Ana SayfaRöportaj
2012-02-13 12:26
'Suriye Irak'tan Çok Daha Kötü Olabilir'

'Suriye Irak'tan Çok Daha Kötü Olabilir'

HSH- Suriye'deki olayların başlangıç noktası ile gelinen içler acısı durumu değerlendiren uzmanlar, sorunun Türkiye, Rusya ve İran'ın birlikte hareket etmesiyle sorunun çözülebileceğini, aksi halde Katar ve Suudi Arabistan'ın silah desteği ile çatışmaların arttırılarak coğrafyanın Irak'tan çok daha kötü olacağını belirttiler.
Paylaş | Facebook   | + Ο -
Yazdir

Hürseda Haber Merkezi- Gazeteci Ruşen Çakır'ın Suriye konusunda iki uzman Fehim Taştekin ve Nuh Yılmaz ile Vatan Gazetesi için yaptığı röportaj...

Suriye adım adım yeni bir Irak olmaya doğru gidiyor. Ne var ki ülkemizi birinci derecede ilgilendiren bu kriz hakkında çok fazla bilgi sahibi değiliz. Buna bağlı olarak “Suriye konusunda ne yapmalı?” sorusuna çok farklı ve çelişkili cevaplar veriliyor. Bu yazı dizisinde konuyu yakından takip eden iki uzmanı bir araya getirdik. Radikal Gazetesi Dış Haberler Müdürü Fehim Taştekin, Suriye üzerine yazıları ve televizyonlardaki yorumlarıyla öne çıkan bir isim. Uzun süre SETA Vakfı Washington Temsilciliği yapan, El Cezire Türk’ün kuruluş sürecinde yönetici olarak yer alıp kısa süre önce ayrılan Nuh Yılmaz ise Suriye sorununu bölgesel bağlamda ele alan yazılarıyla dikkati çekiyor. Onların bilgi, yorum ve aralarındaki tartışmaların Suriye’yi daha iyi anlamaya katkıda bulunacağına inanıyoruz:

-Suriye’de neler oluyor? İç savaş çıkacağı kesin mi?

Taştekin: Bir tarafta barışçıl gösteriler, bunun hemen yanında silahlı eylemler var. Bu iki süreç birbirine paralel gidiyor. İşin başında sadece barışçıl gösteriler vardı ama hatırlarsanız Cisr el Şuğur’da bir katliam oldu. O katliam çok aydınlatılamadı. Beşar Esad elçileri aldı oraya götürdü. 110 güvenlik gücünün öldürüldüğünü dünya medyasına göstermeye çalıştı. Bu olay bizim Suriye okumalarımız açısından bir kırılma yarattı. O ana kadar sadece rejimin milis gücü diye adlandırdığı Şebbihaların ve istihbarat birimlerinin halkı terörize ettiğini, halka ve özellikle cenazelere ateş açtığını duyuyorduk. Bu olay bize silahlı bir direnişin de var olduğunu gösterdi. Şöyle düşünüyorum: 2003’de Irak Savaşı’ndan sonra o bölgede, özellikle Sünni kesimlerde silahlı direniş tecrübesi oluştu. Önceden Suriye’den Irak’a bir geçiş olduğu söylenirdi şimdi ise tam tersi bir geçiş olabilir. Suriye’de hızlı bir şekilde silahlı unsurların devreye girmesini izah ederken Irak’a bakmamız gerek.

Bir de ordunun bir bölümümün muhalif saflara geçmesi konusu var.

Taştekin: O daha sonraki aşama. Ayrıca unutmayalım, Müslüman Kardeşler’in 1982’de Hama katliamına gerekçe yapılan silahlı saldırı geçmişi var. Acaba Müslüman Kardeşler rövanş peşinde mi sorusu akla geliyor. Siyasi kanadı değil ama örgütün farklı unsurları böyle bir şeyin peşinde olabilir. Demek istediğim şiddet şiddeti doğuruyor ama sürecin henüz başında silahın devreye sokulduğu da gerçek. Sonuçta birilerinin eline silah alması Esad rejiminin işine geliyordu. Bu tuzağa çabuk düşüldü.

Barışçıl gösterilerle devam eden bir muhalefeti şiddetle bastıran bir rejim dünyada daha çabuk yalnızlaşırdı. Silahlı muhalefet işin içine girince teröre mücadele boyutları konuşulmaya başlandı diyorsunuz.

