Numan Kurtulmuş'tan önemli açıklamalar

Numan Kurtulmuş'tan önemli açıklamalar

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, bölgede oynanan oyun olduğuna dikkati çekerek, "Bu oyunu, hepimizin görmesi lazım. Bu oyunun adı, ikinci Sykes-Picot'tur. Yüz sene evvel bölge halkları arasına suni sınırlarla ayıran iradeler, şimdi maalesef ikinci kez aynı oyunu oynamaya çalışıyorlar." uyarısını yeniledi.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, gündeme dair, Rûdaw’a önemli açıklamalarda bulundu.

Türkiye’nin Irak’la ilişkileri normalleşme sürecine girdi mi yoksa bunun için daha zamana ihtiyaç var mı?

Bizim komşu ve kardeş Irak’la öyle çok derin, uzlaşılmaz, anlaşılmaz sorunlarımızın olduğuna inanmıyoruz. Ama maalesef bölgede uzun süredir devam eden siyasi gerilimler, özellikle de Suriye savaşı nedeniyle ortaya çıkan siyasi türbülanslar Türkiye-Irak ilişkilerini de olumsuz yönde etkiledi. Geçtiğimiz hafta Sayın Cumhurbaşkanımızın Irak Başbakanı Sayın Abadi ile yaptığı telefon görüşmesi kopma noktasına gelen Türkiye-Irak ilişkilerini yeniden sağlamlaştırdı.

Her iki tarafında bu telefon görüşmesinde birbirlerini dost ve kardeş iki ülke olarak gördüğü, sorunları çözme konusunda karşılıklı adım attıklarını ortaya koydu. Sayın Başbakanımız Binali Yıldırım’ın Bağdat ve Erbil’e yapacağı ziyaretlerde de son derece somut adımlar atılarak, başta Türkiye-Irak ekonomik ilişkileri olmak üzere ve Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ile ilişkilerin attırılması yönünde çok ciddi adımların atılacağını ümit ediyorum.

Özellikle teröre karşı ortak mücadele bağlamında yeni zeminler oluşturulacağı ve bu mücadelenin de her iki ülkenin meşru hükümetlerini daha da kuvvetlendireceğini ümit ediyorum. Biz bu yeni süreçten umutluyuz. Umarım yeniden o eski günlere döneriz. Biz Irak’ın toprak bütünlüğüne, bu toprak bütünlüğü içerisinde Irak Bölgesel Kürt Yönetimi başta olmak üzere adil bir gelir ve yetki paylaşımına dayalı federal bir sistemin varlığının Irak halklarının lehine olduğu kanaatindeyiz.

Türkiye ile Irak arasındaki gerilimin temelinde ne vardı?

Bölgede bir oyun oynanıyor. Bu oyunu hepimizin görmesi lazım. Bu oyunun adı ikinci Sykes-Picot. 100 sene evvel bu bölge halklarının arasını sünni sınırlarla ayıran irade, iradeler şimdi maalesef ikinci kez bu oyunu oynamaya çalışıyor. Bölge halklarını etnik ve mezhepsel kimlik olarak ayırmaya çalışıyorlar. Birinci Sykes-Picot meşru askeri yapılar üzerinden verilen büyük bir küresel savaşın sonunda ortaya çıktı. İkinci Sykes-Picot ise terör örgütleri kullanılarak verilen vekalet savaşları sonucu ortaya konulmaya çalışılıyor.

Burada bu bölgenin Türkleri, Kürtleri, Arapları, Acemleri ve diğer bütün etnik unsurlarının bu konuda uyanık olması lazım. Türkiye’nin Irak’taki varlığı DEAŞ’a karşı verilen mücadele için. O bölgenin diğer terör örgütleri üzerinden de başka hareketlilikleri önlemek için Türkiye orada. Musul operasyonu bize şunu gösterdi; Allah’tan Türkiye Başika’da peşmergelerle birlikte, Ninova Muhafızları ile birlikle, Musul’un yerel halklarıyla birlikte böyle bir çalışmanın içerisinde olmuş.

Eğitilen 4 bine yakın insanın DEAŞ’e karşı mücadelede etkili olduğunu gördük. Ayrıca peşmergelerin de çok etkili bir mücadele verdiğini gördük. Dolayısıyla biz işgal amacıyla orada değiliz. Dost ve kardeş Irak halkına yardım için oradayız. Oradaki varlığımız da kardeşlerimizin talepleri, ihtiyaçları olduğu sürece devam edecektir.

Kürdistan Bölgesi Başbakanı Neçirvan Barzani bir süre önce Türkiye’ye gelip Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’la görüştü. Neçirvan Barzani’nin Türkiye-Irak ilişkilerinin yumuşamasında bir rolü oldu mu?

