Tahran elçisi Tekin: Gelecek karanlık

Tahran elçisi Tekin: Gelecek karanlık

Türkiye'nin Tahran Büyükelçisi Hakan Tekin, 'Sizce daha kaç yıl sonra bölgede huzur ve asayiş göreceğiz?' sorusuna, "Şu anda bakınca geleceğin çok karanlık olduğunu görüyoruz." yanıtını verdi.

Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi Hakan Tekin, İran'ın Şafak Haber Ajansı muhabirlerinin sorularını yanıtladı.

Şafak Haber: Arap baharı vuku bulduğunda Türkiye devrimin gerçekleştiği ülkeler için model olarak sunuluyordu. Ancak tedrici olarak bu konumundan uzaklaştı. Türkiye’nin bölge hakkındaki politikası beklenmedik bir noktaya doğru kaydı. Acaba Türkiye bölgede güvensizlik hissine kapıldığı için mi stratejisini değiştirdi? Ne oldu da bazılarının ifade ettiği gibi Türkiye dış politikada gerginliği artırıcı bir pozisyona girdi?

Hakan Tekin: Aslında değişen Türkiye ve Türkiye’nin politikası değil. Bilakis Türkiye bölgede ortaya çıkan olaylar ve değişimler karşısında kendi duruşunu sergilemiştir. Türkiye’nin ne iç ne de dış politikalarında bir değişim olmamıştır. Tabi ki Arap baharı bölgede bir değişimi başlatmıştır. Türkiye ise daima bölge halklarını meşru ölçüde savunmuş, onların temel haklarına kavuşmalarını istemiştir. Fakat bu değişimler maalesef beklenenden çok fazla acı ve kanlı olmuştur.

Bildiğiniz gibi son birkaç yıldır Türkiye’nin komşusu olan Suriye ve Irak’ta bir savaş var. Irak’ın bazı bölgeleri DAEŞ terör örgütü tarafından işgal edilmiş durumda. Bu iki ülkede iç savaş devam etmektedir. Biz bugüne kadar bölgedeki hiçbir ülkeye etnik ve mezhebi saikle yaklaşmadık. Türkiye Mısır’da İhvan hareketini desteklediği için hep eleştiriliyor. Fakat o dönem başbakan olan Sayın Erdoğan, İhvan hareketine mensup Mısır cumhurbaşkanı Mursi ile yaptığı görüşmede “laiklik” vurgusu yapmıştı. Bu yüzden İhvan tarafından tepki görmüştü. Ya da Bahreyn’de hareketlilik başladığında Erdoğan oraya gitmiş ve “Yeni bir Kerbela istemiyoruz” demişti. Bizim 2011 yılında Beşşar Esad’la da çok samimi ve yakın ilişkimiz vardı. Fakat Esad ne zaman ki vahşice halkını bombalamaya başladı biz de onunla olan irtibatımızın şeklini değiştirdik. Irak konusunda da biz dış ülkelerin müdahalesine karşıydık. Hatırlarsanız 2003 yılında Amerika Irak’a asker sevkiyatı için Türkiye topraklarını kullanmak istedikleri yönünde bir talepte bulunmuştu. Fakat bu talep Türkiye Büyük Millet Meclisinde reddedildi. 2011 yılında Iraklı liderlerden Sünnisiyle- Şiisiyle tüm grupların temsil edileceği kapsamlı ulusal bir hükümet kurmalarını istedik. Irak’ın önceki hükümeti bu isteğimiz dikkate almadı. Fakat onlara bu politikanın ağır sonuçları olacağını hep hatırlattık, dinletemedik. Derken 2014 yılında DAEŞ Musul’un tümünü ele geçirdi ve katliamlar yapmaya başladı.

Demek istediğim şudur: Türkiye hiçbir zaman politikasını değiştirmemiştir. Biz daima bölge ülkelerinin barış ve istikrar içinde olmasını istemişizdir. Tüm ülkelerden istediğimiz şey de bu olmuştur.