Taştekin: Aynen öyle. Ahmet Davutoğlu gittiğinde kendisine söylenen buydu. Daha sonra muhalifler Mısır’daki gibi gösterileri rejimi devirecek ölçüde kitleselleştiremedi. Bu olmayınca muhalifler, ordu içinde Sünni kanadın çekilmesine ve böylece rejimin içeriden çökmesine bel bağladı. Böyle bir süreç de başladı. Sonuçta asi askerler Özgür Suriye Ordusu’nu kurdu. Asilerin lideri Türkiye’den bu çözülmeyi yönetiyor. Fakat ordunun içindeki çözülmeyle rejimi sonlandırma senaryosu da sonuç vermedi.

Bu bir süreç değil mi? Şu anda gerçekleşmemiş olabilir ama daha sonra gerçekleşemez mi?

Taştekin: İhtimaller üzerinden konuşabiliriz ama hesap edilmeyen bir şey var: Esad rejimi sadece Alevi azınlık tarafından desteklenmiyor. Baas rejimi içerisinde sadece Aleviler yok; Sünniler var, Çerkezler, Dürziler var Hıristiyan gibi azınlıklar var. Müslüman Kardeşler’den korkan, şüpheyle bakan Sünni bir kesim var.

Laik sünniler...

Taştekin: Evet. Esad bu tabanı önemli ölçüde kullanabiliyor. Bir yanda 10 bin kişilik muhalif gösteriler yapılırken, diğer tarafta 100 bin kişilik rejimi destekleyen gösteriler de yapıldı. Sokağın gücüne yine sokağın gücüyle cevap verildi.

Söylediklerinizden, bir iç savaştan bahsetmek için erken olduğu sonucunu çıkarabilir miyiz?Taştekin: İç savaşın ne olduğu sorusuna herkesin farklı bir yanıtı var. Gelinen noktada Humus, Hama, Dera ve İdlip gibi kritik yerler kısmen kontrolden çıkmış durumda. Belli kesimleri Özgür Suriye Ordusu kontrol ediyor. Burada çok ağır silahların kullanıldığını görüyoruz. Bunu iç savaş başlangıcı, düşük yoğunluklu iç savaş veya iç savaşın ta kendisi diye tanımlayabiliriz. Hangisini tercih edersek edelim sonuçta içinde iç savaş geçen bir tanım kullanmak durumundayız. Sonuçta 6000’den fazla muhalif 2500’den fazla güvenlik gücü öldü. Siz gösterilerle, silahlı mücadele ile rejimi bir noktaya çekemiyorsanız daha sonra iç savaş senaryosunu oynarsınız. Gelinen nokta budur.

Siz ne düşünüyorsunuz iç savaş konusunda?

Yılmaz: En başından beri Suriye’deki durum zaten bir iç savaştı. İç savaş bir ülke içerisinde belli grupların silahlanarak, belirli bir toprak üzerinde hakimiyet kurması ve merkezi güvenlik güçlerini bu bölgeye sokmayarak, merkezi güçlere karşı hasmane tutum almasıdır. Esad güçleri belirli bölgelere giremiyordu ülke içinde. Özgür Suriye Ordusu’nun orduyu bölme çabaları başladığı andan itibaren iç savaşın olduğu resmen ortaya çıktı. Şu anda ülke tam anlamıyla bir iç savaş yaşıyor.

Eğer bir iç savaş söz konusuysa bunun mezhep ekseninde olma ihtimali hayli yüksek. Siz son yazınızda tüm bölgede mezhep eksenli bir kırılmanın yaşandığını ileri sürdünüz. Bununla birlikte Suriye’deki Nusayrilikle İran Şiiliği arasında çok büyük farklar da var.

Yılmaz: Mezhep meselesinde ciddi bir İran etkisi var. Nasıl Rabıta eliyle Suudi Arabistan çeşitli yerlere kendisine yakın imamları gönderiyor idiyse İran da Suriye’de benzer uygulamalar yaparak ülkedeki Alevi nüfusu Şiileştirmeye çalışıyor. Bu ne kadar başarılı olmuştur ayrı mesele ama Suriye yönetiminin bunun önünü açtığını ve desteklediğini söyleyebiliriz. İkinci olarak Hizbullah’ın altını çizmeliyiz. Hizbullah bir direniş örgütü olarak ortaya çıkıp, Lübnan’daki bütün unsurlarla belli noktalarda işbirliği yapabilen siyasi bir örgüttür. Bu örgütün Suriye içerisinde, rejimin desteğiyle köylerde operasyona girmesi (bu konuda artık tartışma yok gibi bir şey) meselenin mezhep üzerinden yürüdüğünü gösteriyor. Başka bir önemli nokta da Hamas’ın Suriye’den çıkması. Esad yönetiminin Hamas’tan istediği aynı Hizbullah gibi belli noktalarda Sünni direniş gruplarına karşı rejimle işbirliği yapmasıydı. Hamas bunu kabul etmediği için ülkeden çekilmek zorunda kaldı. Aynı şekilde Irak Başbakanı Maliki’ye yakın birtakım Şii milis gruplarının Suriye’ye girip, rejime destek vermesi mezhep dayanışması açısından oldukça önemlidir.

