2019 seçiminde HÜDA PAR'ın tavrını açıkladı

2019 seçiminde HÜDA PAR'ın tavrını açıkladı

HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin yılmaz, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminde (IKBY) yapılan referandumun Türkiye ve Ortadoğu siyasetine etkileri, AK Parti hükümetinin referandum karşısında aldığı tavrın önümüzdeki seçimlerde muhafazakâr Kürt seçmenler üzerindeki etkisi ve HÜDA PAR’ın 2019 seçimlerindeki tavrı üzerine önemli açıklamalarda bulundu.

Tigris Haber'den Ali Abbas Yılmaz ile Saffet Azbay'ın özel röportajını sizlerle paylaşıyoruz:

Öncelikle hem ülkenin hem de bölgenin sıcak gündemiyle başlayalım. Irak Kürt Bölgesel Yönetiminde (IKBY) yapılan referandumu nasıl değerlendiriyorsunuz ve bu konuda hükümetin tutumunu nasıl buluyorsunuz?

‘Komşulara düşen aralarında sorun olan iki taraf arasında hakemlik yapmaktır’

Hükümetin tutumunu yanlış görüyoruz. Bunu doğru bir yaklaşım olarak değerlendirmiyoruz. Bu meseleyi biz Irak’ın kendi iç meselesi, Erbil ve Bağdat arasında olan bir mesele olarak değerlendiriyoruz. Komşuların ise Irak’ın iç meselesine müdahale etmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Orada iki ortaktan birisi nihayetinde anlaşamadıklarını, amiyane tabirle, merkezi hükümet tarafından kazıklandıklarını ve bu ortaklığın kendilerinin aleyhine olduğunu, merkezi hükümetin ortaklığın gereklerini yerine getirmediğini dile getiriyor ve devamında da ortaklığın devam edip etmemesi konusunda ev halkına soruyor. Şuan ki referandum da şirketin iki ortağı arasındaki ortaklık gibidir. Kürt Bölgesel Yönetimi diyor ki: ben halkıma soracağım, bu ortaklığı devam mı ettirelim yoksa sonlandıralım mı? Bunun karşısında yapılanlar nedir, diyorlar ki, sen bunu soramazsın. Düşünün, ticari bir şirkette büyük ortak küçük ortağına diyor ki, sen bunu ev halkına soramazsın, sorarsan seni döverim. Irak’ın hükümet olarak kendi iç meselesi bir yana bu durumda komşularına düşen nedir? Komşulara düşen merkezi hükümet gibi ‘sen bunu yapamazsın’ demek değildir. Adil bir şekilde, hakkaniyete göre bu ortaklığın devam edip etmemesi kararı çıktıktan sonra kavgasız, gürültüsüz, patırtısız bir şekilde ortaklığın tasfiyesine yardımcı olmaktır. Ve yahut da bir arada yaşama ile ilgili şartların yeniden gözden geçirilmesi için taraflara öneriler sunmaktır. Yani, komşulara düşen aralarında sorun olan iki taraf arasında hakemlik yapmaktır. Ortaklar arasındaki meseleye taraf tutarak olaya girmek, ortaklardan birini açlıkla, perişanlıkla tehdit etmek, şantaj uygulamak hem ahlaki değil hem insani değil hem de vicdanen de sakıncalı bir durumdur. Kaldık ki, oradaki insanlar yabancı da değil, oradaki insanlar da kardeşlerimizdir. Oradaki insanların yaşayacağı her sıkıntı ister istemez buraya yansıyacaktır. Türkiye’nin de İran’ın da komşular olarak yapmaları gereken şudur; Erbil ile Bağdat arasındaki meselede arabulucu ve hakem olmaktır. Ortalığın sorunlarına adil bir şekilde yaklaşmaları ve sorunun çözümüne katkı sunmaları gerekir. Ortakların bir arada yaşama şansları kalmamışsa da savaşacaklarına, kavga edeceklerine, her gün huzursuz olacaklarına ayrılmaları ve ayrılırken de adil bir şekilde ayrılmalarını sağlamaktır. Yoksa ortaklardan birinin yanında yer alarak diğerine tavır takınmak adil bir duruş değildir. Bu noktada komşuların tavrını yanlış buluyoruz. Tabii ki, bu yanlışın farklı sebepleri vardır. Adaletten, sapmanın, yanlışa itilmenin sebepleri var.

Referandum meselesinin Irak’ın iç sorunu olduğunu belirttiniz anacak gerek Türkiye gerekse de İran bu referandumu kendileri açısından bir “Milli Güvenlik” sorunu olarak görüyorlar ve ona göre bir tavır geliştiriyorlar. Ayrıca Irak merkezi hükümeti de komşuların müdahalesine alan açıyor. Siz bütün bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

‘Bu bir çelişkidir!’