Şafak Haber: Türkiye neden Suriye ile olan samimi ilişkisini bu ülke üzerinde kurgulanan oyunu bozmak için kullanmadı? Aksine politikasını Suriye yönetimine küskünlük üzerine kurdu? Acaba Suriye yönetimine küsmek krizin daha da derinleşmesine sebep olmadı mı?

Hakan Tekin: Güzel bir soru. Bunu biraz açayım. Suriye’de hareketliliğin başladığı 2011 yılının Mart ayında şimdi başbakan olan Davutoğlu o zaman dışişleri bakanlığı görevini yürütüyordu. O, Suriye’ye birçok kez ziyarette bulundu. Şam’da defalarca Esad’la görüştü ve konuştu. Hatta ona şunu söyledi: Siz çok gençsiniz, halk da sizi seviyor. Dolayısıyla bu halkla irtibatınızı iyileştirebilir, onları yanınızda tutabilirsiniz. Sadece milletin taleplerini dikkate alın. Fakat tüm bu ziyaretler ve sohbetler boşa çıktı, Beşşar Esad tutumunu değiştirmedi. Olaylar çok vahim bir duruma ulaşmadan önce sorunun diplomatik yollarla çözümü için Türkiye 6-7 ay uğraştı, fakat hiçbir netice alamadı. Irak ve Suriye bizim komşumuzdur. Bu iki ülkede yaşayan halkı kardeşimiz olarak görmekteyiz. Eğer bu iki ülkede bir yangın çıkarsa ondan biz de etkileniriz. Dolayısıyla da bu iki ülkenin barış ve huzur içerisinde olamasını herkesten çok biz isteriz.

Neden bu iki ülke bölgedeki krizin çözümü noktasında müzakere yapmıyorlar ve ortak inisiyatif almıyorlar?

 

Şafak Haber: İran’la’Türkiye arasındaki ilişkiler hakkında ne dersiniz? Görünen o ki; iki ülke arasında gerginlik var. Biz İranlı yetkililere bu soruyu sorduğumuzda şu cevabı veriyorlar: Türkiye dost ve kardeş ülkedir. Türkiye ile yakın ilişkilerimiz var. Fakat Sn. Erdoğan’ın konuşmalarında İran’ı hararetli bir şekilde eleştirdiğini ve hatta bölgedeki gerginliğin sebebi olarak tanımladığını görüyoruz. Herhalde İran’la Türkiye arasındaki ilişkiler kış mevsimini yaşıyor. Neden böyle? Halbuki iki ülkenin halkları arasında kültürel açıdan yakınlık olduğunu biliyoruz. Diyebilir miyiz: Türkiye artık eski Türkiye değil? Nitekim Sn. Erdoğan rahatlıkla “İran’ın düşmanca tutumu” gibi sert ifadeler kullanıyor?

Hakan Tekin: Türkiye’de şöyle bir deyim vardır: “Dost her zaman açık konuşur.” Biz İranlı dostlarımızla ve yüksek düzey makamlar arasında gerçekleşen karşılıklı ziyaretlerde çok açık ve şeffaf konuşmuşuzdur. Bazı ülkelerin yaptığı gibi görüşmelerde karşımızdakinin yüzüne gülüp arkasından laf söylememişizdir. Biz İran’ı ve İran milletini daima ülkemiz için kardeş olarak görmüşüz ve görmekteyiz, bundan hiç kuşkunuz olmasın. Bizim ilişkilerimiz dostçadır. Hükümetler arasındaki ilişkilerde bu tarz iniş-çıkışlar hep olur. Fakat ben tüm samimiyetimle ve cüretle şunu söyleyebilirim: İran’la Türkiye arasındaki ilişkiler hep dostça olmuştur. Ne şu anda – ki gergin görünüyor – ne de daha sonra Türkiye ile İran arasındaki ilişkiler asla yara almayacaktır. “İki ülke arasındaki ilişkilerin kış dönemini yaşadığı” ifadesini de doğru bulmuyorum. Kanaatimce siz meseleyi büyütüyorsunuz. Bazı alanlarda görüş farkımız olabilir ki bu da zaten gizli değil. Fakat buna rağmen üst düzey diplomatik ilişkilerimiz hep devam etmiştir. Eğer iki ülke arasında bir süredir karşılıklı üst düzey ziyaret yapılmamışsa bu, Türkiye’deki seçimler ve sonrasında hükümetin kurulması vb. sebeplerden kaynaklanmıştır. Bir süredir kesintiye uğramış olan bu ziyaretler bu yıl içerisinde başlayacaktır.