Yani Esad rejiminin devam edebilmesi için bölgedeki farklı güçlerin tam bir seferberlik içinde olduğunu söylüyorsunuz. Burada İran da var tabii ki.

Yılmaz: Kesinlikle İran da var. İran’ın Hamas’a yardımı kesmesi bile başlıbaşına bir göstergedir. İran 6 ay Hamas hiç yardım etmedi. Hamas finansal olarak bitmişti. Ayrıca şu anda Suriye rejimi finansal olarak da çökme noktasında. Zaten ayakta durmasını sağlayan İran’ın mali desteği. Körfez’deki Suriye’nin mal varlıklarının dondurulmuş olması buna karşılık da İran’ın Suriye’ye destek vermesi ve Irak’ın desteklemeye çalışması işin mezhep yönünü ortaya koyuyor.

Bir yanda Şii bloklaşmasından söz ediyorsunuz...

Yılmaz: Tabii ki bunun karşısında da başka bir bloklaşma var. Bu işin ucu Lübnan’daki Refik Hariri suikastına kadar gidiyor. O andan itibaren Suudi Arabistan’la Şam arasında çok ciddi bir hesaplaşma başladı. Bakın Suriye’de Müslüman Kardeşler (İhvan) bölünmüş durumda. Büyük bir kısmı silahlı mücadeleye mesafeli ancak küçük bir grup destek veriyor. İşte bu gruplara Suudi ve Katar desteğinden bahsetmek mümkün. O anlamda buraya akan bir para var. Ürdün’de bazı Suriyeli Sünni gruplara silahlı eğitim vermek için kurulmuş kamplar var.

Suriye’de yaşananları Arap Baharı’nın kaçınılmaz bir parçası olarak tarif edebilir miyiz?

Yılmaz: Arap Baharı’nın tamamen bölgesel dinamiklerle ortaya çıktığını; Tunus’un tamamen sürpriz olduğunu; Mısır’ın bir şekilde kontrol edilemeyen gerilimle düştüğünü ve daha sonrasında ise Libya ve Suriye’de bu işin yönetilmeye, dışarıdan yönlendirmeye başlandığını düşünüyorum. Bu kriz bir anlamda Suriye’ye hediye edilmiş oldu. Bu işin derinleşmesi de dış destekle oldu. Türkiye’nin dış politikasının bir başarı hikayesi varsa bu Suriye hikayesiydi. Suriye, Türkiye dış politikasının Arap dünyasına açıldığı bir kapıydı ve birçok sorun zamanla çözülmüştü. Suriye krizinin şu gerekçelerle kodlanmış olduğu kanısındayım: 1) Türkiye’nin Mısır’a ve Tunus’a verdiği desteğin önünü kesmek; 2) Suriye’de patlak verecek bir mezhep savaşının Türkiye ve İran’ı birbirine düşürmesini sağlayarak bu iki ülkeyi birden kontrol edebilmek; 3) Şii tehlikesiyle yatıp kalkan Suudi Arabistan’ı yatıştırmak; 4) İsrail’in Tunus ve asıl Mısır’da uğradığı zararı Suriye üzerinden tazmin etmek. Bu sebeplerden dolayı Suriye’deki krizin bir anlamda yaratıldığını ve bölgedeki pozitif enerjinin Suriye’ye yönlendirildiğini düşünüyorum. Suriye rejimi de bunun gerçekleşmesi ve krizin derinleşmesi için elinden geleni yaptı. Bu sürecin doğal olmadığını, Suriye’nin 2-3 yıl içinde normalleşerek kendini bir noktaya getirebileceğini ama buna izin verilmediğini düşünüyorum.

Çözüm için Türkiye, İran ve Rusya kritik önemde

Peki bundan sonra nasıl bir süreç bekliyorsunuz?


Taştekin: Türkiye eğer Rusya ve İran’la birlikte çalışırsa bir çözüm bulunabilir. Aksi halde Katar ve Suudi Arabistan’ın silah desteği ile çatışmaların dozu artabilir ve coğrafya Irak’a göre çok daha kötü bir hal alabilir.

Yılmaz: Şu an bir dehşet dengesi oluşmuş durumda. Ne Esad’ın ne de muhalefetin ortadan kalkmayacağı kesin. İkisi de birbirini bastıramaz. Çok kanlı bir süreç olacak ve Türkiye-İran ilişkileri de bu yüzden bozulacak gibi görünüyor. Bunun çözümü Türkiye ile İran’ın anlaşması olabilir. Bunun için de İran adım atmalıdır. Ancak İran her zamanki gibi her şeyi istiyor. Ama herhangi bir şey vermeye de yanaşmıyor.