Bir ay önce Irak Merkezi Hükümetinin, Irak Başbakanı Haydar İbadi’nin bir açıklaması vardı; ‘Evet, aramızda bir sorun var, bu referandumun yapılmasını istemiyoruz fakat referandum yapacaklar diye onlarla savaşacak da değiliz’. O dönem henüz Türkiye ve İran referandum karşısındaki hoşnutsuzluklarını yüksek sesle dile getirmemişlerdi. İran ve Türkiye referandum karşısındaki tepkilerini yüksek sesle dile getirdiklerinde, bunu kabul edemeyeceklerini, kendi güvenliklerine tehdit oluşturduğu yönünde açıklama yaptıklarında Bağdat hükümeti de tavır değiştirdi. Tabii bu güvenlik tehdidi konusunda farklı farklı gerekçeler öne sürülüyor. Kimisi 1926 Ankara antlaşmasını öne sürüyor, kimisi Misakı-ı Milliyi bahane ediyor, kimisi de Kerkük ve Musul üzerinde hak iddia ediyor. Kerkük’te, Musul’da soydaşlarımız var deniyor fakat yeri geldi mi diyorsunuz ki, Türkiye Kürtlerin en büyük devletidir, Kürt Türk diye bir ayrımımız yoktur, hepsi bizim eşit vatandaşlarımızdır. Madem Kürtler eşit vatandaşınızdır o zaman niye ayrım yapıyorsunuz? Kerküklü senin soydaşın oluyor da Hewler’li, Süleymaniyeli, Duhoklu, Erbilli niye senin kardeşin, soydaşın olmuyor?  Bu bir çelişkidir! Yok, işte orada Türkmenler var, ezdirmeyiz. Irak anayasasının 140’ıncı maddesi ortadadır ve 2003’te Irak anayasası belirlenirken, Kerkük’ün statüsünün referandumla belirleneceği belirtilmiştir. Kerkük’ün Erbil’e mi Bağdat’a mı bağlanacağı, idaresinin merkezi hükümette mi yerel hükümette mi olacağı anayasada belirtildiği gibi Kerkük halkına bırakılmıştır.

‘Asimilasyon entegrasyon ismi ile devam ettiriliyor’

 Ayrıca bu referandum 2007’de yapılması gereken bir referandumdur. Üzerinden 10 yıl geçmiş ama yapılmamış ve bu da bir sorundu. Biz şunu söylüyoruz; bırakın Kerkük’te yaşayan halk karar versin, Erbil’e mi Bağdat’a mı bağlanacak. Bu kararı bırakın Kerkük halkı versin, Ankara, Bağdat bunun kararını veremez. Kaldı ki, oradaki 14 Türkmen partisinden 5 tanesi referandumda evet oyu verdi. Referandumu boykot eden partiler de genelde milliyetçi duygularla hareket eden, Türkiye’nin güdümünde olan, Ankara ile çalışan partilerdi ve fazla bir varlık da gösteremediler. Kerkük halkının yüzde 70’i referanduma katıldı. Bu da Türkmenlerin Bağdat’la değil Erbil’le birlikte yaşamak istedikleri ortaya çıkıyor. Türkiye burada Türkmenleri bahane edip bir taraf konumuna gelmektense, Kürtler de benim kardeşim, dindaşım, soydaşım demeliydi. Yeri geldiğinde ‘Benim bakanım Bekir Bozdağ, Kürt’tür’ diyorsunuz. Tamam, o zaman Kürt Bekir’in kardeşleri de sizin kardeşlerinizdir. Türkiye’nin bu şekil düşünmesi lazım. Şuan yanlış bir politika uyguluyor. Bana göre burada AK Parti’nin kendi hükümet programı yok. Bu, devletin yüz yıllık kodlarının, reflekslerinin devreye girmesidir. Şuan hükümet, AK Parti adına değil, ret, inkâr ve asimilasyoncu eski devlet anlayışının kodları ile hareket ediyor. Evet, Türkiye’de inkâr politikası bitti fakat asimilasyon bana göre bitmedi. Asimilasyon entegrasyon ismi ile devam ettiriliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, referandumun bir İsrail projesi olduğunu söylüyor, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

‘Bu iddianın fikir babası Doğu Perinçek’tir’

‘Kürt devleti kurulursa ikinci İsrail olur’ söylemini ilk ortaya atan Perinçek’tir. Perinçek, İran’a giderken bunu ortaya attı ve sonra bunu Bağdat hükümeti de Türkiye de sahiplenmeye başladı. Yani, bu iddianın fikir babası Doğu Perinçek’tir. Perinçek’in ulusalcılığını da devletçiliğini de Kürtlere bakışını da herkes bilir. Devleti kutsayanların, misakı millicilerin tutumuna baktığımızda, geçmişten bugüne siyasi tercihlerine baktığımızda İsrail’i ilk tanıyan devletin Türkiye Cumhuriyeti devleti olduğunu görüyoruz. İsrail’le ticari, askeri tüm ilişkileri sürdürenler hatta Mavi Marmara katliamından sonra bile ticari ilişkilerini kesmeyenler, Türkiye vatandaşı 10 kişinin şehit edilmesine rağmen ekonomik ilişkileri devam ettirenler böyle bir şeyi nasıl söyleyebiliyorlar. İsrail’le tabiri caizse yatağa giren, onunla düşüp kalkan bir devlet adına konuşan insanlar, bunu normal görenler; İsrail’in referandumu desteklemesini ikinci İsrail’e yorumluyorlar.

İsrail gerçekten referanduma destek verdi mi yoksa destek verir gibi göründü mü?

‘İsrail fitne peşinde!’

