Alper Tan uyardı: Bu tuzağa düşmeyelim

Alper Tan uyardı: Bu tuzağa düşmeyelim

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) referandum kararını eleştiren medyanın yanlış bir dil kullandığına dikkat çeken Gazeteci yazar Alper Tan, "biz bu tuzağa düşmeyelim. İsrail destekliyormuş gibi yapılan şeyler bence bir propagandadan ibarettir. Bu işi çok abartmayalım. Bu durumu Kürt düşmanlığına Barzani düşmanlığına dönüştürmeyelim." uyarısında bulundu.

Milat Gazetesinden Bayram Zilan'ın röportajı:

Gazeteci Yazar Alper Tan, gündemin önemli başlıklarından biri olan Barzani’nin bağımsızlık referandumunu, Türkiye’nin bu noktadaki tavrını ve 22 Eylül’de gerçekleştirilecek MGK’da çıkacak kararları Milat’a değerlendirdi.

-Barzani, ‘Bağımsız Kürdistan’ için 25 Eylül’de referanduma gidiyor. Bu konuda Türkiye’nin siyasi tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sayın Davutoğlu’nun görevi bırakmasının ardından Başbakan Binali Yıldırım iki temel konuya dikkat çekmişti. “Terörü bitireceğiz” ve “Dostlarımızı artıracağız, düşmanlarımızı azaltacağız" demişti. Bu iki temel ilke Barzani’ye karşı koyduğumuz tavırla uyumlu mu, değil mi? Ben baktığımda ikisine de hizmet etmediğini düşünüyorum. Çünkü hükümetimizin Kuzey Irak yönetimi veya Irak Kürdistanı yönetimiyle siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri açıdan da çok iyi ilişkileri var.

50 yıllık anlaşma

Kuzey Irak yönetimi ile iki sene önce 50 yıllık petrol anlaşması imzaladık. Bugün Kuzey Irak’ın petrolleri Türkiye’ye akıyor. Ayrıca Kuzey Irak’ın askeri eğitimini Türk Silahlı Kuvvetleri veriyor. Polis eğitimini bizim polisimiz gerçekleştiriyor. Ticaretimiz ise gelişmiş vaziyette. İş adamlarımız Kuzey Irak bölgesinde Türkiye'den bile kolay şartlarda yatırım yapabiliyorlar ve kâr elde ediyorlar. Bu örnekleri artırmak mümkün. Özellikle PKK, YPG ve IŞİD ile mücadele konusunda Türkiye’nin Irak Kürdistanı ile ileri düzeyde ciddi ilişkileri var. Bu ilişkilere baktığımızda her ne kadar Irak Kürdistanı desek de Barzani’nin yönettiği bölge fiilen Türkiye’nin bir parçası haline gelmiş durumdadır.

-Türkiye’ye yönelik bir tehdit söz konusu mu?

Kayyum mu atayacağız!

“Kürtler bağımsızlık ilan edecek. Barzani’ye haddini bildirmemiz lazım” gibi cümleler işitiyoruz. Bir an için herkes düşünsün. Ordumuzla Irak’a girdik ve Barzani yönetimini devirdik. Sonra da kahramanca “Haddini bildirdik” dedik. Peki, sonra ne olacak? Barzani’yi devirdiğimiz zaman Irak Kürdistan’ını kim yönetecek? Biz Türkiye’den kayyum mu tayin edeceğiz? Cevabı açık. Bu konuya az çok kafa yoran herkes cevabı bilir. Barzani devrilirse bölgeyi Goran hareketi, sosyalist Talabani ve PKK’nın uzantıları yönetecek. Bu durumda terörle mücadele eden Türkiye güç mü kazanmış olacak? Yoksa teröristleri mi güçlendirmiş olacak?

Bizi bypass edecekler

Suriye’nin kuzeyinde oluşturulan terör kuşağı İran sınırına kadar dayanacak ve Kuzey Irak, PKK’nın ve PKK’yı kullanan devletlerin kontrolü altına girmiş olacak. Böylece Türkiye Kuzey Irak petrollerini İskenderun’a aktaramayacak. Bunu yapanlar Irak’tan çıkan petrolleri Kuzey Irak sınırları içerisinden alıp Suriye’nin kuzeyinde oluşturdukları terör kuşağından Akdeniz’e akıtacaklar. El-Bab’ın da güneyinden geçecekler ve gerekirse Esad ile de anlaşacaklar. Petrolü de oradan Akdeniz’e akıtacaklar. Bizi petrol konusunda da bypass etmiş olacaklar. Terör kuşağıyla bizi çevrelemiş olacaklar. Biz de Barzani’yi devirdik diye sevinmiş olacağız. Olay bu kadar net.

Erdoğan eliyle temizlemek!