- Türkiye zamanında gereğinden fazla bir şekilde Esad’a destek vermişti. Şimdi de Türkiye hüsrana uğramış bir şekilde yine aşırı bir tepki verdiğini görüyorum. Siz nasıl görüyorsunuz?

Fehim Taştekin: Türkiye, Suriye ile ilişkisini kardeşlik boyutuna taşırken “ Biz bunu Batı’ya rağmen yaptık” şeklinde açıklamalar yapılıyor. Fakat Batı’nın beklentisi Suriye’yi Türkiye üzerinden İran’dan uzaklaştırmaktı, ama bu gerçekleşmedi. Türkiye de Suriye üzerindeki kredisine güvenerek, Suriye’deki sorunu barışçıl biçimde çözmek istedi. Burada Türkiye’nin en büyük hatası, kendisi 30 senedir anayasasını değiştiremeyen bir ülke olarak Baas rejiminin çöpe atılması anlamına gelen bir açılım için 15 gün gibi kısa bir süre tanımasıydı. Bu sürede bir şey değişmeyince kendisini ihanet uğramış gibi hissetti. Eğer Suriye’deki durum böyle devam ederse Türkiye 910 km’lik sınır komşusunu kaybedecek. Bunun üzerinden gelişen gerilimle Irak’la ilişkiler de bozulacak. Türkiye’nin Esad ile uzun bir süre yaşayabileceğini düşünmüyorum.

Peki Esad’ın yaşayabileceğini düşünüyor musunuz?

Taştekin: Esad idam fermanını elinde tutuyor. Bu kadar şiddet rejimi sona doğru sürüklüyor. Eğer Suriye’de rejim değişebilseydi Batılıların dile getirdiği Şii hilaline karşı Sünni bloğu oluşturmak için önemli bir adım atılmış olacaktı ama bu olmadı.

Aynı zamanda Türkiye Suriye muhalefetine ciddi bir destek veriyor.

Taştekin: Evet, Esad Suriye’nin başında kaldığı sürece Türkiye kucağında bir bomba ile oturuyor olacak.

Nuh Yılmaz: Ben Fehim’in ilk söylediklerine katılmıyorum. Türkiye’nin sıfır sorun politikası kendi politikasıydı ve Batılıları da epey kızdırdı. 2010 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde İran’ın nükleer programı ile ilgili aldığı karar, Mavi Marmara’da koyduğu tavır veya Gürcistan Savaşı’nda NATO gemilerinin Karadeniz’e girmesine izin vermemesi gibi örnekler akıllarda. Bu sebeplerden dolayı sıfır sorun politikası Türkiye’nin politikası değil demek yanlış olur, Türkiye’ye özne pozisyonu vermemek olur. Türkiye ekonomik ve siyasi olarak ortanın üzerinde güçlü bir ülke. Çok abartmamak gerekir belki ama Türkiye kendi politikasını belirleme gücüne ulaştı son 10 yılda.

Taştekin: Doğru, Türkiye’nin sıfır sorun politikası kendi politikası ama bu politikanın Batılı müttefiklerinin beklentilerine denk düşen tarafları da var. Mutlak surette Batı’ya rağmen böyle bir yönelim olduğu söylenemez.

-Ama sonuç olarak Türkiye’nin ürettiği politika bir işe yaramadı.

Yılmaz: O başka bir tartışma. Şöyle ki sıfır sorun, barış şartları için üretilmiş bir politikaydı. Bir ülkenin maddi çıkarını barış ve istikrara endekslemesi son derece zor bir şeydir. Türkiye bunu bir şekilde başarmıştır. İşte bu yüzden de Suriye’de yaşananlar Türkiye’nin hedeflerine darbe vurmuştur. Bu noktalarda söz konusu politika geliştirebilir, yeni açılımlar yapılabilir.

Şu aşamada Suriye konusunda Türkiye riskli bir pozisyonda durmuyor mu?

Yılmaz: Doğru ama başka bir pozisyon yok. Siyasette sizin başlatmadığınız bir kavgada taraf olmak, kazanan tarafta yer alsanız bile baştan kaybetmektir. Siyasette önemli olan fay hattının nereden geçtiği, fay hattını kimin koyduğudur. Türkiye’nin yapmaya çalıştığı şey fay hattının yerini değiştirmekti. Bir yandan Suudi Arabistan’ın, diğer yandan İran’ın mezhep çatışmasına çekmeye çalıştığı fay hattını sadece Türkiye değiştirmeye çalıştı, çalışıyor. Türkiye Batı’nın yanında veya karşısında değil. Kendi oyununu oynamaya çalışıyor. Şu anki kriz ortamında her istediğini başaramadığı ortada ama bu konuda bir irade ortaya koyuyor. Bu yüzden Türkiye Suriye’de, içinde her kesimin olduğu, din, mezhep ve etnisiteyi aşan bir muhalefet örgütlemeye çalıştı. Bu dışarıdan yapılan bir plan değildi.