Bana göre İsrail fitne peşinde! Yine, şeytanca bir plan yapıyor. Her şey bir yana şuan olan şey referanduma gidildi ve ortaklığı bitirelim kararı çıktı. Bu karar dahi ortaklığın bitmesi, bağımsızlığın otomatikman ilanı anlamına gelmiyor ama halkın ayrılma konusunda bir irade beyanı ortaya çıktı. Erbil hükümetine halktan böyle bir istek, destek geldi. Erbil hükümeti bu desteği kullanır mı, kullanmaz mı ya da ortaklığı hangi şartlarda devam ettirir. Şuan için ortada ilan edilmiş bir bağımsızlık yok. Erbil hükümeti halktan aldığı bu desteği Bağdat hükümeti ile yeniden masaya oturup, yeni bir ortaklığın tesisi için de kullanabilir. Yeni şartlarda, eşit iki devlet gibi yeniden bir ortaklık sürecine de gidilebilir. Bu da seçenekler arasındadır.

‘İsrail kendi ürettiği mallara pazar arıyor’

Devletlerin bir arada yaşamasının farklı modelleri vardır. Tek bir devlet modeli yoktur. İsviçre örneği; bağımsız kantonların bir araya gelerek oluşturduğu bağımsız bir devlet vardır. SSSCB dağıldıktan sonra bağımsız devletler topluluğu adıyla Rusya’da yeni bir model ortaya konuldu. ABD’nin. Almanya’nın, Belçika’nın farklı federal modelleri vardır. Türkiye’nin örnek aldığı Fransa’nın Ulus Devlet modeli Türkiye’den farklıdır. Yani, bir arada yaşamanın farklı farklı formülleri vardır. Henüz ortada bir şey yokken, ikinci İsrail olacak söylemini ortaya atmak bilinçli bir manipülasyondur. Bu söylem, Müslüman halkın desteğini köreltmek, ortadan kaldırmak için bilinçli olarak ortaya atılıyor. İsrail ise bu durumu bilmiyor değil. Yarın öbür gün ister federe devlet olsun isterse de bağımsız devlet olsun, buranın petrolünü kendisi elde etmek için bunu bir koz olarak kullanacak. Bağımsız devlet olursa zaten askeri, ekonomik, ticari tüm ilişkilerini kendisine bağlamaya çalışacak. Siyonistler Erbil’e diyecek ki, hiçbir İslam ülkesi seni desteklemezken ben senin yanında durdum, dolayısıyla onlara minnet edecek. Bütün devletlerin kendi çıkarları gereği Pazar alanlarına ihtiyaçları var. Şuan İsrail kendi ürettiği mallara pazar arıyor. İşte bu Pazar alanını da böylesi siyasi ilişkilerle, zora düşenin yanında kendini göstererek açmaya çalışıyor. İsrail her ülke gibi sadece kendi çıkarını düşünüyor yoksa Kürtleri sevdiğinden değil. Siyonistler sadece kendilerini severler, kendilerini düşünürler. Bütün insanları kendi hizmetkârları gibi görürler. Siyonistler bütün insanlara üzerine binilmesi gereken merkepler olarak bakıyor. Haliyle İsrail de bu pazara oynuyor. Rusya örneğinde gördük, Rusya domatesimizi almayınca neler oldu? Bir Cumhurbaşkanının konuşacağı şey domates değildi ama Rusya devlet başkanı ile bu da konuşuldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İran ziyaretini nasıl yorumluyorsunuz. Türkiye ve İran IKBY’e ciddi bir ambargo uygular mı?

‘Bu adımları atmamak için orada bir baskı uyguluyorlar’

Türkiye de İran da kendi devlet reflekslerinden hareketle Irak’ta kurulacak bağımsız bir Kürdistan’ın kendi ülkelerindeki Kürtleri de etkileyeceğini, onların da yaşam şartlarını, kültürel, siyasi haklar noktasında bazı iyileştirmeler yapmak zorunda kalacaklarını bildiklerinden dolayı orada bir bağımsız Kürt devletinin olmaması için ellerinden geleni yapıyorlar. Yani, kaygı tamamen kendi milli çıkarları ve devletlerinin üzerine bina edildiği esaslardaki değişime, ret, inkâr politikasının sona ermesine ve bazı kültürel haklar vermek zorunda kalmalarından kaynaklanıyor. Bugüne kadar yapılan geçici seçmeli Kürtçe dersi ile değil, Kürtçenin zorunlu olduğu anadilde eğitiminin önünü açmak zorunda kalabileceklerdir. Kürtçe için bilinmeyen bir dil diyemeyecekler. Çünkü Kürtçe bağımsız bir devletin dili olduğunda bunu söyleyemeyecekler. Ama şuan böyle söylüyorlar. Bugün mecliste Kürtçenin kullanımına ve Kürdistan demeye para cezası getiriliyor. Yani devletin üzerine bina edildiği temeller, taşıyıcı sütunlar ya yıkılacak ya da yerine daha insani, reel politiğe uygun ayaklar yerleştirmeye çalışacaklar. Türkiye Cumhuriyeti de İran da kendi ülkesindeki Kürtlerle ilişkilerini yeniden gözden geçirmek ve dizayn etmek zorunda kalacaklar. İşte bu adımları atmamak için Kürdistan’a böyle bir baskı uyguluyorlar ve referandumun iptal edilmesini istiyorlar.

