Referandum ve sonrasındaki beklentiler

16 Nisan 2017 Pazar, 14:17

Nihayet 16 Nisan gelip çattı. Bu gün halk, yeni Cumhurbaşkanlığı sistemi için sandık başına gidiyor. Allah Tealadan bu seçimi halkımızın dünya ve ahireti için hayırlara vesile kılmasını diliyoruz.

Seçim stratejileri, oyunları, komploları, sert tartışmaları, gerginlikleri geride kaldı. Seçim sonrası komplolar ise maalesef yerinde duruyor. Bu komplolar ürkütmeye devam ediyor. Aynı şekilde büyük beklentiler de yerinde duruyor. Evetçilerin kampanya boyunca savunma gerekçeleri, kullandıkları dil, ifade edilen sözler, verilen vaatler, referandum sonrası için çizilen pembe tablo, ister istemez toplumda büyük beklentilerin oluşmasına neden oldu. Hep beraber takip ettik. İktidar tarafı büyük konuştu. Birçok hususta büyük beyanlarda bulundu. Birçok hususta da dillendirilen beklentiler karşısında sükût ederek arkasında durduğunu ortaya koydu.

Dolayısıyla bu halkın yüz yıllık büyük sorunlarını çözme hususunda kendilerini bağlayarak melce' durumuna gelmiş bulunmaktadırlar. Vesayetler döneminin kapanacağı, cunta dönemi anayasasının kökten değiştirilmesinin kapısının aralanacağı, ötekileştirici devlet mekanizmasının yıkılacağı, vesayet kurumlarının tüm yetkilerinin ellerinden alınacağı ve nihayetinde de tüm toplumda kardeşliğin adalet ekseninde tesis edileceği, halkların kaynaşacağı, güç birliğinin sağlanacağı, yüz yıldan fazladır bizi aldatan batıdan yüz çevrileceği şeklinde bir istikbal resmi çizildi.

Yeni sistemin savunuculuğunu yapan mekanizma, farkında olsun veya olmasın, tüm bu beklentilerin odağındadır. En kestirme ifadeyle; cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda benzeri vaatlerle büyük bir ihanet yaşayan koca toplum, bir daha gösterilen istikametin tersine yollanmak istemiyor. Sayın Erdoğan ve mekanizması, bunun farkında olmak durumundadır. Sistem değişikliğinde şimdiye kadar çok zor bir sürecin aşıldığı muhakkaktır. Ancak asıl önemli olan; referandum sonrasındaki duruş olacaktır.

Toplumun her kesiminin kendilerine göre ciddi sorunları vardır. Can, mal, din, akıl ve nesil emniyetleri sağlanmış değildir. Etnisite ve inanç noktasında ötekileştirici, ayrıştırıcı kırılma noktaları yerinde duruyor. Mevzuatların tamamı ecnebidir.

Toplumun bütünleştirici, ortak bir paydası henüz yoktur. Bu bütünleştirici saik, şimdiye kadar ve el an dahi milliyetçilik ve etnisite üzerinden sağlanmaya çalışılıyor ki bu durum, hiçbir zaman bütünleştirici olamadı. Tüm bu iç sorunların her biri birer dağ gibi önümüzde duruyor. Bunların yanında dış kuşatılmışlık, Ortadoğu'nun parçalama üzerine bina edilen yeni projesinde Türkiye'nin hedefte olması, bizi bekleyen diğer devasa sorunlardır.

Burada net olarak  belirtelim ki tüm bu sorunlar, iktidarın ve dolayısıyla istikbaldeki yeni başkanlık sisteminin güçlü bir söylem ile çözmeyi vaat ettiği sorunlardır. Bu sorunların çözümünün kolay olmayacağını, ucuz olmayacağını çok iyi biliyoruz. Batıya mahkum, batıya payanda, eli kolu bağlı bir şekilde hiçbir şeyi çözemeyeceğimiz de çok iyi bildiğimiz husus.

Referandum etabı, çözüm yoluna sadece ilk adımdır. Halk, bu yola cevaz verirse, bütün zorlukların üstesinden geleceğinin de bilinmesi lazımdır. Ancak inisiyatifi alan iradenin yerli anayasaya, yerli mevzuata yönelmesi, bunun bedelini ve diyetini ödemekten kaçınmaması gerekir. Bir bedel ile yüzleşileceği mukadderdir. Bundan kaçış yoktur. Bu noktadan sonra bilinmesi gereken en önemli husus; kesinlikle geriye bakılmaması gerektiğidir. Zira bu yola girildikten sonra dönüş yolu da kapatılır ve gemiler yakılırsa zafer de mukadder olacaktır. Hz. Nuh'un oğlunun geriye bakan oğlunun helak olması gibi, geriye bakmak, tereddüt geçirmek, titremek bu milletin ayaklar altında çiğnenmesine neden olacaktır.

Mevcut gidişatın hiç iyi olmadığını da belirtmemiz gerekir. Zira vesayetçiler sahaya dadanmış durumdadırlar. Sessiz ancak büyük bir direniş halindedirler. Sahayı terk etmeye niyetleri yok gibi. Sahanın tekrar bunlara bırakılmış olması, gelecekte hiçbir şeyin değişmeyeceği yönünde önemli bir göstergedir. Bu durum, ciddi bir umutsuzluk da oluşturmuyor değil. 15 Temmuz'daki halk devriminin üzerine abanan bu eski akla, bu devrim yedirilmemelidir. Sözün özü; yeni, yerli ve bütünleştirici anayasa yapılmadan bir şey değişmeyecek ve tehlike geçmeyecektir. (Doğruhaber)