Başbakan’ın son referandumda dediği “Taraf olmayan bitaraf olur” noktasına gidiyor olmayalım. Yani Türkiye’nin söz konusu bloklaşmalardan birine savrulma noktasına gelmesi söz konusu olursa...

Yılmaz: Mezhep çatışması isteyen her iki taraf da Türkiye’yi kendi yanına çekmeye çalışıyor. 2003’teki tezkere konusu sırasında da bazıları “Türkiye bu işten çok zararlı çıkabilir” diyerek işgale dahil olmamızı öneriyorlardı. Türkiye şimdi de, o gün olduğu gibi kendi politikasını üretmeye çalışıyor. O yüzden Katar ve Suudi Arabistan’ın çekiştirmesine rağmen Başbakan Erdoğan halen Aşure kutlamasına katılarak, Irak’ta Şiiliğin kutsal yerlerini ziyaret ederek ve yine Irak’ta Sistani gibi Şii liderlerle görüşerek meseleyi mümkün olduğu kadar mezhep merkezinden çıkarmaya çalışıyor. Ancak İran bu çabaları “Türkiye Batı yanlısı oldu” şeklinde sunarken diğer taraf da “Türkiye İrancı oluyor” diye göstermeye çalışıyor.

Türkiye Suriye konusunda önemli bir aktör olabilir mi? Türkiye’nin avantaj ve dezavantajları neler?

Taştekin: Türkiye’nin bölgesel aktör olabilme ihtimalini artıran en önemli özelliği herkesle belli bir iletişim halinde olabilmesiydi. Türkiye eğer bu rolü büyütürse, bunun ötesine geçip ‘soft power’a müdahaleciliği de eklerse bölgede Osmanlı’ya yönelik endişelerin nüksetme riski var. Biz bu coğrafya ile henüz çok barışık değiliz. Bizim bölgede hemen karşımıza çıkabilecek, Ermeni meselesi, Kürt meselesi gibi önemli iç sorunlarımız var.

Türkiye, Suriye’nin Irak’a dönüşmesini engellemek için ne yapabilir?

Taştekin: Türkiye’nin elinde bir muhalefet örgütlenmesi var ve bu muhalif güçler içerisinde fazla Kürtler yok. Kürtler biraz ayrı durmaya başladı. Şiddete başvurmayan, federatif bir yönetim ister pozisyonda kalıp, gelişmeleri izliyorlar. Eğer Esad rejimi yıkılmaz ve Suriye bölünürse Türkiye çok ciddi bir sorunla karşı karşıya kalacak. Ankara bunu engellemek istiyorsa Türkiye’den yönetilen muhalif hareketleri farklı kullanmak zorunda. Muhalifleri siyasi çözüme ikna etmek zorunda. Aksi halde iç savaş büyüyecek ve ülkenin en az üçe bölünmesi gündeme gelecek. Ve Türkiye , Suriye’nin kuzey ve doğu kesimlerinde Kürtler’in ayrı bir yapılanmaya gittiği bir tablo ile karşı karşıya kalacak. Türkiye için asıl dehşet senaryosu bu.

‘Türkiye’yi savaşa sokmak istiyorlar’

-Türkiye’de Suriye’deki sürece askeri olarak da müdahil olması için bir lobi oluştuğu iddiasına katılıyor musunuz?