‘Ambargoda en büyük zararı AK Parti’nin müteahhitleri görecektir’

Bu aşamada kapıların kapanması, ambargonun uygulanması, Kürdistan’dan çok ambargo uygulayan komşularına zarar verecektir. Onlar bir şekilde yolunu bulup malını satacak. Ucuz petrol için mutlaka bir yol açılır. Saddam’a ambargo’nun uygulandığı dönemde bile gayrı resmi yollardan petrolü ucuza alıyorlardı. Açık söylüyorum, Kürdistan’a uygulanacak bir ambargoda en büyük zararı Türkiye, ama özelliklede AK Parti’nin müteahhitleri görecektir. Bu ambargodan MHP’li müteahhitler zarar görecektir. Çünkü şuan oradaki inşaat sektöründe ticareti yapanlar onlardır. Barzani’nin AK Parti hükümeti ile iyi ilişkiler içinde olması Türkiye’ye o kapıları açtı. Türkiye kapıyı kapatırsa, mallarını satamazsa, inşaat şirketlerinin zararlarını nasıl karşılayacak. İran’dan daha fazla Türkiye zarar görecek. Dolayısıyla bir müddet sonra tutumlarını yumuşatmak, reel durumu kabul etmek zorunda kalacaklar. Bunu geçmiş deneyimlerden de biliyoruz. 1991’den sonra orada oluşan fiili durumla birlikte yaşananlar da 2003’ten sonraki gelişmeler de herkesin hafızasındaki canlılığını korumaktadır. O dönemki açıklamalar da bugünkü gibi, ‘yaptırmayız, müsaade etmeyiz’ şeklindeydi. Ne oldu? Hiçbir şey. Oradaki fiili durum resmiyete dönüştükten sonra, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi diye bir hükümet kuruldu, Bağdat İran’ın kontrolüne geçti ve Türkiye de Erbil’le, Hewler’le ticari ilişkilerini geliştirdi. Irak’ın Kuzeyi, Kuzey Irak söyleminden Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) deme noktasına gelindi.  Yani, resmi söylem değişti ve aşiret reisi diye küçümsedikleri Barzani, oldu Cumhurbaşkanı Barzani ve resmi protokolle karşılandı. Bez parçası diye hakaret ettikleri Kürdistan bayrağı törenle göndere çekildi. O bayrakla beraber poz verdiler. Demek ki, devletlerin çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapıyorlar. Evet, bugün ya vazgeçirebilirsek diye bir tepki ortaya konuyor. Yarın mecburen kabulleneceklerdir. Ben olası bir savaşa ihtimal vermiyorum.

MHP lideri Bahçeli’nin, “82 Kerkük 83 Musul” çıkışı vardı, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

‘Bahçeli’ye de tavsiyemiz kendini yenilesin, güncellesin’

Bazıları gerçekten hayal dünyasında yaşıyorlar. Halen o rüyayı görüyorlar. Onlara göre Arapların, Kürtlerin, Farsların, Cezayirlilerin, Mısırlıların herkesin gelip Türklerin bayrağı altında birleşerek neo Osmanlı diye yeni bir büyük Türk devleti hayali var. O eskidendi, geçti onlar. Şuan gelişen, değişen bir dünya var. Bugün ne Müslümanlar eski Müslümanlardır ne Kürtler eski Kürtlerdir ne Araplar eski Araplardır ne de Türkler eski Türklerdir. Şartlar değişti ve bu değişen dünya konjonktüründe herkesin kendini yenilemesi lazım. O yüzden Bahçeli’ye de tavsiyemiz kendini yenilesin, güncellesin. AK Parti hükümeti de Bahçeli’nin, Perinçek’in, Ergenekoncuların güdümünden çıkıp kendi olmalı. AK Parti kendini yeniden formatlasın, ilk çıkış kodlarına dönsün. Kürtlerin varlığını kabul etmek zorundadırlar, başka çare yok. İslami açıdan derseniz, Müslüman’dırlar, kardeşlerimizdirler. Kendiniz için istediğiniz şeyi kardeşiniz için istemedikçe mümin olmazsınız. Sen kendin için iyi şeyler istiyorsan kardeşin için de iste. Bu ülkede yaşayan Türkler için ne istiyorsan Kürtler için de iste. Türkiye’de yaşayan bir Türk, Türk kimliğiyle hangi haklara sahipse bir Kürt bir Arap da Kürt, Arap kimliği ile aynı haklara sahip olmalıdır. Bir Türk’ün anadili resmi dilse bir Kürt’ün de anadili resmi dil olmalıdır. Bir Türk, nüfus cüzdanında yazan Türk kimliğiyle hangi mevki, makama gelebiliyorsa, bir Kürt de eşit vatandaş olarak Kürt kimliği ile Bakan, Başbakan, Cumhurbaşkanı olabilmelidir. Kürt kimliği bu ülkede siyasi olarak tanınmalıdır. Yeri geldiğinde bu cumhuriyeti birlikte kurduk diyorlar, doğrudur. Peki, o zaman bu inkâr niye? Türkiye Cumhuriyeti kurulurken Kürtler bütün rüşvetleri reddettiler.  Kendilerine teklif edilen ulus devleti reddettiler. Kürtler, Türklerle beraber Müslüman’ca yaşamak istediler. İslam kardeşliği çerçevesinde aynı devlette bir arada ve eşitçe yaşamak istediler. Bu devlet kurulurken, Kürt’ün de Türk’ün de devleti olarak kuruldu. İlk mecliste Kürdistan mebusu vardı, Lazistan mebusu vardı. İlk meclis tutanaklarında Kürt, Kürdistan kelimeleri tüm tutanaklarda var ama 1924’te bunlar bozuldu. Bir iş nerede bozulmuşsa oradan başlanmalı. AK Parti şuan fiili olarak, gayrı resmi olarak hükümet ortağı olduğu MHP ve Vatan partisinin kodlarına dönüş yapıyor. Onların parti programlarını hükümet olarak icra etmeye çalışıyor. AK Partide geriye dönüş var.

