Peygamber hangi İslam'ı yaşadı?

22 Eylül 2017 Cuma, 21:32

Mevlana Hazretleri, İslami edebiyat ve şiirin şaheserlerinden olan Mesnevi adlı kitabında şöyle bir olay anlatır:

"Hintliler, karanlık bir ahıra bir fil getirip halka göstermek istediler. Hayvanı görmek için o kapkaranlık yere bir hayli adam toplandı. Fakat ahır o kadar karanlıktı ki gözle görmenin imkânı yoktu. O, göz gözü görmeyecek kadar karanlık yerde file ellerini sürmeye başladılar.Birisi eline hortumunu geçirdi, "Fil bir oluğa benzer" dedi.Başka birinin eline kulağı geçti, "Fil, bir yelpazeye benziyor" dedi.

Bir başkasının eline ayağı geçmişti, dedi ki: "Fil bir direğe benzer."Bir başkası da sırtını ellemişti, "Fil bir taht gibidir" dedi. Herkes neresini elledi, nasıl sandıysa fili ona göre anlatmaya koyuldu. Onların sözleri, görüşleri yüzünden birbirine aykırı oldu. Birisi dal dedi, öbürü elif. Herkesin elinde bir mum olsaydı sözlerindeki aykırılık kalmazdı. Duygu gözü ancak avuca, ancak köpüğe benzer, avuç bütün fili birden elleyemez ki!"

Günümüzün Müslümanlarının aziz İslam`a bakışı Mevlana Hazretlerinin anlattığı fil olayına çok benziyor. Bazılarımız İslam`ı sadece bir kültür dini olarak görüyoruz. Kültürel ve zihinsel bir uygarlık… Yaşanan, hayata yön veren, ahlak ve ameli şekillendiren, siyasi talepleri olan bir din değilmiş gibi davranıyoruz. Ya da böyle biliyoruz.

Bazılarımız içinse kuru bir siyaset ve politikadır dindarlık…Kahir ekseriyetimizin zihnindeki İslam birkaç ibadet ve güzel ahlaktan ibarettir. Namazını kılıp orucunu tuttun mu, bir de ömründe bir defa hacca gittin mi senden daha iyi Müslüman yoktur! Diğer bazılarımız İslam`dan tasavvuf karşıtlığını, züht karşıtlığını anlıyor; gecelerini ibadetle geçirenlere, ellerinden tespih düşürmeyenlere cahil gözüyle bakıyor.

Neden her birimizin farklı bir İslam anlayışı var? Neden zihinlerimizdeki İslam algıları farklı? Neden?

Çünkü İslam`ı bilmiyoruz. İslami anlayışımız kulaktan dolma bilgilerin üzerine inşa edilmiş. Mesnevide geçen fil olayı gibi… El yordamıyla İslam`ı bilmeye, yaşamaya çalışıyoruz. Sağlıklı kaynaklardan beslenmiyoruz. Kur`an ve sahih sünnet temel referanslarımız değil. İslam`ı, İslam`ın sahibi olan yüce Allah`tan, O`nun sevgili Resulünden değil de, bilmem şu ağabeyden, şu hocadan, şu kitaptan öğrenmeye kalkışıyoruz. Ve ortaya sayısız, birbiriyle kavgalı İslami anlayış çıkıyor. Karmaşa, tefrika, bölünmüşlük, güçsüzlük, haset, sevgiden ve vahdetten uzak bir ümmet…

Hâlbuki ariflerin piri Mevlana`nın dediği gibi her birimiz birer mum yaksak, mumun ışığına sığınsak, ne karanlık kalır ne de yanlış, farklı din algısı. Kuşkusuz bizim mumumuz Kûr`an`ı Azimdir… Sünnet`i Resulullah`tır… Kur`an`ı ve sahih Sünneti kendilerine rehber edinmiş şerefli Ehl-i Beyt, Sahabe-i Kiram, rabbani âlimler ve müçtehitlerdir…