Yılmaz: Evet, Ağustos’tan beri güçlenen bir lobi var. Türkiye’yi savaşa sokmak istiyorlar. Ancak Ankara’nın bu konuda çok istekli olduğunu sanmıyorum. Burada İran’ın örgütlediği başka bir grubun da, birinci gruba bakarak, Türkiye üzerine baskı oluşturmaya çalıştığını düşünüyorum. Yani Türkiye’de ikili lobi var ve hükümet bu iki lobi arasında kalıyor. Bir ülkede rejim barışçıl göstericileri kurşuna diziyorsa, eğer orada 16 tane istihbarat örgütü varsa, ülkenin her yerinde kontragerilla örgütlenmesi kapsamışsa burada birilerinin silahlı direnişe geçmesine şaşırmamak gerek. O yüzden Suriye’deki siyasi rejim kendi kendini ülkeyi yönetemez hale getirdi. Dış destek de süreci hızlandırdı. İran tam anlamıyla mezhepçi bir devlete dönüştü. Karşısında da Suudi Arabistan gibi bir ülke olduğu zaman ortaya çıkan tablo bu. Türkiye’nin bu taraflardan birini tercih etmesini istememiz baştan yanlış bir şey. Türkiye’nin yapmaya çalıştığı şey bir ortak bir muhalefet oluşturup, Suriye’nin bölünmemesini sağlamaktı. Türkiye’nin Suriye’ye 15 gün izin verdiği ifadesi de rejimin söylediği bir şey çünkü Türkiye Suriye’ye çok uzun zamandır süre tanıdı, birçok konuda destek vermeye çalıştı ama Suriye İran desteğini garanti gördüğü için bunları geri çevirdi. Bunun maliyetini Türkiye’ye çıkarmak doğru değil. O kadar kısıtlı iletişim koşulları var ki, Suriye’deki muhalifleri Türkiye’den yönetmek de mümkün değil. Suriye’deki rejimin çözülmesinin tek yolu ordunun bölünmesi. Herkes biliyor ve herkes buraya çalışıyor. Türkiye’deki muhalifler izole bir hayat yaşıyorlar ve buradan da silah kaçakçılığına da izin verilmiyor. Şu anda İsrail’in pompaladığı bir propaganda bu. Türkiye’nin Özgür Suriye Ordusu’na destek verdiği, silahlı eğitim verilen bir kamp kurduğu iddiaları da gerçek değil. O kamplar Ürdün’de, kimin destek verdiği ortada.

Taştekin: İran’ın Esad rejimine sonsuza dek mutlak destek vereceği önermesi yanlış.

Yılmaz: Evet, ben de katılıyorum bu önermeye.

Taştekin: Ayrıca, Hizbullah’ın silahlı bir şekilde bu olaylarda yer aldığı sadece bir iddia. Lübnan’ın Vadi Halid bölgesinde, Suriye sınırında birçok kişiyle konuştum. Herkes bu iddiayı dile getiriyor ama kimse somut bir şey ortaya koyamıyor. Ciddi bir kara propaganda almış başını gidiyor. İranlı bir diplomatın bana dediği şu: “Eğer Suriye’de başa gelecek rejim bize İsrail’e karşı direniş hattının devam edeceği konusunda garanti verirse Esad’ın ipini anında çekeriz.” İran, muhaliflerle görüşmesi için İstanbul’a elçi gönderdi ama kabul etmediler. İran’ın sonuna kadar Esad’ı desteklediği ve gösterilerin bastırılmasına yardım ettiği tespiti gerçeği yansıtmıyor. İran’ın Suriye’ye çok ihtiyacı yok ama Suriye’nin İran’a çok ihtiyacı var. İran, Suriye’den kaynaklanan boşluğu yeni müttefiki Irak ile de doldurabilir.