Türkiye-Irak ilişkilerinin yumuşamasında Irak Bölgesel Kürt yönetiminden hem Sayın Mesud Barzani’nin hem de Sayın Neçirvan Barzani’nin büyük katkısı oldu, hep bu perspektife sahip oldular. Ayrıca bölgedeki terör örgütlerinin varlığı konusunda çok ciddi hassasiyetler ortaya koydular, bundan dolayı da kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum. Özellikle de Sincar’da (Şengal) Ezidilerin haklarını koruyoruz bahanesiyle orada illegal bir şekilde varlıklarını sürdüren PKK’lı terör unsurlarına karşı Sayın Neçirvan Barzani’nin “Biz onları burada istemiyoruz” demeci önemliydi.

Başbakan Binali Yıldırım’ın ilk durağı Bağdat olacak ve burada Iraklı yetkililerle biraraya gelecek. Masada hangi konular var? Öne çıkan başlıklar nelerdir?

Öncelikle her iki ülkeyi de birbirine yakınlaştıran ekonomik ilişkiler yasaya yatırılacak. Hem Merkezi Irak Hükümeti’nin hem de Kürt Bölgesel Yönetimi’nin çok ciddi şekilde Türkiye ile ekonomik ilişkilere ihtiyacı olduğunu biliyoruz ve bunun her iki tarafın da yararına olacağını düşünüyoruz.

Bağdat Hükümeti, Şengal’deki YBŞ güçlerini resmi olarak tanıyor ve kısa bir süre öncesine kadar maaş veriyordu. Medyada yer alan haberlere göre Türkiye,  Kandil, Rojava ve  Şengal’deki PKK ve YPG güçlerine karşı operasyon hazırlığı içerisinde. Bu konuda Irak Hükümeti’nden talepleriniz neler olacak?

Terör örgütlerinin iyisi ya da kötüsü olmaz. Musul’u, Telafer’i DEAŞ’tan temizleyelim, eyvallah buyrun temizleyelim. DEAŞ’a karşı bütün dünya konuşuyor ancak yaptıkları bir şey yok. Türkiye olarak biz bedel ödüyoruz. “Fırat Kalkanı” operasyonunda da yine biz mücadele ediyoruz. Fiilen sahada olan biziz. Kayıplar veriyoruz, şehitler veriyoruz.  Şimdi Musul’u, Telafer’i DEAŞ’tan temizleyelim ama bir terör örgütünden temizlerken oraya başka bir terör grubunu getirmeyelim.

Bu YPG olur, PYD olur, PKK olur ya da Haşdi Şabi olur. Bizim için bu saydığım örgütlerin hepsi tehlikelidir. Örgütlerden birisini işimize yarıyor diye kollarsak yarın öbür gün başımıza bela olur. Bütün bunlardan dolayı biz Sincar’daki PKK varlığının hem Türkiye için büyük bir tehdit oluşturduğunu, hem bölgesel yönetim için tehdit oluşturduğunu hem de Irak geneli için ciddi bir tehdit oluşturduğunu düşünüyoruz. Irak Hükümeti ile de bütün bunları konuşacağız.

Başika bir süre önce krize neden olmuştu. Başbakan Haydar Abadi Türk askerlerinin oradan çıkmasını istemişti. Irak bunu ön şart olarak öne sürerse Türkiye kabul eder mi?

Zannetmiyorum. Başika konusundaki tavrımızın işgalci bir tavır olmadığını görüyorlar. Bu meselede de masada olacak ve konuşlacaktır.

Bu görüşmelerde Irak ve Kürdistan Bölgesi’nin petrolünün Türkiye üzerinden pazarlanmasıda gündeme gelecek mi?

Bunlar konuşulabilir. Görüşmenin detayları karşılıklı olarak teyit edilecek. Deminde ifade ettiğim gibi biz Irak’ın toprak bütünlüğünden yanayız. Ama aynı şekilde adil bir gelir ve yetki paylaşımına dayalı federal bir sistemin Irak’ın menfaatlerine uygun olduğunu düşünüyoruz.

Irak’ta Sünni Arapların, özellikle de Musul’dakilerin Türkiye’den büyük beklentileri var. Türkiye’nin oradaki Sünnilere yönelik bir planı var mı?

Biz ısrarla bunu söylüyoruz; Her şehir kendi kimliğini, niteliğini korusun. Musul’un bir kimliği var. Musul ağırlıklı olarak bir Sünni kenti. Bu yapıyı korumalıyız. Telafer de aynı şekilde. Eğer ki biz buralarda Sünnileri uzaklaştıracak mezhepsel bir temizlik ya da Arapları uzaklaştıracak etnik bir temizlik yapacaksak bu Musul’un geleceği için hayırlı olmaz.