Şafak Haber: … yani iki ülke arasındaki ilişkiler yeniden başlayacak, öyle mi?

Hakan Tekin: “Yeniden başlayacak” ifadesi doğru değil. Zaten irtibatımız hep devam etmiştir, hiçbir zaman kesilmemiştir ki yeniden başlasın.  Sadece Cumhurbaşkanı düzeyindeki karşılıklı ziyaretler söylediğim sebepler yüzünden bir süre gerçekleşmemiştir. İnşallah bu yıl içinde bu tür ziyaretleri göreceğiz. Mesela İran Dışişleri Bakanı Yardımcısı Sn. İbrahim Rahimpur yakında Türkiye’ye gidecek. Bu ziyarette ilerleyen zamanda iki ülke arasında gerçekleşecek karşılıklı resmi ziyaretlerin takvimi belirlenecek.

Şafak Haber: İran’la Türkiye arasında iyi ilişkiler olduğunu ifade ediyorsunuz. Peki, neden bu iki ülke bölgedeki krizin çözümü noktasında müzakere yapmıyorlar ve ortak inisiyatif almıyorlar?

Hakan Tekin: Bizim bölgesel konularda ciddi görüş farklılıklarımız var. Bunlardan biri de Suriye meselesindeki yaklaşım tarzımızdır. Bu de bilinen bir konudur. Ancak Suriye konusundaki görüş farkımızın, ikili ilişkilerimize zarar vermemesi için hep çaba sarf etmişizdir. Biz her zaman ve özellikle uluslararası yaptırımların uygulandığı zor zamanlarda hep İran’ın yanında bulunmuşuzdur. Biz her zaman İran’ın arkasında olmuş, onu desteklemişizdir ve bu politikamız şu anda da değişmemiştir. İran’ın 5+1 ülkeleriyle yaptığı müzakerelerde elde ettiği başarıdan memnuniyet duymaktayız. Ancak arzu ediyoruz ki İran bu başarıyı sadece Avrupa ülkeleri ile müzakerelerde kullanmakla yetinmesin; özellikle bölge ülkelerine teveccüh etsin. Zira halihazırda bölgemizde ciddi anlamda bir güvenlik sorunu var. Bölgedeki durum gerçekten kaygı verici ve mezhepçilik fitnesi ürkütücü bir tehdide dönüşmüş durumda. Biz, Ayetullah Sistani gibi şahsiyetlerin çoğalmasını ve onların nüfuzlarının artmasını arzu ediyoruz. Bu tür şahsiyetlerin faaliyetlerinin önünü açmak bölgemize fayda sağlayacaktır.

Şafak Haber: Neden Türkiye ile İran Mısır ve Arabistan’ı da yanlarına alarak bölgedeki krizin çözümü için müzakere masasına oturmuyorlar? Şunu diyebilir miyiz: BERCAM sonrasında İran’ın elde ettiği konum, bölgedeki diğer aktörlerde jeopolitik rekabet duygusunu tahrik etti? Fakat böyle bir rekabet duygusu bölgeyi tam da batı dünyasının istediği bir duruma sürüklemez mi?

Hakan Tekin: Diğer ülkeleri bilmem ama bizim bu konuda bir kaygımız yok. Ben Arabistan gibi ülkelerin yerine konuşacak değilim. Fakat kendi ülkem olan Türkiye adına şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim: Hiçbir komşumuzla jeopolitik bir rekabet içinde değiliz. İran’ın uluslararası arenada hak ettiği yere ulaşmış olması bizi sevindirmiştir. Zira İran’ın geçmişinde komşularıyla olan ilişkilerine baktığımızda onun geleceği hakkında endişe duymamaktayız. İran, nüfus bakımından takriben Türkiye ile aynı durumda; toprak olaraksa neredeyse Türkiye’nin iki katı kadar bir alana hükmetmekte olan çok kadim ve büyük bir medeniyettir.

