Zulüm ve darbe dönemlerinin tanığı: Hafız Ali -1

Zulüm ve darbe dönemlerinin tanığı: Hafız Ali -1

Hafız Ali Mülayim… Cumhuriyet döneminin ilk sürecinde yaşanan zulümlerin tanığı… Risale-i Nur talebesi, 15 Temmuz gecesinin imanlı yüreği ve ilginç hikâyelerle dolu hayat portresinin adı.

Cumhuriyet döneminin tek partili yıllarında İslami değerlere yönelik düşmanlıklara, sonraki yıllarda gerçekleşen darbelere tanıklık etmiş, 15 Temmuz gecesi meydanda kıldırdığı sabah namazında Fetih Sûresini okuyarak İslam düşmanlarına mesaj vermiş Risale-i Nur talebesi Hafız Ali Mülayim, ilginç hikâyelerle dolu hayatından kesitleri İlke Haber Ajansına (İLKHA) anlattı.

Çocukluğundan buyana Kur'an ile hemhal olmuş, İslami ilimleri okumuş, Risale-i Nur'un talebesi olmuş Hafız Ali Mülayim, tüm zorluklara rağmen bugünlere geldiği süreçten ilginç anekdotlar aktardı.

Üstad Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleriyle rüya âlemindeki diyaloğunu da anlatan Hafız Ali, ibretlerle dolu, unutamadığı günleri dile getirdi.  

10 yaşında hafızlığını tamamladığını kaydeden Hafız Ali, Cumhuriyet döneminde yaşanan zulümlere tanıklık ettiğini, o zor günlerde yaşanan acıları gördüğünü söyledi.

"Bilâl-i Habeşî'nin torunlarıyız. Uzun yıllar önce gelip Siirt'te yerleşmişiz. Anadilimiz Arapçaydı daha sonra Türkçe öğrendik." diyerek sözlerine başlayan Hafız Ali, 1940'lardan günümüze yaşadıklarını anlattığı söyleşisinde şunları ifade etti:

"Siirt'te, 1940'ları hatırlıyorum, sabahleyin cüzümüzü üzerimize alıp evden çıkıyorduk. Anamız babamız bizlere 'göstermeyin' diyordu. Cüzlerimizi koltuğumuzun altına alıp gidiyorduk. Biz çocuktuk, bilmiyorduk tabi. Yolda üzerimizi kontrol eden polis ve bekçi, cüzlerimizi görünce hepimizi alıp karakola götürüyordu. Daha sonra hocamız iki gün orada kalıyordu. Biz çocuktuk, bizlere bir şey yapmıyorlardı. İki gün sonra hocamızı bırakıyorlardı.  Sabah olunca da anamız diyordu ki 'Hocanızı bırakmışlar haydi gidin.' Annemiz hep 'Hoca olasınız, alim olasınız, dindar bir evlat olasınız diye sizi yetiştiriyoruz.' diye nasihat ediyordu."

O yıllarda Siirt'te her evde bir hafız olduğunu belirten Hafız Ali, İnönü dönemine de değinerek, "Evimizde üç kardeşimizle birlikte Hafız Kur'an idik. Hatırlıyorum, Siirt'te hafızın olmadığı ev yoktu. Ben 10 yaşında hafızlığı mı tamamladım. İsmet Paşa tarafından tam 18 yıl Kur'an yasaklanmış, ezanlar Türkçe okutulmuş. Bilmiyorlar ki bu İsmet millete neler yapmış… Kendi gözümüzle gördük, tek parti döneminde neler olduğunu. O dönemde babamız anamız vefat ettiler. 'İstanbul'a gidin orada amcanız var.' dediler. Sonradan 'Bitlis'te hafız kalmamış Bitlis'e gidin, üçünüz de Hafız Kur'an'sınız, hiç olmazsa orada hizmet edersiniz.' dediler. Çıktık geldik Bitlis'e. Sadece 2 hafız vardı orda. Hafız Mustafa ve Hafız Abdulgaffar, başka da hafız yoktu. Çünkü 18 yıl bilfiil Kur'an müesseseleri kapanmıştı. Ben bunu kendi gözümle gördüm, hikâye değil." dedi.