Başbakan Binali Yıldırım’ın ikinci durağı ise Erbil olacak. Orada öncelikli konular neler olacak?

Biz bütün bu süreçlerde Erbil yönetimiyle son derece yakın ilişkiler içinde olduk. İnşallah bölgesel yönetimin başkanlık meselesini de bir an evvel çözmesini temenni ediyoruz. Biz Türkiye olarak Erbil yönetimine her türlü siyasi desteği veriyoruz.

Kürdistan Bölgesi Yönetimi ekonomik olarak sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Bu sıkıntıları atlatmaları için Türkiye herhangi bir yardımda bulunuyor mu?

Türkiye zaman zaman bu tür desteklerde bulunuyor. Bu görüşmeler sırasında da yine bu konular gündeme gelir ve bunlar karşılıklı müzakere edilir.

Siz uzun yıllardır siyaset yapıyorsunuz ama aynı zamanda da iyi bir iktisatçısınız. Bir ekonomist olarak Kürdistan Bölgesi’nin ekonomik geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Açıkçası ben bütün bu coğrafyanın yani Ortadoğu’nun geniş bir zenginlik üzerinde oturduğunu bilen biriyim. Hem doğal zenginlikler bakımından hem de insan kaynakları bakımından. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi de olağanüstü zenginliklere sahip bir bölge. Bunları hep beraber öne çıkarmak ve bu zenginlikleri paylaşarak ortak hareket etmeliyiz.

Suriye politikamız baştan beri yanlıştı dediniz. Bundan sonra nasıl bir Suriye politikası göreceğiz? Esad rejimi öncelik olmaktan çıktı mı?

Bütün uluslararası camiayı da katarak söylüyorum, Suriye’de uygulanan politika yanlıştı ve maalesef bunun bedelini Suriye halkı ödedi. Maalesef hiçbir ülkenin elinde sorunu nasıl çözeriz diye bir proje olmadı. Keşke Türkiye, İran ve diğer bölge ülkeleri en başta biraraya gelseydi ve dışarıdaki ülkelerin müdahalesi olmadan sorunu çözebilselerdi.

Bundan sonra biz Türkiye olarak yeni bir barış perspektifini ortaya koymaya çalışıyoruz. Türkiye olarak durduğumuz yer doğruydu. Biz Suriye halkının yanındaydık ancak tek başına gücümüz bu savaşı bitirmeye yetmedi.

Rojava’da PYD’nin kontrolünde 3 kanton var. Türkiye bunların birleştirilmesini kesinlikle istemiyor. Bu konuda Rusya ile bir mütabakat sağlandı mı?

Böyle bir mütabakat yok ancak Rusya, “Fırat Kalkanı” operasyonunda bize hava desteği veriyor. Bizim niyetimizin herhangi bir şekilde toprak işgali değil, oraların terörden temizlenmesi olduğunu görüyorlar. Bizim bu konuda tavrımız net; Biz Suriye’nin kuzeyindeki Kürt kardeşlerimizin varlığından asla rahatsız değiliz.Ama bir terör örgütün bölgede hakimiyet ilan etmesine karşıyız. Çünkü bu Suriye’nin toprak bütünlüğünün ortadan kalkması demektir.

Bir şeyi hatırlatmak isterim. Dünya, Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin yaşadığından habersizken Türkiye, hem baba Esad zamanında hem de oğul Esad zamanında yaptığı bütün görüşmelerde, “Siz neden Suriye’deki Kürt kardeşlerimize kimlik vermiyorusunuz? Niye bunlara haklarını vermiyorsunuz? Niye bunları eşit yurttaşlar olarak görmüyorsunuz?” diye baskı yapmıştır.

Son olarak Suriye’de Kürtler için nasıl bir gelecek öngürüyorsunuz?

Burada oynanan oyun, böl, parçala, ufala oyunudur. Bu oyuna karşı çıkmamız lazım. Suriye’de de Irak’ta da biz zaten bu sınırların yapay olduğunu söylüyoruz. Bu sınırların ne anlamı var. Halklar aynı halklar.

Biz daha fazla bölünmenin değil, daha fazla derlenip toparlanmanın siyasetini ortaya koymaya çalışıyoruz. Bizim Suriye için beklentimiz şudur; Herkesin eşit ve özgür yurttaş olarak kabul edildiği, hiç kimsenin birinci sınıf vatandaş olmadığı, herkesin eşit olduğu bir Suriye’nin kurulması. (Rûdaw)