Aslında bu sorunuz biraz da bir ülkenin konumundan neyi kastettiğinizle alakalıdır. Dolayısıyla bir ülkenin konumundan neyin kastedildiği açık olarak netleşmezse kaygılar giderilemez.

Şafak Haber: Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gergin olduğunu biliyoruz. Bu gerginlik iki ülkenin ekonomisine de zarar vermektedir. Acaba üçüncü bir ülkenin Türkiye ile Rusya arasında arabuluculuk rolü üstlenmesine nasıl yaklaşırsınız?

Hakan Tekin: Türkiye’nin üçüncü bir ülkenin arabuluculuğuna ihtiyacı yoktur. Ama eğer bir ülke çıkıp bunu yaparsa ve Rusya da kabul ederse bizim itirazımız olmaz.

Şafak Haber: Rus yetkililer Türkiye’nin DAEŞ’e destek verdiğini ve sınırlarını kullandırdığını iddia ediyor. Genel olarak Türkiye’nin DAEŞ’le ilgili politikasına dönük kafalarda birtakım kuşkular da yok değil. Ayrıca DAEŞ’ten kaçak petrol satın aldığınız söyleniyor. Bu konuda ne dersiniz?

Hakan Tekin: Bu konu defalarca dile getirilmiştir. Bir kez de ben tekrar etmiş olayım: Bizim DAEŞ’le hiçbir irtibatımız yoktur. Türkiye ile Suriye arasında 911 km sınır var. Son 4-5 yıldır insani sebeplerden dolayı sınırları açık tutmaktayız. Savaştan kaçan yaşlı, kadın, çocuk ve yaralı mültecilerin kurtulması için sınırları açık tutmak zorundayız. Fakat zaman zaman bizim bu iyi niyetimiz birileri tarafından kötüye kullanılmış olabilir. Nitekim bu yüzden hem kendi topraklarımızda hem de bazı Avrupa ülkelerinde DAEŞ tarafından bombalı eylemler yapıldı ve birçok insanın hayatını kaybetmesine yol açtı… DAEŞ’ten petrol satın aldığımız yönündeki iddia ise tamamen yalandır.

Şafak Haber: Son olarak acaba bölgenin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Sizce daha kaç yıl sonra bölgede huzur ve asayiş göreceğiz?

Hakan Tekin: Şu anda bakınca geleceğin çok karanlık olduğunu görüyoruz. Ancak ben kişisel olarak pozitif biriyimdir. Hiçbir konuda olumsuz olmak ve olumsuz bakmak istemem. Bölgemiz tarihi bir bölgedir. Çeşitli medeniyetleri bağrında barındıran bir coğrafyadır. Zannediyorum er ya da geç neticeye varacağız. Sonunda müzakere edeceğiz. Evet, çok canlar yandı, çok ocaklar söndü, çok kanlar döküldü ve bunların sonucunda bölgeye düşmanlık, öfke, kin ve fitne tohumları atıldı. Bunlar İslam dünyası hiçin hiç de hoş şeyler değil. Ümit ederim ki bölgeye düşmüş mezhepçilik fitnesi bir an evvel yok olup gitsin.

Biz Sünniyiz, siz ise Şiisiniz. Ama en önemlisi hepimiz Müslümanız ve İslam bizim asıl kimliğimizdir. Şiilik ve Sünnilik bizim alt kimliğimizdir. Önemli olan bunu derk edecek şuuru taşımamızdır. Bölgeyi ancak bu şuur kurtarır. Yeri gelmişken burada Ayetullah Sistani’yi de hayırla yâd etmek istiyorum ve şunun bilinmesinde yarar olduğunu düşünüyorum: Ayetullah Sistani bölgede gerçekten önemli etkisi olan bir şahsiyettir. Türkiye onun çalışmalarını her zaman müspet olarak görmüş ve takdir etmiştir. Biz, Ayetullah Sistani gibi şahsiyetlerin çoğalması ve nüfuzlarının artmasını arzu ediyoruz. Bu tür şahsiyetlerin faaliyetlerinin önünü açmak bölgemize fayda sağlayacaktır. (Şafak Haber)