AK Parti hükümetinin referandumda aldığı tavır bölgedeki muhafazakâr Kürtlerin seçimlerdeki tercihini etkiler mi, Kürtler AK Partiden desteğini çeker mi?

‘Sayın Cumhurbaşkanı şuan bu Kürtlerin verdiği evet ile orada duruyor’

Bölgedeki seküler Kürtler zaten AK Partiye destek vermiyordu. Bu keskimler desteklerini HDP ve CHP üzerinden ortaya koyuyorlardı. Bu durum 16 Nisan referandumunda da görüldü. Ama muhafazakâr ve dindar Kürtler referandumda evet dediler. Biz de HÜDA PAR olarak evet dedik. Referandum sonuçların bakıldığında da Sayın Cumhurbaşkanı şuan bu Kürtlerin verdiği evet ile orada duruyor. Çünkü MHP, BBP tabanından beklenen oy gelmedi. AK Partiden de kayıplar vardı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 51,8 iken, referandumda yüzde 51,4’e düştü. Aradaki fark ise 1 milyon 300 bin küsur oy. Evet, ’teki artışın 700- 800 bini ise Kürt illerinden gelen oydur. Batıdaki muhafazakâr Kürt oylarını da hesapladığınızda burada Erdoğan’ı Başkan yaptıranın Kürtler olduğu açıktır. Eğer, Kürtlere yönelik insani ve İslami çizgiden uzaklaşırsa, milliyetçi çizgiye kayarsa, MHP ve Vatan partisi gibi düşünüp, Kürtleri eşit vatandaş olarak görmezse, yapılan iyileştirmeleri geri alırsa tabii ki, bunun AK Partiye bir etkisi olacaktır. AK Partinin OHAL’den bu yana yaşatmış olduğu mağduriyetler, özellikle insan hakları ihlalleri ile ilgili yaşananlar var, FETÖ operasyonları diye mağdur edilen dindar bir kesim var. Dolayısıyla yapılacak olan seçimlerde AK Partinin akıbeti hiç iyi görünmüyor.

‘Cumhurbaşkanını izlerken ümmetçi Erdoğan’ı göremiyorum’

Eskiden AK Parti iktidardı ama muktedir değildi fakat 15 Temmuz’dan sonra AK Parti devlettir, devlet AK Partidir. AK Parti koltuğa gelirken, koltuğun yanlışlarını düzelteceğim diye geldi ama şuan o koltuğun gereğini yapıyorlar. Koltuğun eski kodlarını değiştirme yerine koltuğun talimatlarına uyuyorlar. Şuan tamamen milli bir çizgide (Türk ulusçuluğu) gidiyor. Şahsen ben bazen karıştırıyorum, Televizyonlarda Cumhurbaşkanını izlerken ümmetçi Erdoğan’ı göremiyorum. Onun yerine bazen milliyetçi Bahçeli’yi, ulusalcı Perinçek’i dinliyormuş hissine kapılıyorum.  Vatandaş da bunu görüyor. O yüzden hükümete tavsiyemiz ilk çıkış kodlarına dönsünler. Bizim de Kürtlerin de Cumhurbaşkanı makamında görmek istediğimiz, Müslüman, ümmetçi, insani ve İslami hassasiyetleri olan bir Erdoğan’dır.

16 Nisan referandumuna verdiğiniz desteğiniz şartlı olduğunu ve referandum sonrasında Kürt sorununda adım atılmazsa hükümete muhalefet edeceğiniz noktasında partiniz yetkililerinin açıklamaları vardı. Gelinen yerde içeride Kürt sorununa dair herhangi bir adım atılmadı ve 25 Eylül’deki referanduma da hükümetin ciddi tepkisi oldu. Sizin bu durumda hükümete muhalefetiniz gündeme gelecek mi?

‘Bizim hiçbir kişiye, kuruma destek noktasında açık bir çekimiz yoktur’

