
Türkiye'nin Tavrı Yeterli Değil Ama…
BM'nin Mavi Marmara Raporu Türkiye tarafından tanınmazken, İsrail'le ilişkiler en alt seviyeye indirildi. B planıyla açıklanan beş maddelik yaptırım kararının C planıyla devam edeceği belirtilirken, Prof. Dr. Yasin Aktay Türkiye-İsrail ilişkilerindeki süreçle ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu.İSTANBUL - Birleşmiş Milletlerce dört kez ertelettirilen Mavi Marmara raporu geçtiğimiz günlerde basına sızdırıldı. Rapora göre İsrail'in, aşırı güç kullanarak yardım gemisinde katlettiği 9 Türkiyeli Müslüman'ın durumunu izah edemediği ancak Gazze'ye yönelik sürdürdüğü ablukanın meşru olduğu belirtiliyor. Raporun açıklanması sonrası konuşan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, BM'nin hazırladığı Palmer Raporu için "bizim için yok hükmünde'' dedi.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu yaptığı basın toplantısında işgalci israil'in gerçekleştirdiği vahşi katliamdan dolayı artık bir bedel ödemesinin zamanının geldiğini dile getirdi ve uygulanacak yaptırımları açıkladı. Davudoğlu, İsrail`e uygulanacak yaptırımları şu şekilde sıraladı:
- Türkiye-İsrail diplomatik ilişkileri ikinci kâtip düzeyine indirilecek.
- Askeri anlaşmaların tümü askıya alınmıştır.
- Türkiye, Doğu Akdeniz'de seyrüsefer serbestisi için gerekli gördüğü her türlü önlemi alacaktır.
- Türkiye İsrail'in Gazze'ye uyguladığı ambargoyu tanımamaktadır. Bu doğrultuda BM Genel Kurulunu harekete geçirmek için girişimlere başlayacaktır.
- İsrail saldırısının Türk ve yabancı tüm mağdurlarının mahkemelerdeki hak arama girişimlerine Türkiye tarafından gereken her türlü destek verilecektir.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, İsrail'e sert sözlerle yüklendi. İsrail'i, "Şımarık oğlan" olarak niteleyen Erdoğan, Türkiye gemilerinin Akdeniz'de artık daha sık görüleceğini açıkladı. Başbakan Erdoğan, Türkiye-İsrail ilişkilerine dair, "İsrail, Türkiye'nin bölgedeki ortaklığını kaybetti. B'den sonra C planımız da var. Bu süreci çok daha farklı yaptırımlar da takip edecektir" diye konuştu.
Konu ile ilgili görüştüğümüz Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi ve aynı zamanda Stratejik Düşünce Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay, Türkiye-İsrail ilişkilerinin geldiği noktayı ve bundan sonraki süreci değerlendirdi.
BU SÜREÇ İSRAİL İÇİN ÇOK AĞIR OLACAK
İsrail özür dilemeyeceğini ve Gazze'ye yönelik ambargonun devam edeceğini belirtse de Türkiye özür ve tazminat şartı ile ambargonun kaldırılmasında ısrar ediyor. Aksi takdirde dondurulan ilişkilerin tamamıyla kopacağı uyarısında bulunuyor. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu süreç, aslında İsrail ta baştan özür dileseydi ki yine özür dilemek ona zor olacaktı; ama bugünkünden çok daha kolay olmuş olacaktı, karşılaştırıldığı zaman. Zaman işledikçe İsrail'in özür dilemesi kendisi açısından hem daha çok zor olmaktadır. Öbür taraftan Türkiye ile olan ilişkileri bozmanın maliyetleri daha fazla, daha ağır olacak. İsrail için çok ciddi bir handikap bu. Türkiye için çok fazla bir kayıp söz konusu değil. Türkiye zaten İsrail'le olan ilişkilerden hep zararlı çıkan ülke olmuştur. Çünkü Türkiye, İsrail'le olan ilişkileri dolayısıyla özellikle Arap ve Müslüman kamuoyunda çok saygınlık ve prestij yitiriyordu. O dünyaya açılım şansını zora sokuyordu. Öbür tarafta İsrail'le olan savunma sanayi alanında İsrail'in alternatif pazarları çok daha ucuz olduğu halde Türkiye kendini Amerika ile olan ilişkiler çerçevesinde mecbur hissediyordu. Ve İsrail'le yapılan savunma sanayi ihalelerine çok paralar ödeniyordu. Oysa bu ihalelerin çok daha uygunu gerek Çin'den, gerek Rusya'dan, gerek Avrupa ülkelerinden temin edilebilir. Hatta daha da ötesi askeri savunma araçlarını Türkiye kendi kendine geliştirebilir.