Yorum Ekle
Bu habere yorum ekleyen ilk siz olun…
Kategoriye Ait Diğer Haberler
Haber1
'Arap Baharı'nı Batı Yönlendiriyor'
Avrupa'nın önde gelen Müslüman entelektüellerinden Tarık Ramazan, "Arap Baharı" süreci öncesinde Batı'nın yönlendirici etkisi olduğunu söyledi.
Haber1
Dindar Kürtleri Kim Kazanır?
T24 sitesinden Hazal Özvarış, sosyalist gelenekten gelen Kürt aydın Ümit Fırat ile "Dindar Kürtleri kim kazanır: AKP mi, cemaat mi, Mustazaflar mı, BDP mi?" başlığı altında bir söyleşi gerçekleştirdi.
Haber1
'Mustazaf Der'in Kapatılmasının İzahı Mümkün Değildir'
Diyarbakır Barosu Başkanı M. Emin Aktar, Mustazaf Der'in kapatılma kararının ne hukuki ne de adil olduğunu ifade ederek, demokratik bir toplumda bunu izah etmenin mümkün olmadığını söyledi.
Haber1
İsrail`e Mesajımız Açık!..
Siyonist işgal rejimi zindanlarında 17 Nisan`dan bu yana açlık grevinde bulunan 1600 Filistinli esirin durumu kötüye giderken, duyarlı Müslümanlar dışında dünya kamuoyu sessizliğini koruyor.
Haber1
Bahattin Temel Hoca ile Umre Üzerine Sohbet
İnzar Umre Kampanyasına katılan 99 kişiye rehberlik eden Siyer araştırmacısı M.Bahattin Temel, kutsal topraklarda teneffüs ettikleri manevi havayı Doğruhaber'e anlattı.
Haber1
'Avrupa'daki Okuyucularımızı Önemsiyoruz'
Avrupa'daki okuyucularını önemsediklerini belirten yazar ve yayıncı M. Ali Gönül, Avrupa'da yaşayan Müslümanlara yönelik yayıncılık faaliyetlerini arttıracaklarını söyledi.
Haber1
Çeçenler Neyin Bedelini Ödüyor?
Çeçenlere yönelik yaşanan suikastlardan sonra son dönemlerde başlayan iade ve sınır dışı furyası akıllara "Çeçen mülteciler neyin bedelini ödüyor" sorusunu getirdi.
Haber1
'Ticari Bir Organizasyon Değiliz'
Avrupa'da yaşayan gençler, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Paskalya (Ostern) Bayramı dolayısıyla okulların tatil olmasından yararlanarak Umre'ye gidecekler. Bu organizasyonu gerçekleştiren Meş'ar Hac ve Umre Organizasyonu yetkilisi, konuyla ilgili ilginç açıklamalarda bulundu.
Haber1
Erdoğan: YGS ve Dershaneyi Kaldırıyoruz
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Yüksek öğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve üniversite hazırlık kurslarının kaldırılacağını söyledi.
Haber1
'Arap Baharı Ümmetin Dönüm Noktasıdır'
Hamas’ın Siyasi Büro Şefi Halit Meşal, “Arap Baharı bizi de yakından ilgilendirmektedir. Arap Müslüman topluluklarla olaylara yaklaşımlarında aynı görüşü paylaşmaktadır. Arap Baharı'nın Müslümanlar tarihinde bir dönüm noktası olduğunu düşünüyoruz” dedi.
Haber1
'Mazlumun Yanında, Zalimin Karşısındayım'
HSH- İslami Tevhid Hareketi Genel Sekreteri Şeyh Bilal Şaban, Cumhuriyye Gazetesiyle yaptığı söyledşide, 'Ben Sünni olsun Şii olsun, Müslüman olsun Hıristiyan olsun, Kürt-Türk-Arap-Berberi kim olursa olsun mazlumun yanında, zalimin karşısındayım.' dedi.
Haber1
Tesettürün Simge İsminden Tarihi Beyanat
HSH- Tesettürün simge isimlerinden Şule Yüksel Şenler hanımefendi, kendisiyle yapılan son söyleşide İslami Tesettürle birlikte birçok konuda tarihi beyanatlarda bulundu.
Haber1
'İlkokula da Başörtülü Gidilebilmeli'
Sabancı Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Tosun Terzioğlu, ilkokulda başörtüsü takılabileceğini söyledi. Vatan Gazetesi`nden Mine Şenocaklı`nın sorularını cevaplayan Terzioğlu, "neden başörtülü olmasın! Sorun ne bilmiyorum ki!" dedi.
Haber1
Nisanur Dergisi Nasıl Bir Kadın Profili Hedefliyor?
HSH- Doğruhaber Gazetesi'nin sorularını yanıtlayan Nisanur Dergisi sahibi Saim Yüksek, Derginin nasıl bir kadın profili hedeflediği sorusuna çarpıcı bir yanıt verdi.
Haber1
Bombalı Vahşeti Devlet Gerçekleştirmiş!
Batman'da minibüs durağına konulan beş bombadan birinin patlaması sonucu 11 kişi hayatını kaybettiği, 16 kişi de yaralandığı olayın Devletin istihbarat birimlerince gerçekleştirildiği ortaya çıktı.
Haber1
'Bilgisayar Kullanmam, Baskıyla Telefon Aldım'
Vakit Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hasan Karakaya, meslek hayatının 40. yılına girdi. Karakaya, geçen zamana bakınca, "Keşke her şey güzel olsaydı, ben de romantik yazılar yazsaydım. Şair der ya 'Beni bu havalar mahvetti'. Beni de bu cuntalar mahvetti! Türkiye gibi ben de normal olamadım." diyor.
Haber1
Suriyeli Muhalif Liderden Çarpıcı Açıklamalar