Makarayı 4 sene geriye saralım. Süleyman Müftigil adında FETÖ’cü bir iş adamı vardı. Ekim 2013’te Sözcü gazetesine verdiği mülakatta İsrail için "Güneydeki sevdiğim ülke" diye bahseden Süleyman Müftigil, aynen şunu söylüyordu: “Öcalan bertaraf edilecek. Artık tekrar silahlı ve çatışmalı bir dönem geliyor. Barzani de Erdoğan da bertaraf edilecek”

Peki, bu konuşmadan sonra neler yaşandı?  Erdoğan’ı devirmek için 17-25 Aralık darbe girişimi gerçekleştirildi. Ardından MİT TIR'ları ile ilgili Başbakan Erdoğan’ı terör örgütlerine destek oluyor suçlaması ile uluslararası savaş suçları mahkemesinde yargılatma sürecini başlatmak istediler. Daha bir çok hadise yaşandı. En son 15 Temmuz 2016’da Türkiye işgal edilmeye kalkışıldı.

Medyanın tutumu yanlış!

Sözcü gazetesine konuşan adamın örgütünün (FETÖ) aracılığıyla Türkiye işgal edilmek istendi. Bunlar olurken de yer yer Barzani’ye de darbe girişimleri oldu. Terör olayları ve PKK vasıtasıyla onlara da saldırdılar. Bu arada da Öcalan pasifize edildi. Çözüm süreci bittiği için Öcalan oyun dışı oldu. Adamın dediği sırasıyla gerçekleşiyor mu? Evet. Şimdi ise bu bağımsızlık referandumunu bahane ederek Barzani’yi Erdoğan eliyle temizleme süreci işletilmeye çalışılıyor. Bizim medyamızın referandum karşıtlığını Kürt karşıtlığına çevirmeyecek bir dil kullanmaları gerekir.

-Medyanın bu noktada nasıl bir dil kullanması gerekir?

Barzani’nin bağımsızlık referandumuna ilişkin medyamızda kullanılan dil hiç de sağlıklı değil. Ne yazık ki Kürt karşıtlığı ve Barzani karşıtlığı varmış gibi bir algı oluşturuyor. Türkiye karşıtları bir süre sonra bunu önümüze koyabilir. Kürtlere, “Türkler size karşı çıkmıştı. Şu hakaretleri yapmıştı” diyebilirler. Türkiye bu durumu izah etmekte zorlanabilir. Ben hükümetin dilinde çok fazla sorun görmüyorum. Biraz sert ama farklı bir amacı olabilir. Ama medyanın dili çok ötekileştirici ve dışlayıcı. Bu süreçte medyanın kullandığı dile dikkat etmesi gerekir.

At gözüyle bakmayalım

-Peki, 22 Eylül’de yapılacak Milli Güvenlik Kurulu toplantısında referanduma ilişkin ne gibi kararlar çıkabilir?

 Milli Güvenlik Kurulu’ndan olumsuz bir karar çıkacağı kanaatinde değilim. Türkiye’de ki temsilciliği kapatmak veya sınırları kapatmak gibi bir kararın çıkacağına asla ihtimal vermiyorum. Burada medyanın diline daha çok vurgu yapmak istiyorum. Medya ayrıştırıcı, ötekileştirici, şeytanlaştırıcı, düşmanlaştırıcı bir dil kullanmaktan uzak durmalıdır. Hadiselere at gözüyle değil akılcı bir açıdan bakmamız gerekir.

Bu tuzağa düşmeyelim!

-Şu an medyada farklı bir perspektif sunan herkes linç ediliyor. Buna ilişkin ne söylemek istersiniz?

Birilerinin çıkıp gerçekleri söylemesi gerekir. Çünkü bu dil Türkiye’ye hizmet eden bir dil değildir. Bölgemizde Türkiye’de dâhil olmak üzere Suriye’de Irak’ta Körfez’de yabancı istihbarat casusları cirit atıyor. Onların birtakım provokasyonları var. Mesela Türkiye’de 12 Eylül 1980 darbesinde Irak ile İran’ı 7-8 sene birbiriyle savaştırdılar. Hem İran’ı hem de Irak’ı çökerttiler. Oda yetmedi. 1990’da Saddam’ı Kuveyt’e girmeye teşvik ettiler. Ardından Kuveyt’e neden girdin diye Saddam’ı cezalandırmak bahanesiyle Irak’ı işgal ettiler. Oda yetmedi… 2003’te Irak’ı tekrar işgal ettiler. Böylece ne oldu? İsrail’in karşısında durabilecek Türkiye’yi kontrol altına aldılar. Irak ile İran’ı çökerttiler. Ama biz bu tuzağa düşmeyelim. İsrail destekliyormuş gibi yapılan şeyler bence bir propagandadan ibarettir. Bu işi çok abartmayalım. Bu durumu Kürt düşmanlığına Barzani düşmanlığına dönüştürmeyelim.”