"Kim sesini çıkarsaydı devlete karşı isyan ediyor diye asıyorlardı" 

Camilerin kapatıldığını, içerisinde hayvanların barındırıldığını yakinen gördüğünü söyleyen Hafız Ali, sözlerine şöyle devam etti:

"Aynel Barut Camisi kapalıydı, 10 tane katır vardı içerisinde. Aşağı Kale Camisi kapalıydı ve hayvanlara verilen samanla doluydu. Hatuniye Camisi kapalıydı, 100 tane hayvan semeri ve 10 tane katır vardı içerisinde. Koskocaman Ulu Cami kapalıydı, 5 ordu kumandanının atları vardı. Havuzda da beş tane köpek vardı. Bir tek minaresiz Kızılmescit açıktı. Abim de oraya müezzin oldu. Yalnız bu benim gördüğüm. Diğer vilayetlerin hepsi böyleydi. Bir insan çarşıda bağırsaydı ve 'Bu camileri niye kapatıyorsunuz? Açın bu camileri, herkes gelsin namaz kılsın?' diye söyleseydi akşam gelip onu karakola çağırıyorlardı. Adam savunma yapamıyordu. Adama; vay sen misin Türk devletine karşı çıkan ve isyan eden, diyerek vuruyorlardı, kaybediyorlardı. Sabahleyin de gelip diyordular ki 'biz onu evinizi önüne bırakıp gittik.' Hiç kimse sesini çıkaramıyordu. Doğuda 5 bin âlimi astılar. Şeyh, âlim, Hafız Kur'an 'kim sesini çıkarsaydı, devlete karşı isyan ediyor diye asıyorlardı.' Bir tek asamadıkları Bediüzzaman Said Nursi'dir. O da Allah için bir vazife ve hizmeti yapacaktı ki ona bir şey yapamadılar."

"Rüya âleminde Üstad Bediüzzaman Said Nursi ile tanıştım"

Almanya'ya gideceği bir zaman diliminde rüyasında Üstad Bediüzzaman'ı gördüğünü ve kendisine gitmemesi için uyarıda bulunduğunu ifade eden Hafız Ali, o günden bu yana Risaleyi Nur dersleriyle ilgilendiğini ve ölünceye kadar bu hizmetleri devam ettireceğini ifade etti.