Öncelikle şunu belirteyim bu konuda partinin yetkili kurullarının yaptığı açıklamaları esas almak lazım. Bizim muhalefet anlayışımızda muhalefet etmek için muhalefet edilmez. Yine, bizim referandumdaki desteğimiz de ne hükümete, AK Partiye bir destek olarak anlaşılmamalı. Bizim hiçbir kişiye, kuruma destek noktasında açık bir çekimiz yoktur. Partiyi kurduğumuz günden bugüne kadar demişiz ki, muhalefetimiz yapıcı bir muhalefet olacaktır. Eleştirilerimiz yapıcı olacak, hak ve hakkaniyete göre, toplumun maslahatına göre hareket edeceğiz. Hükümet ya da meclisteki muhalefet partileri fark etmez, doğru bir şey söylendiğinde, toplumun faydasına bir iş görüldüğünde biz bunu destekleriz. Toplumun maslahatının zıddına olan, topluma zarar veren yanlış bir iş olduğunda onları uyarır ve vazgeçirmeye çalışırız. Yani, doğru yapılanı destekler, teşvik eder, yanlış olanı ise eleştirir ve ondan vazgeçirmeye çalışırız. Referandumdaki evet’imiz de hükümetin getirdiği paketin içinde bizim de savunduğumuz maddeler olmasındandır. Askeri vesayetin kaldırılması bizim parti programımızda da vardır. TSK’nın Milli Savunma Bakanlığına bağlanmasını biz de savunuyoruz. TSK’nın devlet içindeki devlet konumunun sonlandırılmasını, askeri hastane, askeri mahkemeler vs. bunların kaldırılmasını biz de istiyorduk. Yani, hem bizim savunduğumuz hem de toplumun maslahatına uygun gördüğümüz değişiklikler için biz referandumda evet dedik. Dün referandumda evet dedik, çünkü getirilen maddeler bizim de uygun gördüğümüz değişiklikleri içeriyordu. Benzer şeyleri hükümet bugün de getirsin bugün de evet deriz. Mesela anadilde eğitimi hükümet getirsin evet deriz. Şuan mesela Irak Kürdistan’ındaki referandumla ilgili bu referandumda hükümeti yanlış buluyoruz ve ilk günden bugüne, Genel Başkanımızdan sözcülerimize kadar verilen demeçlerde, röportajlarda hepsinde tavrımızı en net bir şekilde ortaya koymuşuz. Hükümetin yanlış yaptığını ve bundan geri adım atması gerektiğini söylüyoruz. Kürtleri ambargo ile savaş ile tehdit etmek yanlıştır. Komşudaki meseleye komşunun müdahale etmesi, orayı dizayn etmeye kalkması, oranın yönetim şeklini belirlemeye kalkması yanlıştır. Suriye’de bu yapıldı, sonuçları ortada; emperyalistler oraya çöreklendi. Şuan Suriye’yi paylaşamaya çalışıyorlar. Şuan herkes orada kendi çıkarları için şehirleri bombalıyor, sivilleri öldürüyor. Biz Irak’ın böyle olmasını istemeyiz. Biz diyoruz ki, komşular olarak hakem, arabulucu olabilirsiniz, sorunların çözümüne katkı sunmak için diyalog yoluna gidebilirsiniz ama bu iş parmak sallama ile olmaz. Bu zorbalıktır, zulümdür, biz bunu kabul etmeyiz. İnsani olarak kabul etmeyiz, Müslüman olarak kabul etmeyiz. Niye çünkü oradaki insanlar da Müslüman kardeşlerimizdir. Oradaki Türkmenler senin kavimdaşınsa oradaki Kürtler de benim kavimdaşımıdır. Biz etnik milliyetçilik yapmıyoruz, ümmetçi düşünüyoruz. Ümmet penceresinden olaya bakıyoruz. Ümmet penceresinden baktığımızda Türk’ün, Arap’ın Fars’ın ne hakları varsa bir Kürt’ün de o hakları vardır. Bir Kürt kendi topraklarında kendini yönetmek istiyorsa ve bunun için referandum yapıyorsa, sen bunu yapamazsın, yaparsan seni döverim demek zulümdür.

‘Siyasi, kültürel haklar Türkiye’den çok çok ileridedir’

Kürtler ümmetin yetimi kabul ediliyor. Aslında mesele referandum değil. Net bir şekilde ismini koyalım; ümmetin yetimi olan ve 4 parçanın vesayetine bırakılan Kürtlerden bir tanesinin referandum yoluyla bu vesayet kararını kaldırmak istemesidir. Vesayet altına alınan birisi 18’ine geldiğinde mahkemeye gider, rüştünü kazandığını ispatlar ve vesayet kararını kaldırır. İşte halklar için de referandum böyledir. Kürtler referandumla birlikte üzerlerindeki vesayeti kaldırmak için bir adım attı. Yani, Kürtler yetimlikten çıkıp kendi topraklarının idaresini eline geçirmek istiyor. Ama diyorlar ki, hayır sen yetim kalmaya devam edeceksin ve vesayet altında yaşamaya devam edeceksin. Bunun için mahkemeye de gidemezsin, referanduma gidemezsin. Mesele Kürtlerin rüştünü ispatlayarak vesayet rejimini kaldırmak istemesi meselesidir. Şuan Kürtler vesayet kararını kaldırdı. Tabii ki, bunu uygulayıp uygulamayacakları oradaki Irak Kürt Bölgesel Yönetimi hükümetinin kararıdır. Referandum yapıp yapmayacakları bu hakkı kullanıp kullanmayacakları onların tasarrufundadır. Bağımsızlık ilan edilir ya da edilmez, referandumla ortaya çıkan irade uygulanır uygulanmaz bu IKBY’nin kendi kararıdır. Komşulara düşen ise bu yapı ile merkezi hükümet arasındaki bu sorunun sulh içinde, yeni sorunlara sebebiyet vermeden çözümüne yardımcı olmaktır. Kerkük’teki Türkmenlerin haklarıyla ilgili bir kaygı varsa bu IKBY ile Bağdat ile konuşulur.  Bize gelen bilgilere göre federe bir devlet kurulursa burada 5 resmi dil olacak. Bu devlet üniter bir ulus devlet olmayacak bir federasyon olacak. Bu federasyonda Kerkük’ün kendi hükümeti olacak, Süleymaniye’nin kendi yönetimi olacak, Duhok’un, Şengal’in kendi yönetimi olacak. Yani, böyle bir federasyon da siyasal olarak Türkiye’den çok çok ileri olacaktır. Böyle bir federasyon çok daha insani çok daha İslami ve toplumun gerçekliğine uyan bir model ortaya koymuş olacaklar. Şuanda bile Türkiye’den siyasal anlamda, etnik farklılıkların haklarını teslim anlamında çok daha ileride bir yönetime sahiptirler. Orada Türkmenlerin kendi parlamentosu, meclisi var. Türkçe resmi dildir, Arapça resmi dildir. Yani, orada dile bir yasak yok. İnkâr yok, asimilasyon yok. Siyasi ve kültürel haklar noktasında Türkiye’den çok çok ileridedir.