İHTİLAFIN ÇIKMASI HAYIRLI SONUÇLAR GETİRDİ
Örneğin heronlarla ilgili çok ciddi bir takım spekülasyonlar var. Son derece pahalı olan bu araçların aslında Türkiye'nin İsrail'e olan bağımlılığını sürekli hale getirmekten başka bir kazancı yoktu. Türkiye lazım olduğu zaman bu aletleri kullanma konusunda İsrail'e bağımlılıktan kopamıyordu. İsrail bu heronları bile Türkiye'ye vermiyordu. Bin bir minnet ricayla Türkiye'ye veriyordu. Ve Türkiye lazım olduğu zaman bu araçları kullanamıyordu. Oysa bu bağımlılıktan koptuğu zaman Türkiye bu heronları yapabilecek teknolojiden yoksun değil. Türkiye'nin İsrail'e bağımlı olmasının kader gibi düşünülür olması Türkiye'nin savunma sanayisinin gelişmesine ket vuruyordu. Nitekim İsrail'le ilişkilerin soğumasından sonra bu heronların üretimi konusunda Türkiye çok ciddi bir takım gelişmeler kaydetti. Yanı sıra İsrail'den aldığımız tanklar, o tankların modernizasyonu bir bakıma İsrail'e yardım gibi telakki ediliyordu. Ve bu Türkiye'nin İsrail'e bir katkıda bulunma, bir dost alışverişini yapma gibi bir yükümlülük olarak görünüyordu. Bu yükümlülükler bir bakıma Amerika ile olan ilişkilerin promosyonu olarak herhalde eklenmiş oluyordu ilişkilere. Türkiye ile İsrail arasında böyle bir ihtilafın çıkması hayırlı sonuçlar getirmiş diyebiliriz. Türkiye bu açıdan bu yükten kurtulmuş oluyor. Bu gerilimden Türkiye'nin hiçbir kaybı yok; ama İsrail'in çok ciddi bir kaybı var. Dolayısıyla Türkiye'nin hiçbir acelesi de yok. Türkiye İsrail'i özür dilemeye mecbur edecek. Özür dilemese de kârlı çıkacak.
İSRAİL'İN EMPERYAL YAYILMA VE SALDIRGAN POLİTİKALARI KABUL EDİLEMEZ
İsrail'in çevresine sürekli zarar vermesi ve özellikle Gazze'ye yaptığı saldırılarda görüldüğü gibi yapıcı olmaması sebebiyle ilişkiler tamamıyla koparılamaz mıydı? Acaba Türkiye ile İsrail arasındaki arabulucular mı, yoksa dönen rant mı bu ilişkilerin sürmesini sağlıyor?