Hafız Ali, o ilginç süreci şöyle anlattı: "Tatvan'da 1952'de ortaklı bir lokanta açmıştım. O zaman Almanya'dan bir şirket geldi. Urfa, Diyarbakır, Siirt, Muş, Bitlis, Van'a kadar iş almışlardı. Çadırını kurduktan sonra lokantamıza gelip iki gün yemek yediler, sonra onlarla tanıştım. Dediler ki 'biz böyle bir iş almışız'  ben de 'Ya ben Hafız Kur'an'ım böyle işlerden kurtulmak istiyorum. Gencim, yetenekliyim beni işlerinize alın.' dedim.  Beni işlerine aldılar. Kısa bir sürede bütün o işlerin erbabı oldum. Urfa'dan Van'a kadar yapılan telefon dileklerinde çalıştım. 1957'de işlerimiz bitince dediler ki, 'Biz Almanya'ya gideceğiz seni de götürelim mi?' dedim hay hay. Kalktık gittik İstanbul'a, üç gün sonra Almanya'ya gideceğiz. Sirkeci Oteli'nde bir gece rüya âleminde bir zat geldi.  'Ne yapıyorsun?  Sen Hafız Kur'an'sın, ne işlerle uğraşırsın, kalk git Bitlis'e. Sen Hafız Kur'an'sın, yakışmaz bu işler.' dedi. Ben de 'bu bir rüyadır' diyerek pek ehemmiyet vermedim. İkinci gece yine bir zat geldi rüyama. Bizatihi isim zikrederek 'Hafız Ali bu işlerden vazgeç, Almanya gitme. Orada cami yok, orada İslamiyet yok, orada ne işin var senin, kalk git Bitlis'e.'  Üçüncü gece korktum. Pencereyi, kapıyı kapattım ondan sonra ışığı söndürdüm ve yatağıma girdim. Efendimiz diyor ki 'Kim yatsı namazından sonra yatmadan önce, Tebareke Suresini okursa ve sonra yatarsa, ben ümit ederim ki Allah'ımdan kabir azabı hiç görmeyecek.' Ben de Peygamber Efendimizin bu sünnetine ittiba ederek çocukluğumdan beri hiç terk etmeden yaptığımı gibi, o gece de okudum. Sona doğru gelince sanki böyle uykuya dalar gibi baktım ki bir zat pencereden girdi. Dedi, 'Hafız Ali kalk! Üç gece oldu beni buraya getiriyorsun. Bir daha senin yanına gelmeyeceğim. Sen Hafız Kur'an'sın, nedir bu işlerle uğraşıyorsun, kalk git Bitlis'e. Benim ismim Said Nursi, Almanya'ya gitmeyeceksin. Seni talebeliğime kaydedeceğim. Bir daha da senin yanına gelmeyeceğim. Bilâl-i Habeşî'nin torunlarındasın, sana yakışmaz oraya gitmen.' dedi ve 'Benim ismim Said-i Nursi' diye üç defa tekrarladı."

"Dedim ki, vallahi bu büyük bir zattır"

Gördüğü rüyanın etkisiyle yatağından kalktığını belirten Hafız Ali, şaşkınlık içerisinde olup biteni anlamaya çalıştığını ifade ederek şöyle konuştu:

"Selam verdikten sonra ses kesildi. Kalktım ışığı yaktım. Baktım ki odada hiç kimse yok. Pencere kapalı, kapı kapalı. Kendi kendime dedim ki; vallahi bu zat kimse, büyük bir zattır. Yine kendi kendime dedim ki; Almanya'ya gideceğim, bir iş sahibi olacağım, bir fabrika sahibi olacağım ve kısa bir süre sonra geleceğim. Peki, bu zat nereden biliyor ki ben Almanya'ya gideceğim? Nereden biliyor ki benim ismim Hafız Ali? Nereden biliyor ki Almanya'da cami yok? Dedim ki, vallahi bu büyük bir zattır. Sözünü tutacağım. Ben de Almanya'ya gitmekten vazgeçtim. Sabahleyin Beyoğlu'nda bulunan şirkette gittim.  Şirkete dedim ki 'Benim hesabımı kesin, ben Bitlis'e gidiyorum.' Kamyona bindim 4 gün 3 gece de Bitlis'e ulaştım. O zaman abilerim hepsi hayattaydılar. Kazım isminde bir kardeşimiz vardı. Birçok Bitlisli bizim yanımızda Kur'an okumuştur. Oturduk çay içtik. Dedi neredesin? Dedim 'Ben Almanya'ya gidecektim. Bediüzzaman Said Nursi 3 gece rüyama geldi.' Dedi, 'Hafız Kur'an'sın bırak bu işleri kalk git Bitlis'e. Dedi, 'Vallahi bu büyük bir zattır. Bunun yüzünden çok insanları atıyorlar içeriye.' Dedim ki 'nerede kalıyor?' Dedi 'Isparta'da kalıyor.' Bana kaldığı evin adresini verdi." (Şükrü Tontaş - İLKHA)

NOT: Hafız Ali'nin ilginç hayat hikâyesinin yarınki bölümünde Üstad Bediüzzaman'ın bulunduğu Isparta'ya yolculuğu ve orada yaşadıkları konu olacak.