‘Bu Kurt’un adaletidir’

Türkiye kendi sınırlarını tehdit altına görüyor ama niye? Fiili olarak 1991’den bu yana resmi olarak da 2003’ten bu yana Kürdistan bölgesinden Türkiye’ye yönelik ne gibi bir tehdit geldi? Türkiye’deki Kürtler üzerinde bir etkileri, vesayetleri yok ki. Yani, IKBY’nin İran’dan, Türkiye’den bir talepleri yok. Peki, bu tehdit algısı nereden geliyor? Sınır değişiyor mu? değişmiyor. Bu sınırlar ilk çizildiğinde Türkiye İngilizler ile muhataptı. İngilizlerden sonra Irak krallığı kuruldu ve Türkiye’nin komşusunun ismi ve yönetim şekli değişti. Sonra 70’lerde darbe oldu ve BAAS rejimi geldi, muhatap değişti ama sınırlar yine değişmedi. Ya da 2003’ten sonra federasyon kuruldu, yönetim değişti ama yine Türkiye’nin sınırlarında bir değişiklik olmadı. Şuan değişen nedir? sınır aynı kalıyor ve Irak’ta  Federe hükümetten, bağımsız hükümete doğru bir gidiş var. Sınıra bir müdahale olmadıktan sonra Türkiye’nin endişeleri de yersizdir. Bunun dışında hareket etmesi, Kurt’un kuzuyu yemek için bahane araması gibi bir durumu ortaya çıkarıyor ve bu da zulümdür, zorbalıktır. Orada bir Kürt devleti kurulursa gidip onu yıkacağım demek, Kurt’un adaletidir. Bu İslam’ın adaleti değildir, insanın adaleti değildir. Bu ne insani ne de İslam’ıdır.  Komşular,  problemin diyalog ve görüşme ile yani sulh yoluyla çözümü için arabulucu ve hakem rolü oynamalıdır. Bir arada yaşama imkânı kalmamışsa, her gün kavga edeceklerine, savaşacaklarına, Bağdat ve Erbil’in iyi iki komşu olarak kalması için çaba göstersinler. Ben şuna inanıyorum ki, Barzani yönetimindeki bir Kürdistan en iyi ilişkileri Türkiye ile geliştirecek, İran ile değil. Ve IKBY Türkiye için iyi bir pazar olacaktır. Türkiye’nin Osmanlı bakiyesi olarak yapması gereken iyi bir ağabeyliktir. Osmanlı bakiyesinin büyük abisi olarak Türkler, Kürtlere de kol kanat gersin. Buradaki Kürtlerin haklarını versin, oradakine de kol kanat gersin ve kendi himayesine alsın. Oradaki Kürtleri düşman olarak görme yerine sahiplensin. Eğer Türkiye gerekli şartları oluşturursa hak noktasında buradaki Kürtler burayı bırakıp da Irak Kürdistan’ına gitmez. Orayla birleşmek istemezler, yeter ki buradaki şartlar sağlansın.

‘Etnik yapıdan soyutlanmış nötr bir devlet olacak ki büyük bir devlet olsun’

Misal, ulus devlet olan bir Fransa var. Yine, ulus devlet olan bir İtalya, Almanya var. İsviçre’de kantonların bir kısmı Alman bir kısmı Fransız ve bir kısmı da İtalyan’dır. İsviçre’nin resmi dilleri arasında Fransızca da Almanca da İtalyanca da var. Herkes kendi kantonunu kendi idare ediyor. Belediyelerini, hükümetlerini hepsini kendisi seçiyor. Bütün bu farklılıklar merkezi hükümet çatısı altında bir arada yaşıyor ve merkezi hükümet hepsini de tatmin ediyor. Fransız kantonu yanı başındaki ulus devletine katılmıyor. İtalyan kantonu İsviçre’yi bırakıp gitmiyor. Yine, Alman kantonu böyle bir şey demiyor. Tam aksine Fransa’daki Fransız gidip İsviçre vatandaşı olmak istiyor. Çünkü siyasi, kültürel olarak hiçbir hak kaybına uğramıyor. Artı İsviçre’de ekonomik olarak çok daha iyi şartlarda yaşayacaklarını biliyorlar ve bu yüzden de İsviçre’yi tercih ediyorlar. Milli geliri yüksek olan İsviçre’ye, Almanya’dan, Fransa’dan, İtalya’dan vatandaşlık başvurusu yapılıyor. İşte Türkiye’nin yapması gereken tam da budur. Ülkedeki farklı etnik yapılara siyasi, kültürel olarak haklarını vereceksin, onları ekonomik olarak refaha kavuşturacaksın ve kimsede bir mağduriyet hissi oluşmayacak işte o zaman büyük devlet olunur. O zaman İran’daki Kürtler de Irak’taki, Suriye’deki Kürtler de Türkiye’ye gelmek isteyecekler. Eşit vatandaşlık, adil bir temsiliyet, etnik yapıdan soyutlanmış nötr bir devlet olacak ki büyük bir devlet olsun.

