Biz seni unuttuk sen de bizi unutulanlardan kıldın ey Rabbim

10 Ocak 2017 Salı, 00:39

Kederliyim ey Rabbim! Keder ve hüzün kalbimi parçalıyor. Bu satırları gece yarısından sonra yazıyorum. İçimden geldiği gibi, duygularımı serbest bırakarak yazıyorum. Ey Rabbim! Ümmetimin mazlumiyeti, perişanlığı, cehaleti, dağınıklığı, yoksulluğu ve kimsesizliği beni kahrediyor. Rabbim! İnsanlığı kurtarmakla görevlendirdiğin, en iyi ve üstün ümmet olarak vasıflandırdığın bu ümmetin halini görüyor musun?

Resulullah'ın birbirleriyle üç günden fazla küs kalmalarını yasakladığı ümmet bu mu? Görüyorsun nasıl da birbirlerinden nefret ediyorlar! Birbirlerini küfür ve şirkle itham edip hakaretlerin en ağırını etmeyi nasıl da meziyet sayıyorlar! Ne kadar da rahat birbirlerini boğazlayıp kadınlarını dul, çocuklarını yetim bırakıyorlar. Birbirlerinin cami ve mescitlerini bombalayıp çarşılarını mezbahaya çeviriyorlar.

Kederliyim ey Rabbim! Ne kadar da mahzun ve perişan ümmetimin çocukları ve kadınları! Ümmetimin yurt edindiği her yerden feryatlar, imdat çığlıkları yükseliyor!

Nasıl oldu da bu hale geldik ey Rabbim! Oysaki senin peygamberin bize hak yolu en iyi şekilde açıklamıştı. Kurtuluşun, mutluluğun, adaletin, insani erdem ve faziletlerin kaynağı Kur'an'ı hayatımıza hâkim kıldıktan sonra aramızdan ayrılmıştı. Biz de ona uymuştuk. Kur'an'a ve peygamberin sahih sünnetine dört elle sarıldığımız için dünyanın efendileri olmuştuk. Dünyayı hem madden hem de manen mamur etmiş, yeryüzüne adaleti hâkim kılmıştık. İlmin, ahlakın, bilimin, hikmetin, kalkınmanın öncüleri hep aramızdan çıkmış, dünyayı mamur edip aydınlık yarınlara taşımışlardı.

Sonra şımardık ey Rabbim! Bize lütfettiğin nimetlerin değerini bilemedik. Gaflete düştük. Dünyaya daldık. Heva ve heveslerimizin kulları olduk. Gurur, kibir, inat, zulüm, tuğyan ve cehaletimiz yüzünden haktan ayrılıp şeytana meylettik. Rahman olan senden yüz çevirdik. Seni unuttuk. Sen de bizi unutulanlardan kıldın ey Rabbim!

Ey Rabbim! Suçluyuz! Gaflete düşüp seni unuttuğumuz için suçluyuz! Suçumuzun cezasını en ağır biçimde ödüyoruz. Doğuya ve Batıya hâkimken, ilmin ve medeniyetin öğretmenleriyken hakir ve değersiz, kanları en ucuz yığınlar haline geldik. Toprakları işgal edilmiş ve kendileri şurada burada mülteci durumuna düşmüş, en kutsal mekânları düşmanlarının postalları altında çiğnenmiş bir ümmet haline geldik. Açlık, yoksulluk, kimsesizlik, sefalet, bulaşıcı hastalıklar, nezaketsizlik, düzensizlik, zulüm, baskı, geri kalmışlık, tefrika tutsak aldı bizi.

Öyle zelil ve hakir bir duruma düştük ki ey Rabbim, kendi öz vatanımızda Müslüman'ca yaşamak ar sayılıp yasaklanırken fasıklara şarap içip zina yapma özgürlüğü tanınmış, hatta korunma altına alınmışlar. Biz Müslümanların bunları ikaz etme, iyiliği emredip kötülükten men etme hakkı bile elimizden alınmış.

Suçluyuz ey Rabbimiz! Senden uzaklaşıp nefsimize ve şeytana uyduk. Sen de bizi terk ettin. Kaderimizle baş başa bıraktın bizi.

Ey Rabbimiz, çektiğimiz acıları sonlandır artık. Bizim için değil, her türlü zilleti hak eden biz günahkârlar için değil, mazlum ve mahzun yavrularımız için, feryatları arşı titreten bağrı yanık analarımız için, zalim düşmanın iffetine el uzattığı zayıf ve güçsüz kadınlarımız için bize yardım et! Senden başka kimimiz var ki ey Rabbimiz! Acılarımızı sonlandır, küllerimizden dirilt bizi! Vahdete, uhuvvete, muhabbete, adalete, huzura, barışa, özgürlüğe susamış mahzun gönüllerimizden yükselen dualara icabet et. Öze dönüşü nasip et bize! Küfrün ve zulmün karanlığı içinde çıldıran, vahşi hayvanlara dönen insanlığı kendine getirecek erdemliler toplumu olmanın yolunu bize göster. Yüzlerini tekrar sana, senin dinine çeviren salih kullardan eyle bizi ey Rabbimiz! (Doğruhaber)