İsrail Ortadoğu'nun kalbinde bir rejim. Sonuçta 7-8 milyon halkıyla bölgede var olmaya devam edecek bir ülke. Silahları ve ciddi bir ekonomisi olan bir ülke. Ama bu ülke kendini çevresindeki diğer ülkelerle eşitleyerek ancak var olmayı kabul ettiği takdirde bu şekilde bir varoluştan kimse rahatsız olmaz. Ama İsrail bununla yetinmeyip, emperyal bir yayılma politikası izlemeye kalkıştığı zaman problem oluşturuyor. Gazze'ye veya Filistin topraklarına saldırgan politikalarıyla kabul edilemez bir unsur haline geliyor. Onun için Türkiye'nin ilişkileri düzeltmeyi belli bir bedele bağlaması ilişkileri tamamen askıya almasından daha iyidir. Çünkü tamamen askıya aldığı zaman İsrail'in girmiş olduğu o saldırgan politikalarını engelleme şansı biraz daha azalmış olur. Hiç olmazsa Türkiye'nin dostluğunu kaybetme riski bile israil için bir yaptırım unsurudur. Dolayısıyla ilişkileri kötüleştirmek zannedildiği gibi Türkiye'nin aleyhine olacak bir şey olmayabilir. Bölgenin lehine olabilecek, bir şeyi kontrol altında tutmak açısından iyidir. İlişkileri iyi tutmak birilerine bağımlı olmak veya birilerine lütufta bulunmak anlamına gelmiyor. Bazen birilerini kontrol altında tutmanın bir yoludur ilişkileri iyi tutmak. Siz ilişkileri iyi tuttuğunuzda ondan gelecek zararları da defetme şansınız var.
İSRAİL, LOBİLER ARACILIĞIYLA HİLE VE BASKI YAPIYOR
Birleşmiş Milletlerin hazırladığı Mavi Marmara Raporuna göre abluka meşrudur, İsrail'in sadece üzüntülerini belirtmesi ve tazminat ödemesi yeterlidir. Tamamen İsrail'in istediği böyle bir rapora karşı neler söylemek istersiniz?
Şimdi bu rapor İsrail'in belli bir manipülasyon gücünü gösteriyor. İsrail'in gerek Birleşmiş Milletler'de gerek ABD'de belli lobiler aracılığıyla işlerini yürüttüğünü biliyoruz. Yani bir nevi şike yapıyor; rüşvet, hile, baskı yollarıyla bu tür raporları engellemeye çalışıyor veya lehine çeviriyor. Eğer gücü yetmezse bile çıkacak raporları takmama gibi bir ayrıcalığı var. Bu ayrıcalık her nasılsa uluslar arası kamuoyunda kendisine tanınmış durumda. Çünkü neden, 30'lu 40'lı yıllarda Yahudilerin Avrupa'da maruz kaldıkları soykırım ve katliamlar onlara bugün bu pozitif ayrımcılık hakkını doğurmuş durumda. Onlar bu ayrımcılığı sonuna kadar tepe tepe kullanma bidâdına sahipler. Fakat bu pozitif ayrımcılığın başka insanların hayatlarını yok etmek, zindan etmek artık daha fazla göze çarpmaya başlıyor ve kabul edilemez bir boyut kazanıyor. Filistinliler Yahudilere tarihlerinde hiçbir zaman soykırım yapmamışlar, zulmetmemişler. Aksine Müslümanların hâkim olduğu dönemlerde Yahudiler çok rahat bir şekilde yaşamışlardır. Avrupa'da yaşadıkları zulmü Filistinlerden çıkarmaları hiç adil değil. Ve bu da İsrail'in meşruiyeti, eskiden çok fazla sorgulanmasa da bugün medyanın çeşitlenmesiyle birlikte çok daha fazla sorgulanmaya başlandı.
SEYRUSEFER SERBESTÎSİ İLE GAZZE ABLUKASI GEÇERSİZ HALE GETİRİLEBİLİR
Dışişleri Bakanının açıkladığı beş maddelik yaptırım paketi içinde en dikkat çekici olanı "Seyrü sefer serbestîsi" açıklamasıydı ve İsrail'e açık bir mesaj niteliğindeydi. Sizce alınan bu Seyru Sefer serbestisi kararı sonrası Gazze için neler yapılabilir?