Suriyeli muhalif gruplardan Ulusal Koordinasyon Kurulu’nun Başkanı Heysem Menna, İstanbul’da kurulan Ulusal Konsey adlı örgütün başkanı Burhan Galyon’un direnişle ilgili sözlerini utanç verici olarak niteledi.
Haber1
'Suriye Irak'tan Çok Daha Kötü Olabilir'
HSH- Suriye'deki olayların başlangıç noktası ile gelinen içler acısı durumu değerlendiren uzmanlar, sorunun Türkiye, Rusya ve İran'ın birlikte hareket etmesiyle sorunun çözülebileceğini, aksi halde Katar ve Suudi Arabistan'ın silah desteği ile çatışmaların arttırılarak coğrafyanın Irak'tan çok daha kötü olacağını belirttiler.
Haber1
'Hizbullah'ın Faali Meçhulü Kalmadı'
Mustazaf Der Genel Başkanı Av Hüseyin Yılmaz, "Dindar Gençlik" tartışmalarından KCK'nın Hizbullah manifestosu hakkında açıklamalarına kadar birçok konuyu İlke Haber Ajansı'na değerlendirerek dikkat çekici açıklamalarda bulundu.
Haber1
HAMAS: Türkiye'ye Güveniyoruz
Arap Baharı'nın Filistin'e yansımalarından, Heniyye'nin dış ziyaretlerine; 'Türkiye Hamas'a 300 milyon dolar verdi' haberlerinden, Filistin iç barış müzakerelerine kadar daha birçok konuda soruları yanıtlayan Hamas liderlerinden Mahmud Zahar, Doğruhaber Gazetesine önemli açıklamalarda bulundu.
Gazete Son Dakika RSS Hava Durumu twitter facebook
GÜNÜN RESMİ
-Yorumsuz-
-Yorumsuz-
reklam
ANKET
Neden Mustazaf-Der Hakkında Kapatılma Kararı Verildi?
Anket
VİDEOLU HABERLER
Haber1
Uludere Özür Dilenecek Bir Olay Değil!
HSH- İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Uludere'de sınırı geçerken savaş uçaklarıyla vurularak katledilen ve kamuoyunda Uludere Katliamı olarak adlandırılan olayla ilgili tarihin kara sayfalarına yazılacak açıklamalarda bulundu.
Haber1
Arkadaşlarıyla İlk Defa Cuma Namazı Kıldı
Açlık grevi anlaşması sonucu tek kişilik hücreden koğuşa çıkarılan Muhammed Arman, ilk defa cuma namazı kıldı.
Haber1
Seyyid Nasrallah'tan İtidal Çağrısı
HSH- Lübnan İslami Direniş Hareketi Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, türbe ziyareti için gittikleri Suriye'nin Halep kentinde kaçırılan 12 Lübnanlı haberinin ülkede gerginliğe sebep olması üzerine, halka itidal çağrısında bulundu.
Haber1
Mustazaf-Der Şube Başkanı: Üstüme 30 Polis Çullandı!
Yaklaşık 30 polis tarafından darp edilen Mustazaf Der Osmaniye Şube Başkanı Abdulkadir Alakuş, yaşadığı olayı İLKHA'ya anlattı. Polisin terörist muamelesi yaparak kendilerine silah doğrulttuğunu, biber gazı sıkarak darp ettiğini ifade eden Alakuş, hem darp ettiklerini, hem de kendilerini temize çıkarmak için davacı olduklarını söyledi.
Haber1
Başörtüsavar Profesörün Sicili Kabarık Çıktı
Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nadide Kazancı ise, Astronomi ve Uzay Bilimleri Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rennan Pekünlü'nün öğretim üyeliğinden uzaklaştırılma noktasına gittiğini söyledi.
EN ÇOK OKUNANLAR
Haber Resim Yok
Seyyid Nasrallah'tan Büyük Vefa Örneği
HSH- Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah'ın, şehid İmad Muğniye'nin şahadetinden birkaç ay sonra sivil kıyafetlerle şehidin mezarını ziyaret ettiği ortaya çıktı.
Haber Resim Yok
Hizbullah'tan Şehid Alimler İçin Başsağlığı
Hizbullah Genel Sekreteri Yardımcısı Şeyh Nuaym Kasım, Lübnan Müftüsü Muhammed Reşid Kabbani'yi arayarak, Nasrullah'ın Kuzey Lübnan'da şehid edilen iki alimle ilgili taziyelerini ilettiği öğrenildi.
Haber Resim Yok
Seyyid Nasrallah'tan İtidal Çağrısı
HSH- Lübnan İslami Direniş Hareketi Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, türbe ziyareti için gittikleri Suriye'nin Halep kentinde kaçırılan 12 Lübnanlı haberinin ülkede gerginliğe sebep olması üzerine, halka itidal çağrısında bulundu.
Haber Resim Yok
Türkiye Alman Müslüman'ı İade Edecek
Türkiye'nin, Alman Federal savcılığınca "terör örgütü" üyesi olmakla suçlanan Alman Müslüman Thomas U’yu önümüzdeki günlerde Almanya’ya iade edeceği bildirildi.
Haber Resim Yok
Arkadaşlarıyla İlk Defa Cuma Namazı Kıldı
Açlık grevi anlaşması sonucu tek kişilik hücreden koğuşa çıkarılan Muhammed Arman, ilk defa cuma namazı kıldı.
sag alt
Sitemiz Sadece İnternet Üzerinden Yayın Yapmaktadır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Kullanılamaz.
hur-seda@hotmail.com   © 2008 - 2012   Tüm Hakları Saklıdır.