AK Parti hükümetinin devletleştiğini ve devletin eski kodlarıyla davrandığını söylediniz. Böyle bir durumda 2019 seçimlerinde tavrınız ne olur?

‘Seçime girecekmişiz gibi bir hazırlık içindeyiz’

Biz bağımsız bir partiyiz ve seçimlere ne şekilde girmeyeceğimize partimizin yetkili kurulları karar verir. 7 Haziran seçimlerinde barajdan dolayı belli bazı yerlerde bağımsız adaylarla katıldık. Yine yerel seçimlere katıldık. 1 Kasım seçimlerine partimizin lehine bir sonuç elde edemeyeceğimizi gördüğümüz için katılmadık. Yoksa bu bir parti lehine seçimlerden seçilme şeklinde anlaşılmamalıdır. Seçimlere girmedik, seçmenlerimizi ise serbest bıraktık. Şu ya da bu partiyi desteklemeleri konusunda açıklamamız da olmadı.  16 Nisan referandumunda da hükümetin getirdiği paketin içeriğini doğru bulduğumuz için destekledik. Yeni bir seçim için parti olarak seçime katılma yeterliliğine sahibiz. Şuan 41 ilden fazlasında teşkilatlanmamız var, il ve ilçe kongrelerimizi yapıyoruz. Biz seçime yarın girecekmişiz gibi bir hazırlık içindeyiz. Tabii ki, her parti gibi bizim de hedefimizde iktidar olma, devlet yönetimde etkili olma ve ülke siyasetini belirleme vardır. Biz de kendi parti programımızın, projelerimizin bu ülkenin huzuru, refahı için en iyisi olduğuna inanıyoruz. Şuan meclis dışındayız ve kendi parti programımızı, projelerimizi herkese duyuramıyoruz. Tabii ki, Belediyelerde ve Mecliste olmanın avantajlarından biz de yararlanmak istiyoruz. Dolayısıyla biz de kendi şartlarımıza göre seçime hazırlanıyoruz.

2019 genel seçimlerinde milletvekilliği yanında Cumhurbaşkanlığı seçimi de yapılacak. Siz bu noktada tercihinizi kimden yana kullanacaksınız ya da sizin Cumhurbaşkanlığı için bir adayınız olacak mı?

‘Şuan toplumun maslahatı AK Parti değildir’

Aslında 16 Nisan’da evet diyenlerin de hayır diyenlerin de gerekçeleri aynı değildi. Bizim evet gerekçemiz farklıydı AK Partinin, MHP’nin, BBP’nin evet demesi farklıydı. Aynı şey hayır diyenler için de böyleydi; HDP’nin hayır demesi ile CHP’nin, Saadet Partisinin hayır demesi farklıydı. Yani, ortada bir bloklaşma var ama gerekçeler farklı farklı olabiliyor. Yarın Cumhurbaşkanlığı seçimi olsa şartlara bakacağız tabii ki. Şunu özellikle belirtelim, şuan toplumun maslahatı AK Parti değildir. Toplumun maslahatı CHP değildir, onun etrafında kenetlenmek değildir. Yani, olası bir seçimde icraata, adaya bakmak gerekir. Tabii ki, en ideali kendi adayınızı çıkarmaktır ama yoksa da adayların performansına bakarsınız. Kendi adayınızı çıkarmanıza ekonomik şartlar elvermedi ya da siyasi olarak böyle bir şeyi faydalı görmediniz. Böyle bir durumda var olan adaylar değerlendirilir. Adayın geçmişine bakılır, icraatına bakılır, söylemlerine bakılır ve bu söylemlerini gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceklerine bakılır. Adayların şuan ki duruşlarına da bakılır. Kürdistan referandumuna karşı duruşları, içeride Kürt meselesine yaklaşımlarına, tavırlarına ve duruşlarına bakılır. İslam’ın toplumda yaşanmasının önündeki engelleri kaldırıp kaldırmadıklarına bakılır. Lafla peynir gemisi yürümez. O yüzden de lafa değil icraata bakacağız. Yani, icraatta toplumun maslahatına uygun bir aday varsa desteklersiniz yoksa desteklemezsiniz. Boykot dahi seçenekler arasında olabilir. O yüzden de şuan kesin bir şey söylemek erkendir ama kriterlerimiz de bellidir. Yani, hiç kimseye ne açık çekimiz, ne de toptan bir reddiyemiz yoktur. Siyasette ilkeli olmak gerekir ve ilkler çerçevesinde de ittifaklar yapılabilir.  Toptan ret ya da toptan kabul siyasetimizde  yoktur.