve taşeron örgütler üzerinden hız verilen şiddet içerikli kaotik mesajların verilmesine neden oldu.

Ve Halep!

Tayyip Erdoğan’ın Batı’nın hedefinde olduğu, yaşanabilecek her vesilenin Erdoğan karşıtlığına dönüştürüldüğü bir durum yaşanıyor Türkiye’de. Tam da bu sırada, Halep tartışmalarının en can yakıcı üslupla Türkiye gündemine taşındığı bir ortamdan geçmekteyiz. Bu seferki Halep tartışmalarının kendine has özellikleri var. Halep tartışmaları, Halep veya Suriye bağlamından koparılarak Türkiye kamuoyuna taşınması bir yana, Halep üzerinden başlayan savaş çığırtkanlığı, farklı unsurlara karşı sataşma aracına dönüştürülmesi ve hatta belli odaklarca bir iç çatışma için zemin yoklamasına dönüştürülme çabalarıyla karşı karşıya bulunmaktadır.

Belirttiğimiz gibi yaşanan her meseleyi Erdoğan karşıtı bir mecraya taşıma planının devrede olduğu bir esnada özellikle “Reisçilik maskesi” takmış kişi ve grupların bu konuya yaklaşım biçimleri, Halep meselesinin iç siyasetin dizaynında yeni bir sıçrama tahtası olarak kullanılmaya başlandığı izlenimini vermekte, bu yönelim “Sahici Reisçileri” de büyük oranda etkilemektedir.

Bunu kimler yapıyor?

Malumunuz, Erdoğan’a rağmen Ak Parti içerisinde veya kıyısında Batının tüm beklenti ve desteklerine rağmen çıkış yapmaya cesaret edecek kim bulunmamaktadır. Ancak parti içerisinde, civarında belli grupların “uygun zemin” arayışlarının olduğu, her türlü açığın fırsata çevrilmek istendiği gerçeğini de kimse inkar edemez.

Gül faktörü ve Davutoğlu başta olmak üzere Batı ile uzlaşı içerisinde kalabileceklerini ispat etmiş kişiler ve bunların etrafında kümelenen öbekler asla boş durmuş değillerdir. Değişik aralıklarla yemekli toplantılarda bir araya gelen, farklı mekanlarda yıkıcı kulis faaliyetlerinin müdavimliğine soyunanlar azımsanmayacak bir lobicilik gücüne sahiptirler ve zaman zaman yaptıkları kaçamaklar da objektiflere takılabilmektedir. Bunun yanında kimi eski tüfek “İslamcı” şahsiyetler, STK’lar ve dini görünümlü menfaat grupları da Tayyip karşıtı bu Batıcı lobilere eşlik etmektedirler.

Kimi güvenilir kaynaklara göre bu ekipler koalisyonunun içerisinde tetikleyici rol oynayanların önemli bir bölümü yine eski tüfek “Milli Mücadeleci” geleneğinden gelen muayyen eşhas bulunmaktadır. “Milli Mücadeleciler” hususu burada oldukça önemlidir. Soğuk savaş döneminde NATO ölçekli “Dindar/Milliyetçi” zevatın komünizm tehlikesine karşı örgütlendirilip piyasaya sürüldüğü ve asla “Derin NATO’nun” güdümünden çıkamayacağı kişilerdir bunlar.

Bu kesimin bir çok ağır topu, ki isimlerini zikretme gereği duymuyoruz, şu anda ya Ak Parti içerisindedir, ya da “İslamcı STK” kisvesine bürünmüşlerdir. Tayip Erdoğan’ın ABD, AB ve NATO’nun hedefinde olduğu şu ortamda bahsi geçen bu “Mücadeleci” kliğin boş duracağının, Tayip’e karşı komplolar içerisinde yer almayacaklarının hiçbir garantisi bulunmamaktadır. Ki, boş durmuyorlar zaten!

Erdoğan faktörüne karşı Batı menşeli grupların her sorunu Türkiye için “Erdoğan sorununa” dönüştürdüğü, bu yöntemle Erdoğan’ı karalamakla kalmayıp aynı zamanda yıpratarak yönetimden uzaklaştırmak istediği şu ortamda Halep sorununun giderek iç siyaset malzemesine dönüştürülmesine biraz da bu noktadan bakmak sanırım kaçınılmaz hale gelmektedir.

Tayip Erdoğan, ABD’nin hedefindedir. Fırat Kalkanı ile başlayan yeni Suriye politikasında Rusya ile iyi ilişkiler sürdürmek mecburiyetindedir. Rusya ile yaptığı kısmi işbirliği bile ABD ve NATO’nun kabul edebileceği bir tutum değildir. Halep üzerinden de meselenin bir “uzlaşı” çerçevesinde gelişmesi için elinden geleni yapmış, ancak karşıt güçlerin Halep’teki kimi unsurlar üzerinden devreye koyduğu kontrataklar, bazı silahlı unsurların uzlaşmaktan imtina etmesine, bugün konuşulan yıkım ve katliamların oluşmasına sebebiyet vermiştir.

Halep’te bu durum yaşanırken Halep meselesi bu kez daha farklı bir üslup ile Türkiye gündemine taşınarak mağduriyetler üzerinden Tayip Erdoğan’ın Rusya ile kurduğu ilişkilere karşı bariz bir komploya dönüştürülmüştür. Bu kez bu komplonun sol veya laik cenah yerine “İslamcı” zevattan geliyor olmasının ayrı bir önemi vardır ki, bunun altında Ak Parti ve İslamcı zevat içerisindeki “Milli Mücadeleci” kadroların imzasına rastlamak hiç de zor değildir.

NATO icazetli bu grup, “İslamcı” maske ile dolaştığı ve “içerideki tanıdıklardan” oluştuğu için İslami kamuoyu ve “Reisçi kesimin” iğfal edilmesini daha da kolaylaştırmaktadır. Geliştirilen söylemlere, attıkları sloganlara bakılırsa bunların gündemlerindeki Halep, mağdur Halep portresi değil, Batının/NATO’nun arzularını yansıtan, iç çatışmacı ortam oluşturmayı esas alan bambaşka bir Halep bulunmaktadır.

Tekrar edelim ki, kendi bağlamında Halep’i konuşmak, tartışmak, ders almak elbette ki gereklidir. Ancak Amerikancı bir perspektifle Halep’i gündem edinip bir yandan Tayyip’i yeniden Amerika’ya muhtaç kılmaya, ya da içerde yeni kargaşalara payanda etmeye “hayır” demek elzemdir.

Komplo ve kargaşa senaryoları “bizim dışımızda” yer alan yabani unsurlar üzerinden görmek, çözmek, mahkum etmek kolaydır ve maharet de gerektirmez. Ancak içimizdeki kriptoculardan, abdestli NATO’culardan gelebilecek tehditleri fark etmek gerekir ki asıl maharet de budur.

(Nureddin Aydın - Hürseda Haber)