Yanlışta ısrarın anlamı nedir?

20 Ağustos 2017 Pazar, 16:25

Türkiye, Ak Parti iktidarı sonrasında bir biri ile taban tabana zıt çok çeşitli siyasi süreçler yaşadı. Bu süreçlerin her biri de genel anlamda Türkiye'yi çok farklı noktalara, siyasi duruşlara ve toplumsal konumlanmalara taşıdı. Yine bunların her biri de her seferinde Türkiye'yi uçurumların kenarına getirip bıraktılar. Bu siyasi maceralardan dönüş, hiç kolay olmayacak maalesef. On yıllarca telafisi yapılamayacak tahribatlar, travmalar ve yıkımlar bıraktılar bize. Bu gün, bu süreçlerden dönmeye çalışıyoruz ancak dönüş yolunu bulmakta da ciddi anlamda zorlanıyoruz.

Çözüm süreci bunlardan bir tanesidir. Doğu ve Güneydoğunun PKKHDP şahsında aslında küresel emperyalizme teslim edildiği ve şehirlerin yıkıldığı, on binin üzerinde insanın canına mal olan bu süreçten dönüş maalesef öyle kolay olmayacaktır. Sözde terörle mücadele konsepti kapsamında o gün, Kobani'de yerleşmeye çalışan PYD'nin desteklenmesi, uluslararası meşruiyet kazanmasına vardırılması ve nihayet adım adım farkında olunmadan, bu günlere taşınmasının o çözüm süreci politikası ile çok yakın ilgili olduğunu bugün kabul etmek durumundayız.

Yine Fetö meselesinde aynı durum yaşandı. Sayın cumhurbaşkanının tabiriyle “bre nankörler, ne istediniz de size vermedik” noktasına taşınan, aslında küresel üst aklın en önemli projelerinden biri olan Fetö'den bu gün yargı, askeriye, emniyet ve tüm kurumlarla, üstelik OHAL denen olağanüstü yetkilerle dahi kurtulamıyor ve bağırsaklarımızı temizleyemiyoruz. Kılcal damarlarına kadar, neredeyse devletin tamamını onlara kendi elimizle teslim etmiştik. Siyaset mekanizmasına göre Fetö'den kurtulduk sayılır. Ancak Fetö'nün oluşturduğu devlet aklı, devlet hafızası ve devlet stratejisi halen Türkiye'yi, hatta siyaset mekanizmasını dahi yönetmeye devam etmektedir.

Suriye politikası aynı ucube, sonrasında dönülmeye çalışılan, ancak bir türlü dönülemeyen, bugün ümmetin tamamını ciddi anlamda tehdit eden, ayrılık ve farklılıkları onanmaz derecede derinleştiren bir girdaba dönüşmüştür. Suriye meselesi ilk patlak verdiği zamanki politikamızı hatırlarsınız. Kabul edelim veya etmeyelim, Suriye'nin bu hale gelmesinin önemli sebeplerinden biri de bizim bu politikamız oldu. Bugün artık bir politika dahi üretebilecek durumda değiliz. Suriye ve o zamanki politika, bugün Türkiye'nin bekasını tehdit eden en büyük tehdittir. Türkiye'yi ABD'nin dişlerinden kurtarmak o kadar kolay olmayacaktır.

Bu meselelerin tamamında bizim kendimize ait bir ajandamız, bir bağımsız politikamız yoktu maalesef. Çözüm sürecinde HDP'nin, Fetö meselesinde Fetö'nün, Suriye politikasında da ABD'nin ajandasına uyduk.

Peki, bunları niye zikrediyorum şimdi. Aslında bilinen, sık yazılan şeyler diyeceksiniz haklı olarak. İki nedenle tekrar yazdım:

1 - Bu gün yaşananlar, bu zikredilenlerden bağımsız değil. Bu süreçler bitmedi, halen devam etmektedirler.

2 - Hatırlatma ihtiyacı duydum çünkü yine başkasının ajandasında boğulmak üzereyiz. Darbe sonrasında oluşturulan yeni konseptte yol arkadaşlığına ulusalcılar, uçları oynayan milliyetçiler ve cezaevlerinden çıkarılan Ergenekoncular alındı. Yine Ak Partinin kendisine ait bir ajandası yok maalesef. OHAL'in verdiği süper yetkilerle, Fetö ile mücadele adı altında, aslında Fetö'nün ajandası uygulanmaktadır.

Yeni yol arkadaşları, devlet mekanizmasından kendi ajandaları doğrultusunda devlet mekanizmasında büyük bir tasfiye/kıyım/yeni bir dizayn yapmaktadırlar. Doğu ve Güneydoğunun devlet omurgasını uçları oynayan milliyetçi kadrolara teslim ettiler.

Güvenlik soruşturmaları veya mülakatlar adı altında, devleti kutsayan, eski devlet mantalitesinde bir yapılanmaya gittiler ve Ak Partinin 15 yıllık sermayesine kibrit suyu döktüler. Mağdurlar ordusuna her gün yeni saflar dahil olmakta ve bu yapılanların tamamı da elbette ki Ak Partinin ve hükümetin karnesine yazılmaktadır. Ak Parti, 15 yıl boyunca canını dişine takarak kaldırmaya çalıştığı devlet anlayışını bu gün kendi eliyle, yeniden getirmek durumundadır.

Türkiye'nin küresel emperyalizm tarafından bu kadar ciddi anlamda kuşatıldığı bir zamanda, iç dinamiklerin bu şekilde zir u zeber edilmesi hiç hayra alamet değildir. Aklı başında tüm yetkililerin aslında farkında oldukları, ancak korkudan kimsenin sesini çıkaramadığı bu “YENİ YOL”dan dönüşün kolay olmayacağı aşikâr. (Doğruhaber)