Bir kere bu seyru sefer serbestisi kararı ile Gazze ablukası tamamen geçersiz hale getirilebilir. Hem denizyolu üzerinden bunun yapılması demek İsrail'e meydan okunması demek. İsrail'in bu çılgınlık düzeyi ile bir tepki vermesi hesaplanmalıdır. Çünkü açıkça bir çatışmaya girmek akıl kârı olmayabilir. Ama Mısır-Refah üzerinden Gazze ablukası tamamen geçersiz hale getirilmesi gerekiyor. Birleşmiş Milletler raporunun en önemli boyutu İsrail'in 70 mil ötede Akdeniz'de seyretmekte olan bir gemiye müdahale etmesini haklı görmesi. Dolayısıyla bununla şu ifade edilmiş oluyor; İsrail Akdeniz'de istediği yerde istediği gemiye müdahaleyi yapabilir. Şimdi böyle bir sonucun çıkması demek Akdeniz'in bir İsrail gölü haline getirilmesi demektir. Tabi bu kabul edilebilir bir şey değildir. Türkiye'nin itiraz etmesi çok mantıklı bir durumdur. Türkiye Akdeniz'de en fazla kıyısı olan ülke olma hasebiyle en fazla hakkı olan ülke olması gerekir. Eğer İsrail'in böyle bir hakkı varsa Türkiye'nin hayli hayli böyle bir hakka sahip olması gerekir ve olması gerektiğini ilan etmekten başka bir çaresi de yoktur Türkiye'nin. Doğrusu Türkiye böyle deniz yolu üzerinde belki Gazze'ye yardımları yapmayı defaatle düşünmeyebilir; ama Refah kapısı üzerinden ablukayı tamamen geçersiz hale getirecek işlevliği oluşturması mümkündür.
TÜRKİYE'NİN TAVRI YETERLİ DEĞİL AMA...
israil'in Kıbrıs açıklarında doğalgaz araması ve Türkiye'nin çevresindeki ülkelerle askeri ilişkiler ve işbirliğini geliştirmesi gibi durumlar ortadayken, Türkiye'nin İsrail'e karşı tavrını yeterli buluyor musunuz?
Yeterli değil tabi ki; ama fazlası da şu aşamada çok fazla sert olur. Ama zamanla galiba o noktaya doğru gidecek. Yani İsrail'in Türkiye'nin dibinde Rumlarla anlaşmalı olarak petrol ve doğalgaz aramayı başlatması kabul edilebilir bir şey değil. Türkiye aslında bu Seyrüsefer kararını biraz da bu olaya karşı bir tepki olarak da, tedbir olarak da düşünmüş olabilir. Bu da kuvvetle muhtemeldir. Türkiye'nin aldığı bu karar karşılığında İsrail'in Rumlarla anlaşmalı olarak Akdeniz'de serbestçe doğalgaz ve petrol arayabilmesi öyle zannediyorum ki zaten mümkün olmayacak. (Mehmet Özcan - İLKHA)


Avrupa'nın önde gelen Müslüman entelektüellerinden Tarık Ramazan, "Arap Baharı" süreci öncesinde Batı'nın yönlendirici etkisi olduğunu söyledi.
T24 sitesinden Hazal Özvarış, sosyalist gelenekten gelen Kürt aydın Ümit Fırat ile "Dindar Kürtleri kim kazanır: AKP mi, cemaat mi, Mustazaflar mı, BDP mi?" başlığı altında bir söyleşi gerçekleştirdi.
Diyarbakır Barosu Başkanı M. Emin Aktar, Mustazaf Der'in kapatılma kararının ne hukuki ne de adil olduğunu ifade ederek, demokratik bir toplumda bunu izah etmenin mümkün olmadığını söyledi.
Siyonist işgal rejimi zindanlarında 17 Nisan`dan bu yana açlık grevinde bulunan 1600 Filistinli esirin durumu kötüye giderken, duyarlı Müslümanlar dışında dünya kamuoyu sessizliğini koruyor.