Kur`an`nın ışığını kendimize rehber edinirsek o zaman anlayacağız ki İslam hem kültürdür hem de amel… Hem bilgidir hem de yaşam… Hem cihattır hem de irfan, tasavvuf, züht… Hem siyasettir hem de namaz, oruç, hac, zekât, tesettür… Hem güzel ahlaktır hem de direniş, eylem, iyiliği emredip kötülükten menetmek…

Cihat İslam`ın bir parçasıdır. Siyaset İslam`ın bir parçasıdır. Tasavvuf İslam`ın bir parçasıdır. Ahlak İslam`ın bir parçasıdır. İbadet İslam`ın bir parçasıdır. Kültür, bilgi, ilim İslam`ın bir parçasıdır. Bunların her biri İslam`ın birer parçasıdır, bütünü değil… Bütün bunlar bir araya gelince İslam tam ve eksiksiz olur. Allah`ın kabul edeceği bir din haline gelir. Aziz İslam dininin tek bir yönüne tutunmak, diğer boyutlarını görmezden gelmek Allah katında kabul edilebilir bir dindarlık değildir. Allah böyle yarım, eksik bir dindarlığı asla kabul etmez!

Peygamber Aleyhisselam ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Günlerinin çoğunu oruçlu geçirirdi. Geceleri uyumaz, sabahlara kadar Kur`an okur, ağlayarak, yanık bir sesle Rabbine dua ederdi. ‘` Ya Resulullah! Kendini bu kadar yıpratmana gerek yok ki! Sen günahtan uzak, Allah`ın lutfuna mazhar olmuş, masum bir insansın!`` diyenlere ‘` Şakir bir kul olmayayım mı?`` diye cevap verirdi. En büyük ariflerden, en büyük mutasavvıflardan daha arif, daha zahit olan Peygamber Aleyhisselam aynı zamanda bir siyasetçi ve devlet adamıydı da. Orduya komutanlık eder, savaşlara katılır, başka ülkelerin yönetimleriyle antlaşmalar yapar, toplumsal ve siyasal sorunları vahyin ışığında çözüme kavuştururdu.

Yine Peygamber Aleyhisselam bir ahlak ve hayâ abidesiydi. Şefkatli bir baba, hoşgörülü bir eş, affedici ve ayıpları örtücü bir liderdi. Fakat münkerlere karşı, haram ve günaha karşı katı, tavizsiz davranır, münkirlere hayat hakkı tanımazdı. Allah`a isyan içeren bir söz ve eylemle karşılaşınca kızgınlıktan yüzü sapsarı kesilirdi.

Peygamberimizin ilme, kültür ve uygarlığa, fen bilimlerine verdiği önemi anlatmaya kelimelerin gücü yetmez sanırım. Abasını şairlerin altına seren, taraftarlarına okuma yazma öğretmek şartıyla savaş esirlerini affeden, ‘` Bir saatlik tefekkür bin aylık nafile namazdan daha hayırlıdır!`` diyen, okuma yazma bilmeyen cahil bir toplumdan dünyaya hükmeden bir nesil inşa eden, Mekke ve Medine`yi bir medeniyet ve uygarlık merkezine dönüştüren bir peygamber…

Kur`an`ın deyimiyle Peygamber Aleyhisselam bizim için en iyi örnek ve numunedir. İslam`ı en iyi yaşayan, eksiksiz yaşayan biricik rehberdir. Onun yaşadığı İslam eksiksiz ve sahih bir İslam`dır. O zaman Peygamberin yaşadığı İslam`ı öğrenmeli, yaşamalı ve yaşatmalıyız. Allah`ın katında makbul bir dinin dindarı olmak istiyorsak, bizi felaha ve cennete götürecek İslam`ın hangi İslam olduğunu bilmek arzusundaysak, Peygamberin uyguladığı İslam`ı kendimize şiar edinmeliyiz. Bunun da yolu ihlâstan, güçlü ve sahih bir siyer ve tefsir bilgisinden, ete, kemiğe bürünmüş, söz ve amele hâkim bir dindarlıktan geçer…

Sadullah Aydın | İnzar Dergisi | Eylül 2017 | 156. Sayı