İnzar Umre Kampanyasına katılan 99 kişiye rehberlik eden Siyer araştırmacısı M.Bahattin Temel, kutsal topraklarda teneffüs ettikleri manevi havayı Doğruhaber'e anlattı.
Avrupa'daki okuyucularını önemsediklerini belirten yazar ve yayıncı M. Ali Gönül, Avrupa'da yaşayan Müslümanlara yönelik yayıncılık faaliyetlerini arttıracaklarını söyledi.
Çeçenlere yönelik yaşanan suikastlardan sonra son dönemlerde başlayan iade ve sınır dışı furyası akıllara "Çeçen mülteciler neyin bedelini ödüyor" sorusunu getirdi.
Avrupa'da yaşayan gençler, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Paskalya (Ostern) Bayramı dolayısıyla okulların tatil olmasından yararlanarak Umre'ye gidecekler. Bu organizasyonu gerçekleştiren Meş'ar Hac ve Umre Organizasyonu yetkilisi, konuyla ilgili ilginç açıklamalarda bulundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Yüksek öğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve üniversite hazırlık kurslarının kaldırılacağını söyledi.
Hamas’ın Siyasi Büro Şefi Halit Meşal, “Arap Baharı bizi de yakından ilgilendirmektedir. Arap Müslüman topluluklarla olaylara yaklaşımlarında aynı görüşü paylaşmaktadır. Arap Baharı'nın Müslümanlar tarihinde bir dönüm noktası olduğunu düşünüyoruz” dedi.
HSH- İslami Tevhid Hareketi Genel Sekreteri Şeyh Bilal Şaban, Cumhuriyye Gazetesiyle yaptığı söyledşide, 'Ben Sünni olsun Şii olsun, Müslüman olsun Hıristiyan olsun, Kürt-Türk-Arap-Berberi kim olursa olsun mazlumun yanında, zalimin karşısındayım.' dedi.
HSH- Tesettürün simge isimlerinden Şule Yüksel Şenler hanımefendi, kendisiyle yapılan son söyleşide İslami Tesettürle birlikte birçok konuda tarihi beyanatlarda bulundu.
Sabancı Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Tosun Terzioğlu, ilkokulda başörtüsü takılabileceğini söyledi. Vatan Gazetesi`nden Mine Şenocaklı`nın sorularını cevaplayan Terzioğlu, "neden başörtülü olmasın! Sorun ne bilmiyorum ki!" dedi.
HSH- Doğruhaber Gazetesi'nin sorularını yanıtlayan Nisanur Dergisi sahibi Saim Yüksek, Derginin nasıl bir kadın profili hedeflediği sorusuna çarpıcı bir yanıt verdi.
Batman'da minibüs durağına konulan beş bombadan birinin patlaması sonucu 11 kişi hayatını kaybettiği, 16 kişi de yaralandığı olayın Devletin istihbarat birimlerince gerçekleştirildiği ortaya çıktı.
Vakit Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hasan Karakaya, meslek hayatının 40. yılına girdi. Karakaya, geçen zamana bakınca, "Keşke her şey güzel olsaydı, ben de romantik yazılar yazsaydım. Şair der ya 'Beni bu havalar mahvetti'. Beni de bu cuntalar mahvetti! Türkiye gibi ben de normal olamadım." diyor.
Suriyeli muhalif gruplardan Ulusal Koordinasyon Kurulu’nun Başkanı Heysem Menna, İstanbul’da kurulan Ulusal Konsey adlı örgütün başkanı Burhan Galyon’un direnişle ilgili sözlerini utanç verici olarak niteledi.
HSH- Suriye'deki olayların başlangıç noktası ile gelinen içler acısı durumu değerlendiren uzmanlar, sorunun Türkiye, Rusya ve İran'ın birlikte hareket etmesiyle sorunun çözülebileceğini, aksi halde Katar ve Suudi Arabistan'ın silah desteği ile çatışmaların arttırılarak coğrafyanın Irak'tan çok daha kötü olacağını belirttiler.
Mustazaf Der Genel Başkanı Av Hüseyin Yılmaz, "Dindar Gençlik" tartışmalarından KCK'nın Hizbullah manifestosu hakkında açıklamalarına kadar birçok konuyu İlke Haber Ajansı'na değerlendirerek dikkat çekici açıklamalarda bulundu.
Arap Baharı'nın Filistin'e yansımalarından, Heniyye'nin dış ziyaretlerine; 'Türkiye Hamas'a 300 milyon dolar verdi' haberlerinden, Filistin iç barış müzakerelerine kadar daha birçok konuda soruları yanıtlayan Hamas liderlerinden Mahmud Zahar, Doğruhaber Gazetesine önemli açıklamalarda bulundu.
Yaklaşık 30 polis tarafından darp edilen Mustazaf Der Osmaniye Şube Başkanı Abdulkadir Alakuş, yaşadığı olayı İLKHA'ya anlattı. Polisin terörist muamelesi yaparak kendilerine silah doğrulttuğunu, biber gazı sıkarak darp ettiğini ifade eden Alakuş, hem darp ettiklerini, hem de kendilerini temize çıkarmak için davacı olduklarını söyledi.
Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nadide Kazancı ise, Astronomi ve Uzay Bilimleri Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rennan Pekünlü'nün öğretim üyeliğinden uzaklaştırılma noktasına gittiğini söyledi.
Marmara İnsani Hak ve Özgürlükler Platformu İstanbul'da yaptığı kitlesel basın açıklamasıyla Mustazaf-Der'ın kapatılması ve Gaziantep'te kızının başörtüsüyle okuması için mücadele eden Güllü Çevik'e ceza verilmesini kınadı.
ABD devlet Barck Obama'nın, ABD- Pakistan hükümeti işbirliğiyle bir yıl önce düzenlenen operasyonla katledilen Usame bin Laden'in ölümü üzerinden oy alma planları yaptığı öğrenildi.
Avrupa'nın önde gelen Müslüman entelektüellerinden Tarık Ramazan, "Arap Baharı" süreci öncesinde Batı'nın yönlendirici etkisi olduğunu söyledi.

Yazar Cevdet Kara, Mustazaflarla Dayanışma Derneği'nin kapatılmasını konu alan yazısının sonunda, "Mustazaflar üzülmesin… Elbet güneş yeniden doğacak… Çünkü Hak geldi batıl zail olacak…" şeklinde bitirdi.

Kros yarışmasında dereceye giren başörtülü öğrencinin ödülü verilmedi! Hatayı, kaymakam telafi etti.

Volkswagen 24 Golf Blue-e-Motion aracından oluşan bir filo ile sekiz batı Avrupa ülkesinde ve Japonya'da uluslararası Roadshow'a başladı. Etkinliklerin amacı farklı müşteri gruplarına Volkswagen'in elektrikli otomobil alanındaki çalışmalarını tanıtmak ve yeniliklere katılımlarını sağlamak.

Almanya'nın Türkiyelilere uyguladığı katı vize uygulaması beşikteki çocuktan 80 yaşındaki yaşlılara kadar uzanıyor. Vize engeline takılan son mağdur bir buçuk yaşındaki Enes oldu.

Mardin'in Kızıltepe ilçesinde Eğitim Birsen Kızıltepe Şubesi, İrfan Der ve İHL-Der düzenledikleri ortak basın açıklamasıyla Mustazaf Der'in kapatılmasını kınadı.






























.jpg)


























Ulusal Kanal'da Mustazaf-Der'in Kapatılması Sevinci
Muhteşem Mevlid Etkinliğinin Tüm Ayrıntıları...
Diyarbakır'daki Tarihi Etkinlik Görüntüleri (17) 